Bilişim Dünyası 04 EKİM 2010 / 15:58

Bilişimde örgütlenmek için rekabet değil dayanışma kültürü gerekli

Çeşitli kaynaklara göre, bugün Türkiye’de 120 bini aşkın kişinin bilgi teknolojileriyle ilgili bir pozisyonda görev aldığı belirtiliyor. Bu ciddi bir rakam ve bu sayı önümüzdeki yıllarda da sürekli artacak gibi görünüyor. Bilişim sektöründe ve çeşitli sektörlerde bilişime dair pozisyonlarda çalışan bilişim çalışanları genelde ofis ortamında maaşlı olarak çalışan, kol emeğinden çok  kafa ve fikir emeğiyle para kazanan, yeni tip protelerya olarak tanımlayabileceğimiz çalışanlar. Ayrıca beyaz yakalılar sınıflaması içinde de olan bilişim çalışanları genelde iyi eğitim görmüş, vasıflı, teknolojiyi etkin kullanabilen, yaratıcı ve zekasını işinde kullanan bireyler.
Diğer yandan ise çalışma koşulları, ücretleri, saatlerinden dolayı bilişim sektörü çalışanları özellikle kriz dönemlerinde ciddi sıkıntılar yaşayabiliyor. EMO Bilgisayar Mühendisliği’nin internetten 483 bilişim çalışanının katılımıyla gerçekleştirdiği bir anket çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. İşyerlerinde yaşanan sıkıntılar ve iş değiştirme nedenleri arasında ücretlerin tatminkar olmaması, yöneticilerin çalışma tarzı, çalışma şartlarının ağırlığı ve fazla mesailer, esnek çalışma saatleri, geçici çalışılan projenin bitmesi sayılıyor. Çalışanların neredeyse yarısına yakını 2 bin 500 TL’nin altında gelire sahip. Ücretlerden duyulan memnuniyetsizliğin nedenleri arasında ise fazla mesaiye karşı tatiminkar ücretlerin olmaması, projelerden kazanılan paralarla karşılaştırınca bu projelerin çalışanlara getirisinin yeterli olmaması, şirkete katılan katma değerin karşılığını alamama gösteriliyor. Fazla mesailer de sektörde olağanlaşan bir durum çünkü özellikle proje teslim tarihlerinde çalışma saatleri işten uykuya uykudan işe bir düzene giriyor. Diğer yandan çalışanlar sıkıntılarını aktardığında onları bekleyen “Şanslısın, senin işinde ve poziyonunda çalışmayı bekleyen binlerce genç var” cümlesi de ciddi bir baskı aracı olarak tanımlanıyor.  Çalışanlar için önemli bir risk de işşiz kalma riski.
Tüm bu sıkıntılar bilişimde örgütlenmeyi zorunlu kılıyor. Bilişim sektöründe ilk örgütlenme deneyimi Bilgi İşlem İşçileri Sendikası (BİL-İŞ) bünyesinde olmuş, bu sendika 1982’de sendikalar yasasının değişmesiyle yetkisiz kalmıştı. Sektörde iz bırakacak ilk mücadele ise IBM Turk’te başlayan IBM ve plaza eylemleri çerçevesinde gerçekleşti. Bu eylemler bilişim sektöründe sendikal mücadele açısından adeta bir dönüm noktası oldu.
Diğer yandan yeni iletişim teknolojileri özellikle internet örgütlenme, sanal protestolar, bilgilendirme, iletişim, mücadele kanalı oluşturulması ve bunların çeşitlendirilmesi için önemli ve cazip bir kanal ve mecra artık. İnternet ilk olarak SEKA İzmir işçilerinin 2005’te fabrikalarının kapatılmasına karşı direnişleri sırasında, fabrika içinden seslerini dışarı duyurabilmek için www.sekaizmit.com sitesi üstünden yaptıkları yayın sırasında kullanılmış, bu site adeta bir milat olmuştu. Bu deneyim, daha sonra benzer birçok mücadeleye esin kaynağı oldu.
Bilişimde örgütlenme dinamiklerini, iletişim teknolojinin örgütlenmedeki yerini ve bu yönde yapılması gerekenleri konuda yetkin iki akademisyen Prof.Dr. Gamze Yücesan Özdemir, Prof.Dr. Mutlu Binark ve BİTDER’in kurucularından Nedim Akay ile konuştuk.

