Bilişim Dünyası 16 NİSAN 2016 / 10:34

Girişimciler için yeni destekler

Üniversiteler ve araştırma kuruluşları, ticarileştirilebilir, kavramsal olarak kanıtlanmış¸ fikirler, fikri mülkiyet hakları, yeni kurulan ve fikri mülkiyet hakkı bulunan veya lisanslanmış¸ ürünü olan firmalar ile diğer benzeri KOBİ’lere, Teknoloji Transferini Hızlandırma Fonu yöneticileri tarafından 52,5 milyon avroya kadar yatırım yapılabilecek.

Teknoloji Transferini Hızlandırma Fonu Projesi (TTH-Türkiye); Avrupa Yatırım Fonu (EIF), Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, TÜBITAK, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Avrupa Komisyonu Bölgesel Politikalar Genel Müdürlüğü işbirliğinde geliştirildi. Proje, AB ve Türkiye tarafından Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA) fonları tarafından finanse ediliyor, Avrupa Yatırım Fonu tarafından da yönetiliyor. IPA Rekabetçi Sektörler Programı'nın program otoritesi ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı.
Proje kapsamında üniversiteler ve araştırma kuruluşları, ticarileştirilebilir, kavramsal olarak kanıtlanmış¸ fikirler, fikri mülkiyet hakları, yeni kurulan ve fikri mülkiyet hakkı bulunan veya lisanslanmış¸ ürünü olan firmalar ile diğer benzeri KOBİ’lere, fon yöneticileri tarafından 52,5 milyon avroya kadar yatırım yapılabilecek. Bu tutarın 44,6 milyon avrosu IPA Rekabetçi Sektörler Programı tarafından sağlanıyor. Bu kaynak Avrupa Yatırım Fonu tarafından seçilen Diffusion Capital Partners ve ACT Venture Partners tarafından yatırımlara dönüştürülecek. TTH-Türkiye ile KOBİ'lere, üniversitelere ve araştırmacılara 52,5 milyon avroluk kaynak sağlanacak, risk sermayesi fonları, iş fikirlerine ve yaratıcı araştırmalarına sermaye desteği arayanlara kaynak sunacak. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı AB Mali Programları Dairesi Başkanı Murat Altun, girişimcilerin desteklenmesi için değişik illerde yaklaşık 11 iş geliştirme merkezi kuracaklarını söyledi. TTH-Türkiye projesinin yatırım alanının tüm Türkiye olarak belirlendiğini aktaran Altun, şunları kaydetti:
"Kamu kaynakları ile desteklediğimiz ve politika projesi olarak da nitelendirdiğimiz bu projenin temelde 3 hedefi var. Bunlardan ilki üniversiteler ve araştırma kuruluşlarının elinde bulunan bilimsel araştırma ve geliştirme sonuçlarının ticarileştirilmesi için finansal olarak sürdürülebilir fon yapısı kurmak ve meslek yatırımcılarının girişimleri ile başlayan bu pazarın gelişimine katkı sağlamak. İkincisi Türkiye genelinde teknoloji transfer piyasasının gelişmesini hızlandırmak ve Ar-Ge faaliyetlerinin ticarileştirilmesi için özel sektör yatırımlarının genişletilmesine destek olmak. Üçüncü hedefimiz ise Ar-Ge ve KOBİ destekleri ile belirli bir aşamaya gelmiş girişimleri bir sonraki hedefe götürmede finansal destek sağlayacak modelleri geliştirmek." Detayları Murat Altun ile konuştuk:
 
Girişimciler bu yapıyla nasıl bağlantı kurabilecek?
Burada iki fon yöneticisi belirlendi ve fon yöneticileri doğrudan kendilerdi ile irtibata geçecek. Fondan yararlanmak isteyen araştırmacılar da bu yapılara doğrudan müracaat edebilecek. Tam bir zincir oluştu. Süreç boyunca iki fon yönetim şirketi-TTO-biz-üniversiteler birbirini bilgilendirecek. Bizim için önemli olan; yürütülen program kapsamında kaynak ayırdığımız bir proje ve bu projenin hedefleri ve göstergeleri ışığında programın sonunda belli hedeflere ulaşılmış olması. Süreci çok yakından takip ediyoruz ve şunu da söyledik: Sıkıntı yaşadığınız anda bize gelebilirsiniz, biz kuruluş ve bakanlık olarak gerekli desteği verelim. Bu yönüyle tek taraflı yönetilen bir yapı yok. Program yakın takibimiz altında ve uygulama birimimizle projelerin gelişimini izliyoruz. Fon yöneticileri de sahada firmalar ve araştırma ekipleri ile görüşebilir, üniversiteler kendi araştırmacılarını yönlendirebilir. Çok taraflı bir ilişki var.
 
