Dosya Ar-Ge 03 KASIM 2014 / 09:01

Güçlü bir Türkiye için Ar-Ge zorunluluk

Ar-Ge farkındalığının çok düşük düzeyde olduğu Türkiye’de Ar-Ge ve inovasyon için ayrılan bütçeler de oldukça düşük. Diğer önemli bir sorun ise kalifiye eleman sıkıntısı.


Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 2013-2014 Küresel Rekabet Raporu’na göre Türkiye, 148 ülke arasından 44. sırada yer alıyor. Türkiye daha önce 142 ülke arasından 59, ondan önceki yıl ise 139 ülke arasından 61. sırada yer alıyordu. Yüksek katma değer için ileri teknoloji şart. 2006 – 2012 yıllarında ileri teknoloji ürünlerinin, imalat ürünleri ihracatı içindeki oranı baz alındığında Türkiye’de bu oran yüzde 4,8. ABD’de bu oran yüzde 46, Güney Kore’de yüzde 41, Çin’de ise yüzde 39. Türkiye’nin ihraç ettiği ürünlerin kilogram başına değeri 1.5 dolar, bu rakam Almanya için 4.1, Japonya için 3.5, Güney Kore için ise 3 dolar.

Kişi başına Ar-Ge harcaması Türkiye’de 166, ABD’de 1331 dolar

Bilgi Güvenliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hamdi Atalay, 2009 yılında 1.16 dolar olan kg ihracat fiyatının 2012 yılında 1,58 dolara yükseldiğini söyledi ve ihracattaki durumumuzu şöyle değerlendirdi: “Teknoparklardan yapılan ihracattan kilogram başına 6.9 dolar, patentli ürünlerden 3.0 dolar, tasarımlı ürünlerden ise 2.6 dolar gelir elde ediyoruz. Türkiye kg fiyatı 354 dolara hava taşıtı da ihraç ediyor. Elektrikli makinelerde 31, bilgisayar ve büro makinalarında 25, medikal optik aletlerde 22, savaş araçları ve askeri mühimmatlarda ise 21 kg/dolara ihracat yapıyoruz.”

2013 YASED Ar-Ge Araştırması Raporu’na göre Türkiye’de Ar-Ge faaliyeti gösteren uluslararası şirketler, Türkiye’deki Ar-Ge ekosistemini geniş bir bant içinde değerlendirmelerine karşın, ‘pazar potansiyeli’ en bariz avantaj olarak öne çıkıyor. Ankete katılan şirketlerce belirlenen en önemli Ar-Ge ekosistem özelliği de ‘kalifiye eleman’ olarak belirtilirken, bunu ‘pazar potansiyeli’, “kurumsal Ar-Ge destek mekanizmaları” ve ‘personel maliyeti’ takip ediyor.

2013 yılı OECD – Bilim, Teknoloji ve Sanayi Puan Tablosu’na göre Türkiye’nin Ar-Ge harcamalarının GSYİH içindeki payı yüzde 0,92, 2023 hedefimiz ise yüzde 3. Bu oran Çin’de yüzde 1,84, ABD’de yüzde 2,77, Almanya’da yüzde  2,88, Japonya’da yüzde 3.39, G.Kore’de ise 4.03 olarak belirtiliyor. Kişi başına Ar-Ge harcaması Türkiye’de 166 dolar iken, ABD’de 1331, Güney Kore’de 1203, Almanya’da 1138, Çin de ise 155 dolar. Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının yüzde 46,8’i özel sektör, yüzde 28,2’si kamu, yüzde 25’i yüksek öğretim kesimi, yurt içi ve yurt dışı kaynaklar tarafından karşılanıyor.