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Bilişim
Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Profesör Dr. Gamze Yücesan Özdemir:
Katılımcı ve mücadeleci sendikacılık için yeni iletişim teknolojileri


Özdemir, “Emek ve Teknoloji: Türkiye’de sendikalar ve yeni iletişim teknolojileri” adlı kitabında teknolojinin sendikal mücadeledeki yerini sorguluyor ve e-sendika, sanal sendika gibi kavramların üstünde duruyor. Özdemir ile sektördeki örgütlenme dinamikleri üstüne konuştuk.

Türkiye’de bilişim sektörü çalışanları kendilerini birer emekçi olarak da görüyorlar mı?
Bilişim sektöründe örgütlenme ve sendikal mücadele konusunu açıklığa kavuşturmak için bir soru oldukça önemli. ‘Bilişim sektöründe çalışanlar kim? İşçi mi, yönetici mi, çalışan mı, takım üyesi mi, meslek sahibi mi, yeni orta sınıf mı?’ Bu soruyu sorduğumuzda bize yol gösterebilecek bir kavram var. Maddi olmayan emek. Maddi olmayan emek kavramı, bilişim sektörü çalışanlarının işçi sınıfının bir parçası olduğunu gösteriyor. Maddi olmayan emek kavramı, bilgi, fikir, imaj, ilişki ve duygulanımlar üreten emek olarak tanımlanabilir. Maddi olmayan emek, üretim sürecinde fiziksel olarak bir nesneye tekabül eden maddi emeğin yerine bir hizmet, bir kültürel ürün, bilgi ya da iletişim gibi maddi olmayan mallar üreten emektir. İki önemli bileşeni var, entelektüel emek ve jenerik emek. Entelektüel emek, kendi kendini programlayabilen, burjuva sosyal bilim kategorilerini gönderme yapmak gerekirse beşeri ve sosyal sermayeye sahip çalışanlardır. Jenerik emek ise, vasıfsız işleri kapsamakta, bilgiişlem operatörleri, çağrı merkezi çalışanları gibi. Jenerik emek, 21. yüzyılda, sermayenin yeni coğrafyasında zamansal-mekansal belirlenimlerde örgütlenen yeni fabrikalardaki Taylorist-Fordist emek örgütlenmesidir. Çağrı merkezlerinde çalışmaysa bu jenerik emeğin kristalize olduğu emek örgütlenmesidir.  Duygulanımsal emek, örneğin uçuş görevlilerinin, çağrı merkezi emekçilerinin, banka veznedarlarının, güvenlik emekçilerinin ve fast-food emekçilerinin işlerinde gözlemlenebilen, esenlik, rahatlık, tatmin ve heyecan gibi hisleri üreten bir emektir. Duygulanımsal emekte, işverenler, çalışanların hal, tavır ve sosyal becerilerine önem verirler.

Peki, çok önemli olan örgütlenme neden bu kadar gerekli?
Bilişim sektörü çalışanlarının örgütlenmesi hak mücadelesi için gerekli. Son yıllarda, çalışanlar, kapitalizmin tarihi boyunca mücadele ederek kazandıkları hakları yani düzenli bir iş, yaşanılabilir bir ücret, sendikal örgütlenme ve yurttaş olarak eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik haklarını hızla kaybetmekte. Bilişim sektörü çalışanları da bu karşı saldırının etkilerini hissetmekte. Bilişim çalışanları, kriz dönemlerinde en çok hak kaybına uğrayanlar arasında. Fiziksel yıpranma, yabancılaşma ve yalnızlaşma, uzun çalışma saatleri ve güvencesiz çalışma koşulları onların kendilerini işçi sınıfından görmeleri ve örgütlenmeleriyle sonuçlanmalı. Emek güçlerini satarak yaşamda kalmaya çalışan nitelikleriyle işçi sınıfının bir parçası olduklarını görebilmeliler. Bilişim sektörü çalışanlarının örgütlenmesi güvencesiz çalışma yerine güvenceli çalışmanın mücadelesi için gerekli. Emeğin sermayeden en asgari talebi olan bir işe sahip olmak günümüzde sağlanamamakta. Güvencesiz çalışmanın yarattığı belirsizlikler ve riskler ve bunun neden olduğu iş yaşamındaki sürekli rekabet, kararlılık ve uzun vadeli düşünme gibi duyguları erozyona uğratmakta.  Örgütlenme güvenceli çalışma koşulları ve daha iyi ücretler getirir. Örgütlenme pratiği yan yana durma, birlikte hareket edebilme, birbiri için kaygılanma gibi bilişim sektörü çalışanlarının her geçen gün uzaklaştığı gündelik deneyimleri tekrar canlandırabilir.