Bu fonlarda sorumluluk kimde?
Sorumluluk; program otoritesi olarak bizim, yani Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı. Burada yatırımcı açısından çok fazla risk yok ve riski büyük ölçüde üstlenen taraf Bakanlık. Fon yöneticilerinin de üstlendikleri belli bir pay var. Yüzde 10'a yüzde 90 şeklinde risk dağılımı var diyebiliriz.
 
Yani projenin riskinde aslan payı kamuda.
Evet. Kamu bu girişimcilik ekosisteminin gelişmesi için maddi ve manevi olarak önemli adım atıyor. Konu sadece süreci ve yol haritasını ortaya koymak da değil. Sorumluluğu biz bakanlık olarak veriyoruz. Ulusal bütçeden aldığımız yüzde 15’lik pay, Kalkınma Bakanlığı üzerinden de aldığımız boyut var. Bunun dışında Kalkınma Bakanlığı işin içinde değil, sadece kaynağın transferinde var. Kamu tüm sorumluluğu üstleniyor. Çünkü Ar-Ge ve inovasyonu ticarileştirme boyutu, riski de yüksek adımlar. Kamu bu riski üstlenmezse, girişimci de bu alana kolay giremez. Burada sadece parayı vermek ve gerekli ekosistemi yaratıp, güçlü işbirliğini hayata geçirmekle kalmıyor, girişimcilere yapmaları gerekenler konusunda destek oluyoruz. Bu yapıyı benzerlerinden farklı kılan unsur da bu uçtan uca destek.  Zaten girişimcilik ekosistemimizde bugüne kadar eksik olan unsur da buydu. Girişimciye sunulan maddi desteği; fikri destek ve danışmanlıkla zenginleştirmek, ticarileşme kapasitesinin artırılması gerekiyordu. 
 
Ticarileşme kapasitesinin artırılması nedir?
Bir inovasyon veya Ar-Ge çalışması yapılıyor. Bu üniversite hocası da olabilir, araştırma merkezi yetkilisi de. Ama bir şekilde bunun piyasaya aktarılması, ticarileştirilmesi gerek. Sistem içinde tüm aktörlerin rolü var ve üniversite-sanayi-kamu işbirliği de burada ortaya çıkıyor. Yani birinin bunun üretimini yapıp, piyasaya sunması lazım. Kast edilen ise ticarileştirme ile ilgili süreçler.
 
Bu fonların sayısı artar mı? Bu yönde beklentiniz var mı?
Evet, benzer fonlar kurabilir, edindiğimiz deneyim itibariyle bu fonların kullanım çerçevesini de değiştirebiliriz. IPA 2 (Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı) kapsamında vereceğimiz destekler böylece farklılaşacak ve bu tarz fonlar olacak. Hedeflerden biri de özel sektörün bu işe girişimini sağlamak. Ama özel sektör bu konuda çekingen davranıyor. 
 
Neden?
Çünkü riskli bir alan. Oysa burada kamu yüzde 90 riski alıyor, ilk adımı atıyor ve bunun olabileceğini gösteriyor. Bu kaynakları yine bu amaçlar için kullanacağız. Sonra belki daha sektörel odaklanmalar olacak. Kaç firmaya ne kadar süre, hangi kriterlerle yatırım hedeflendiğini fon yöneticilerimiz bilir. Ama bizim beklentimiz, 2017 sonuna kadar en az 50 tane olması.
 
Avrupa Birliği’nin (AB) Horizon 2020 yapısı ile bağlantı olacak mı?
Evet ve TÜBİTAK’ın da bu yönde talebi var. Bu proje özelinde değil, ama bu gibi projeler, altyapıları da bu şekilde desteklediği için özellikle bu proje kapsamında verilen teknik yardım kısmında Teknoloji Geliştirme Bölgeleri’nin (TGB) ilgili araştırmadan veya sistemin döngüsünü güçlendirecek desteklerle bunun tabi ki Horizon 2020’ye etkisi olacaktır. Böyle bir kapasite geliştirilince, sunduğumuz projelerle sağladığımız fon da doğru değerlendirilmiş olacak. TÜBİTAK ile 2020 ile ilgili program kapsamında altyapı desteklerini verebiliriz ve bu konuyla ilgili çalışıyoruz.  
 