Diğer yandan Türkiye’de pek çok Ar-Ge teşviği bulunuyor. Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanlığı’nın San-Tez Projeleri, Teknogirişim Sermayesi Desteği, TÜBİTAK’ın TEYDEB Projeleri, Girişimcilik Aşamalı Destek Programı, Öncelikli Alanlar Ar-Ge Programı bunların arasında yer alıyor. Ayrıca KOSGEB’in Ar-Ge, İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı, TTGV’nin Ar-Ge Proje Destekleri, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü’nün BOREN Projeleri, Ulaştıme, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın Ar-Ge Proje teşvikleri, Savunma Sanayi Müşteşarlığı’nın, Kalkınma Ajanslarının destekleri, AB destekli Ar-Ge projeleri de mevcut.

Bilim ve teknoloji toplum gündemindeki ana konular arasına girmiyor

Ahmet Hamdi Atalay, bunca gayret ve yatırıma rağmen sorunların ne olduğunu irdeleyerek şunları paylaştı: “Bilim ve teknoloji toplum gündemindeki ana konular arasına girebilmiş değil. Eğitim sistemimiz merak eden, sorgulayan ve araştıran bireyler yetiştiremiyor. Matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilimler eğitimimiz zayıf. Ar-Ge kavramı kamu, üniversite ve sanayi tarafından farklı anlaşılıyor. Teşvik düzenlemeleri ve teşvik mekanizmaları uygulamayı zorlaştırıyor. Kamu teşvikleri dağınık yapıda ve hedef teknoloji odaklı değil. Kamu bürokrasisi ve uygulamaları güvensizlik odaklı, oysa performans hedefli olmalı. TÜBİTAK bir araştırma kurumu gibi değil, ticari işletme mantığında; bu da haksız rekabet yaratıyor. Üniversite-sanayi iş birliği yeterli değil, üniversiteler teknoloji üretmiyor. Teknokentler sinerji ortaya koymalı, ofis kiralama merkezi gibi çalışmamalı. Bireysel girişimcilere maddi destek sağlayacak yatırımcılar bulunmuyor. Özel sektör kısa dönemli bakışa sahip, sanayici bakışıyla değil tüccar gibi davranıyor.”

Ne yapmalı?

Çözüm önerilerini de dile getiren Atalay, “Bilim ve teknoloji, kültürümüzün parçası haline getirilmeli, meraklı, sorgulayıcı ve araştırıcı bireyler yetiştirecek eğitim sistemi oluşturulmalı, temel bilimler eğitimleri teşvik edilmeli, temel araştırma, uygulamalı araştırma ve ürün geliştirme tanımları netleşmeli, teşvik düzenleme ve mekanizmaları kolaylaştırılıp güven üzerine kurulmalı. Diğer yandan kamu teşvikleri derlenmeli ve hedef seçilecek teknolojilere odaklanılmalı, teşvik karar ve kontrol birimleri kamu ve özel sektör temsilcilerinden oluşmalı. TÜBİTAK, sanayi için temel araştırmalar yapan bir yapıya dönmeli, üniversite-sanayi iş birliği tüm tarafların kazanacağı bir modele dönüştürülmeli. Teknokentler ortak laboratuvar ve altyapılarla sinerji ve inovasyon ortamına dönüşmeli. Ayrıca bireysel girişimcilere maddi destek verecek yatırımcılara vergi teşviği sağlanmalı, tüccarlar değil sanayiciler teşvik edilmeli” ifadesini kullandı ve şunları ekledi: “Güçlü bir Türkiye için Ar-Ge bir zorunluluk. Ar-Ge olmadan; dünyanın 10. büyük ekonomisi olunamaz; 2 trilyon dolar milli gelire ulaşılamaz, 25 bin dolar kişi başı milli gelire ve 500 milyar dolar ihracat rakamına ulaşılamaz. İnanırsak başarabiliriz. Çünkü genç, dinamik, yeniliğe açık ve teknolojiye yatkın bir nüfusumuz var. Ar-Ge’ye inanmış, hedefleri ve icra kabiliyeti olan devlet kadrosu mevcut. Tüm bunları başarabilecek üniversitelerimiz, araştırma kurumlarımız ve girişimciliği yüksek sanayimiz de bulunuyor.”
ETİKETLER : 994