Örgütlenme için hangi kanallar kullanılabilir, teknolojik kanallar nasıl kullanılabilir?
Bilişim çalışanlarının örgütlenme mücadelesinde teknolojik kanalları kullanabilecek özelliklere sahipler. Eğitim düzeyleri yüksek, eleştirel olabilecek analitik düşünceye sahiptirler, haberleşme kanallarını en iyi şekilde kullanmaktalar, yalnızca ulusal sınırlar içinde değil ulusal sınırları aşan örgütlenmeler için internet ve teknolojiden yararlanabilirler. Teknoloji eliyle direnme olanakları üzerine düşünmek önemli. Tahakkümcü enformasyona karşı asi iletişimin kurulması önemlidir. Teknolojik kanallar kullanılarak örgütlenme sürecinde kamuoyu da yaratılabilir. Muhalif bir hareketin yarattığı kamuoyuna en önemli örnek kuşkusuz Zapatista hareketi. Zapatista’lar ‘Ya Basta’(Artık Yeter) adlı web sitesinden geniş kitlelere ulaşmayı başardılar. Eski bir kamyonetin çakmak gözüne takılmış bir dizüstü bilgisayara bültenleri giren Komutan Yardımcısı Marcos’u yeni iletişim teknolojileri tüm dünyaya tanıttı.

Kitabınızda tam olarak nelerin üzerinde duruyorsunuz?
Kitaptaki temel sorum, yeni iletişim teknolojilerinin işçi sınıfına hak mücadelesinde neler kazandırabileceği. Bu soruya cevap ararken, Türkiye’deki sendikaların yeni iletişim teknolojileri ile nasıl bir ilişki içinde olduğunu sorgulamak istedim. Sendikaların, sendika içi bürokrasinin azaltılmasında, sendikal iletişimin artmasında, örgütlenme süreçlerinde, tabanla yani üyeleriyle kurdukları ilişkilerde yeni iletişim teknolojilerinin sendikal siyaseti nasıl değiştirip/dönüştürdüğünü incelemek istedim. Böyle bir dertle yola çıktığımda, etraftan bana ulaşan yeni iletişim teknolojileri ve sendikalar ilişkisinin daha çok Batı’ya ait bir tartışma olduğu, Türkiye’de sendikaların yeni iletişim teknolojilerini takip etmediği, sendikalar takip etse bile sendika üyelerinin yeni iletişim teknolojilerinden habersiz olduğu gibi saptamalarla bir şey bulamayabileceğini düşünüyorum ki, sonuç beklenenden farklı oldu. Kitabımda, üç konfederasyon ve on iki sendikada yaptığım derinlemesine görüşmeler sonucunda üç farklı sendikacılık gözlemledim: Etkin ve verimli sendikacılık, muhafazakar sendikacılık ve katılımcı ve mücadeleci sendikacılık. Etkin ve verimli sendikacılık yapan sendikalar, işletmecilik paradigmasına yakın bir biçimde sendikal yapı ve sendikal bürokrasi için hızlı ve ucuz bir iletişim, şeffaflık, bilgi-belge yönetimi ve sendika bilgi sistemleri üzerinde durmaktadırlar. Etkin ve verimli sendikacılığın tabanla kurduğu ilişki hizmet sendikacılığını üretmektedir. Tabanı yalnızca hizmet götürülmesi gereken müşteriler olarak görmektedirler. Web sitesini de müşterinin memnuniyeti için düzenlemektedir. Muhafazakar sendikacılık, sendikal yapıdaki mevcut değerleri, mevcut kültürü ve eski iletişim biçimlerini önemsemektedir.

Türkiye’de örgütlenmedeki engeller nelerdir, nasıl aşılabilir?

Çalışanlarından kaynaklanan engellerin en önemlisi eğitimli ve genç bilişim çalışanlarının kendilerini işçi olarak görmemeleri. İşçi olma sürecini bulanıklaştıran meslekler ve kariyer miti. Meslekler ve kariyer, işçi yerine sistem analisti, programcı, web tasarımcısı gibi adlandırmalar ile bilişim çalışanlarının zihnini bulandırmakta.
Ama günümüz kapitalizmi, meslekleri ve kariyer mitini sarsan ciddi gelişmelere sahne oluyor. Güvencesiz çalışma, yarının belirsiz olması, sürekli bir risk altında yaşama, görece düşük ücretler ve uzun çalışma saatleri. Sendikalardan kaynaklanan engellerde ise yasal sınırlılıklar, özelleştirmeler, esnek, kuralsızlaştırılmış, maaşlı çalışanların her geçen gün azaldığı emek piyasası ve iş güvencesinin olmaması sendikalar için zor yapısal koşullar oluşturmakta.
Ama tüm bunlardan daha önemlisi ise sendikaların 21. yüzyılın iş ve emek örgütlenmesi yapılarına cevap veremeyecek durumda olması. Sendikal hareket son dönemde genişleyen ve işçi sınıfı içinde önemli bir ağırlığa sahip olan bilişim sektörü çalışanlarını tanımamaktadır. Dolayısıyla, bu süreçte yeni bir sendikal form tartışması acil gözüküyor.

Bilişim ve İletişim Emekçileri Derneği’nin (BİTDER) Kurucularından Nedim Akay:
“Öncelikli hedef işçi olduğumuz bilincinin oluşturulması”


IBM Turk’te Tez-Koop-İş Sendikası’nın başlattığı örgütlenme mücadelesinin mimarlarından biri olan ve üstlendiği rol nedeniyle işten atılan Nedim Akay, BİTDER’in de kurucularından biri aynı zamanda. “Hiç birimiz hepimizden daha güçlü degiliz” diyen Akay ile BİTDER’in ortaya çıkış sürecini ve hedeflerini konuştuk.

Sizce bilişim sektöründe Türkiye’de örgütlenme şu anda ne düzeyde, dünyada çeşitli bölgelerdeki ülkelerle karşılaştırınca Türkiye bu konuda hangi konumda?
12 Eylül darbesiyle ülkemizde iki milyona yakın insan fişlendi, 650 bin kişi gözaltına alındı, 230 bin kişi yargılandı, 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. Sendikalar, meslek ve diğer birçok sosyal örgütlenmeler suç odakları, buralara üye olan kişilerse potansiyel suçlu olarak muamele gördü. Darbe sonrası ortaya konan devlet anlayışı işini bilen bireyci topluluk yapısını ön plana çıkardı. Bilişim sektörünü de içerisine alan beyaz yakalı çalışanların büyük kısmı, bu bireyci topluluğun bugün en önemli temsilcileri. Bu topluluk sürekli rekabet baskısı altında. Hep daha fazla üretmesi bekleniyor. Ürettikçe, kazandırdıkça, ailesinden övgü alan bir çocuk gibi ve bu övgüyü alabilmek için her daim fedakarlık yapmak zorunda. Canım, tatlım diyalogları ile biçimlenen mesai arkadaşlıkları,  iş çıkarları için her an satılmaya hazır. Bu grubun kendine özgü bir kimliği var; işçi olduğunu bilmez, sorsanız inkar eder. Onlar için işçi madende çalışır, fabrikada çalışır. Kendisi ise eğitimlidir, bir sosyal statüsü vardır. Bu grup için örgütlenmenin başladığı yer futbol, bugün için bittiği yer Facebook. Bunu IBM’deki sendika sürecinde çok iyi analiz etme fırsatı buldum. Bakın, aşağıdaki ifadeler Tez-Koop iş sendikasına üye olma aşamasında  bazı IBM çalışanlarının ağızlarından, o dönemde söylenmiş ifadelerdir: “Sendika ile uğraşanların işi gücü yok. İşimize zarar veriyoruz. Ben telefonda genel müdüre söz verdim, üye olamam. Ben şu anda katılmak istemiyorum, önce gelişmeleri bir göreyim. Sendikacıların amacı IBM’e zarar vermek...Eğer çoğunluk sağlanmazsa benim üye formumu vermeyin. Ben müdür statüsünde olabilirim, siz katılın ben bir İK ile konuşayım. Zam yapılmıyorsa yönetim ne yapsın, yurtdışı yönetimin elini, kolunu bağlamış. Biz maden işçisi miyiz ki sendikaya üye olalım. Benim bir kariyer hedefim var. Tez Koop’a üye olacağımıza önce yönetimle konuşalım. Ya, IBM Türkiye kapanırsa. Toplu sözleşmeden yararlanmak için ne zaman üye olmam lazım.”

İşsizlik de hep büyük bir tehdit?
İşini kaybetmek yerine yarı maaşa çalışmayı kabul edecek kadar acınacak haldedir. İşsiz kalanlar ise bunu çevresinden saklar. Sonrasında da, işten çıkarılmadığını, işten ayrıldığını söyleyerek sosyal statüsünü korumaya çalışır ve hukuki yollara başvurmaktan imtina eder. 2008’de Vodafone Türkiye’de işten çıkarılan 280 kişi bu bahsettiğim süreci doğrulayan iyi bir örnek. 280 kişinin işten çıkarıldığı günün ertesinde Vodafone önünde bir protesto eylemi gerçekleşir. Bu eyleme ne işten atılanlar katılır, ne de atılmayanlar. İşten atılmayanlar eylemi camlardan seyrederek bizler bireyciyiz derken, atılanlar ise hiçbir hukuki arayışa girmeyerek kariyerlerine leke sürülmesine izin vermez. Yasakçı yasalarla da örgütlenmenin önü iyice kapatıldı. Darbe yasalarıyla örgütlenme özgürlüğü ortadan kaldırıldı. Bu sosyal koşullar altında Türkiye bilişim sektörünün örgütlenme çabası içerisinde olmasını beklemek mümkün olamaz.

Peki dünyada nasıl bu durum?
Dünyada ise durum bölgesel farklılıklar gösteriyor. Örgütlülüğün yaygınlığı ülke gelişmişlik seviyesi ile paralellik gösteriyor. Afrika, Asya ve Amerika’nın güneyindeki durum bizden pek farklı değil. Avrupa, ABD ve diğer gelişmiş batı ülkelerinde örgütlenme bilinci ve örgütlenme sayısı oldukça yüksek. Avrupa’da, Romanya ve Bulgaristan gibi 2000’li yıllarda AB üyesi olan ülkeler dışında tüm ülkelerde güçlü bir sendikacılık yapısı var. Bunda Avrupa sendikacılık yaklaşımının koşullara uyum sağlamış olması da önemli bir etken. Bugün BT sektörünün karşısındaki en önemli sorun küreselleşme ve sendikalar buna küresel sendikacılık ile yanıt vermektedir. Avrupa’da sendikal çalışmalar sadece Avrupa’da örgütlenme faaliyeti ile sınırlı kalmayıp, sendikacılığın gelişmediği ülkelerde de faaliyet yürütmekte ve buralarda sendikacılığı güçlendirmeye çalışmakta. Uni Global bu sendikalardan birisidir. Toplam 20 milyon üyesi var. 160 ayrı ülkedeki sendikalarla işbirlikleri yürütüyor. Hindistan, Filipin, Malezya, Çin gibi örgütlenmenin zayıf olduğu ancak küresel ekonomi için önemli olan bu ülkelerde alt organizasyonları var.

Türkiye’de sektörde  BİL-İŞ ile sendika mücadelesi başladı değil mi?
1968 yılında, o dönem IBM çalışanlarının kurduğu BİL-İŞ isimli bir sendikamız vardı, zamanla sarı sendika olsa bile, BİL-İŞ belirli bir kitle için bir sendikalı olma kültürü oluşturmuştu. Ardından üst üste gelen sorunlar ve bu sarı sendikanın işlememesi, yönetimin alenen yalan beyanlarda bulunması, çalışanlar arasında uçurumlar olması ve özellikle eski çalışanlarının bazı sosyal haklarının elden gitmesi karşısında oluşmuştur. Her grubun ya da kişinin sendika ile değişik beklentileri vardı ve bizler bu beklentileri birer kazanım maddesi olarak paketlemiştik.

Türkiye’de örgütlenmenin önündeki engeller sizce nasıl aşılabilir?
Küresel ekonomi bilişim çalışanını sanallaştırdı. Bugün en kolay taşınabilir işlerin başında bilişim işleri gelmekte. Sermaye daha fazla kar için işin yapıldığı yeri sürekli değiştirmekte ya da işleri daha ucuz kaynaklarla yapılabilir hale getirmekte. Bu durum, sektör çalışanını daha az kazanımla, daha fazla çalışmaya zorlamakta. Bugün iyi kazandığını ve iyi durumda olduğunu düşünen herkesin yarın ne durumda olacağını ya da çocuklarına nasıl bir sektör bırakacaklarını düşünmesi gerekir. Bununla mücadele edebilmek için öncelikle örgütlü olmak lazım. Sendikal örgütlenmenin önünde çok önemli engellerden biri de adeta babadan oğula geçen ve önceliği koltuğu olan sendikacılar. Türkiye’de sendikacılık bir saadet zinciri şeklinde işlemektedir. Şube yönetimleri de genel kurulları da delege sistemi ile seçilen sendikalarda tam bir kazan-kazan yöntemi vardır.  Akıldan uzak yönetim anlayışı ile körelmiş sendikacılık, bugünkü yasalar kadar örgütsüzlüğün sorumlusudur.

BİTDER’in hedefleri hakkında bilgi verir misiniz?

BİTDER, bilişim sektöründe çalışanların örgütlenme sürecinin ilk aşaması. İşçi bilinci oluştuktan sonra ya da paralel aşamalar ise meslek odaları ve sendikalar olmalı. Örgütlenme beklentilerimizi tüzüğümüzde yazılı amaçlardan özetleyebilirim. Bunlar: BİT çalışanlarının haklarını korumaya yönelik standartların oluşturulması. Sektörel emek sorunlarının tespit edilmesi, çözülmesi yönünde, sendikalar, meslek odaları gibi demokratik kitle örgütleri ve üniversiteler ile işbirliğine girmek, bu konudaki dernek görüşlerini, ekonomik ve sosyal konseye ilgili kamu kurumlarına ve kamuoyuna sunmak. Panel, sergi, fuar, kurslar düzenlemek. Üyelerin “iş müracaatı, cv hazırlama, iş akdi, sendika üyeliği, SSK-SGK, işe kabul, işten çıkarılma, işten atılma, tazminat, işsizlik ödeneği gibi emek haklarıyla ilgili yasal konular için bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesidir. BİTDER, bugün sektörde benzeri olmayan bir örgütlenmedir. TBD, TBV, YASAD, TUBISAD gibi örgütlenmelerin tamamı sermaye tarafından idare edilmekte. Tek uğraşıları ülke bilişim harcamalarının ve bilişim sermayesinin karlılıklarının artması. BİT-DER’in önceliği örgütlenme için duyarlılık oluşturmak olsa da, ayrıca bilişim sektörünün ülke ve insan için gelişmesini sağlayacak çalışmaları da içermekte.

Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mutlu Binark:
“Beyaz yakalılar kendilerini işçi sınıfı aidiyeti içinde hissetmiyorlar”


Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mutlu Binark da bilişimde örgütlenme konusunda yetkin olan isimlerden biri. Temmuz ayında Avrupa Sosyal Forumu kapsamında düzenlenen bir seminerde “Plaza eylem platformu örneği üzerinden Türkiye’de beyaz yakalı emek gücünün örgütlenme pratiği ve sınıf algısı” başlıklı bir konuşma da yapan Binark, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

Bilişimde örgütlenme sizce neden gerekli?
Sadece bilişim sektöründe her sektörde örgütlenme gerekli. Beyaz yakalı dediğimiz herkes örgütlenmeli, beyaz yakalılar da haklarını bilmeli ve haklarını koruma, savunma, bununla mücadele etme yoluna gitmeli. Bilişim sektöründe de herkesin aynı şekilde istihdam edilmemesinden fırsat eşitsizliğine, ücret farklılıklarından ücretlerin yetersizliğine, fazla mesai ve esnek çalışma saatlerinden güvencesiz çalışmaya kadar birçok sorun çalışanların hayatında büyük zorluklar yaratıyor. Bunların önüne geçmenin yolu da örgütlenmeden, hep birlikte mücadele etmekten geçiyor

Engeller arasında sizce hangileri en ön planda?
Kanımca en önemli engel, bilişim çalışanlarının da arasında olduğu beyaz yakalıların kendilerini işçi sınıfı aidiyeti içinde hissetmemeleri.  Bence bu mit yıkılmalı. Bu bir kariyer mitidir. Bilişim çalışanları arasında çok ciddi bir sınıf yanılsaması var. Beyaz yakalı çalışanlar kendini mavi yakalı çalışanlarla bir görmüyor ve de görmek istemiyor. Diğer yandan şirketlerde sendikalı olanların işten çıkarılması tehdidi çalışanları da doğal olarak olumsuz etkiliyor. Yasalar da çok büyük bir engel. İşletmelerin ölçeğinin küçük olması örneğin bu yolda sorun olabiliyor. Taşeronlaştırma da sektörde önemli bir sorun teşkil ediyor.

IBM’deki eylemler bilişimde örgütlenme çalışmalarına neler kattı?
IBM mücadelesinin çok önemli kazanımları oldu ve olmaya devam ediyor. IBM’deki mücadele diğer birçok sektör ve şirket için de yol gösterici oldu, önümüzdeki dönem de olacaktır. Örneğin, Bulgaristan’da da IBM’de benzer gelişmeler yaşandı çalışanlar tarafında,  orada Türkiye’deki mücadelenin örnek gösterildiğini bilgisini aldık.

Dernekleşme çalışmalarına nasıl bakıyorsunuz?
Önce dernekleşmek gerekli. BİTDER’i bu yolda önemli bir kazanım olarak görüyorum. Bu ve benzeri dernekler kurulabilir ve bu dernekler arasında güçbirliği oluşturulabilir. Dernekler ve STK’lar birlikte eylem yollarını aramalılar. Tabii yasaların da değişmesi gerekiyor. Örgütlenmenin önündeki sayısal engeller, onay alma süreçleri gibi bürokratik işlemler kaldırılmalı. Çalışanların zihin yapısında da bir değişim gerekli. Sektörün yapısı gereği çalışanlar rekabete itiliyor.

Yeni medya örgütlenmede nasıl kullanılabilir sizce?

Bilişim çalışanlarının büyük bölümü aynı zamanda bir yeni medya okur yazarı. Facebook, Twitter gibi kanallar çok etkin kullanılabilir. Sanal dünya ile sokak birleşebilir. IBM çalışanları Second Life platformu üstünden sanal bir grev yapmıştı, bu çok önemli bir örnek olmuştu. Web 2.0 olanakları sonuna kadar kullanılmalı. Sendikalar da tabii sosyal medyaya ağırlık vermeli, bunun çok önemli olduğunu hepsi görmeli.
ETİKETLER : Sayı:790
YORUMLAR
luna 31 EKİM 2010 / 01:50 0 0
Akademisyenler önemli açıklamalar yapıyor, ancak bir şeyi gözden kaçırıyorlar. Beyaz yakalılar örgütlenme konusunda zaten zorluk çekerken onların önüne bir de teorik olarak işçi olduklarının kabulünü şart olarak koymak gereksiz. Mavi yakalılar çok mu örgütlü? Beyaz yakalıların emek mücadelesini veren geniş cephede nasıl yer buldukları daha önemli. Beyaz yakalıların temel sorunu işçi olduklarını kabul etmemeleri değil, akademisyenlerin de belirttiği tarzda kendilerine hitap eden örgütlenmelerin yetersizliği.
İnsanlar çıkarlarının nerede olduğunu keşfetme yeteneğine sahiptir, ancak bu çıkarlar çok çeşitlidir. Bu "çıkar"ların gitgide ortaklaşan bir mücadelede nerede durduğuna bakmak gerekir. Önce her bir beyaz yakalı grubunun kendi içinde örgütlenmesi sonra da aralarında ağlar kurulması gerekir.