Fon yöneticilerinin takibini de siz mi yapacaksınız? 
Evet, program düzeyinde bu projenin genel hedefleri düzeyinde izleme ve takip yapacağız. Ama asıl yürütücüler fon yöneticileri. Yani fon yöneticileri yatırımcıları bulacak, yatırımı gerçekleştirecek. Biz ise kimlere yatırım yapığını takip edeceğiz, bir sorun varsa kendilerine yardımcı olacağız. Bizim için önemli olan hedeflere ulaşmak. Bakanlık’ta bir politika oluşturuluyor. Biz fon sağlıyor ve bu işi yapabilmek için yüklenici proje koordinasyon ekibi yaratıyoruz. Çünkü ne Bakanlık ne TÜBİTAK nasıl fon yöneticisi seçileceğine dair bu kadar ayrıntılı rehbere sahip değil. Bu yönüyle fon yöneticileri, ilk aşamada ayrıntılı teknik detaylarla Avrupa Yatırım Fonu’na (EIF) karşı sorumlular. Sonrasında biz yatırım sürecini onlarla takip ediyoruz. Bu da tüm süreçlerin bağımsız ilerlemesini sağlıyor.
 
Türkiye’de fikri mülkiyetin durumunu nasıl görüyorsunuz? Girişimciliği destekleyen bir ekosistemden bahsedebilir miyiz?
Bizim bakanlık olarak bu konuda çalışmalarımız hızlandırılıyor. Hatta Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, son açıklamasında Patent Borsası kurulmasına ilişkin çalışmaların yürütüldüğünü söyledi. Bu anlamda çalışmalar var, ama fikri mülkiyet hatlarının ayrıntısı Bakanlık’ta farklı bir birimde ilerliyor.
 
Bu yapıların melek yatırımcılar ile işbirliğine girmesi yönünde beklentiniz var mı?
Melek yatırımcılar daha az riskli işlere giriyor ve girişimin belli bir seviyeyi aşmış olması onların tercih sebebi oluyor. Bizim çalışmamız ise bundan bir önceki aşama. Burada önce bir teknoloji ortaya çıkacak, ticari değeri olup olmadığı belirlenecek ve sonra çalışmanın adı konulacak. Sektör de zaten en riskli kısım burası olduğu için imtina ediyor. Burada bir araştırma var ve böyle bir fikri alıp ticari değere dönüştürmek çok daha zor. Burası ilk adım ve sonrasında melekler boşlukları dolduruyor. Biz ise ilk aşamayı tamamlıyoruz.
 
Teknoloji transfer ofisi (TTO) ile Ar-Ge merkezi arasındaki fark nedir?
“TTO’lar arayüz olarak konumlandırıldı. Bunlar TÜBİTAK tarafından destek programıyla destekleniyor. Onların asıl amacı üniversite ve sanayi tarafını bir araya getirip bir arayüz oluşturmak, kontrat bazlı araştırmalar yapmak. Bunlar yapılırken araştırma merkezine gelip, ‘bakın sanayinin böyle bir ihtiyacı var, bunu karşılayabilir misiniz?’ diye soruyorlar. Bu yönüyle TTO ile araştırma merkezi birbirinden farklı yapılar. Ar-Ge merkezi sahada araştırmayı yapan ekibin, yani akademisyenlerin, araştırmacıların yoğun olduğu bir kısım. TTO ise konunun iş kısmıyla daha çok ilgileniyor, ‘Bu fikirler ticari değere dönüşür mü dönüşemez mi?’ sorusuna yanıt arıyor. Sonrasında umarız özel sektör bunun devamını getirecek. Kamunun her zaman özel sektörün yapamadıklarını tetikleyici bir rol üstlenmesi gerek. Bu başlıkta bu nedenle ilk adımı kamu atıyor. TTO’ların da ilerleyen süreçte akademisyenlere şunu söylemeleri lazım: Hocalarım, her çalışmanızı yayınlamayın, çünkü siz yayınladığınız anda bunların hepsi genel bilgi haline dönüşüyor, oysa bunlar patente dönüşebiliyorsa patente dönüştürelim, bu fikirleri alalım ve ticarileştirelim. Akademisyenlerde bu patent yasası ayrı birimler tarafından ele alınıyor.”
 
Girişim sermayesi yapısı hakkında bilgi verir misiniz?
“Bizim hedef bölge 3 ilde uyguladığımız bir finansal araç projesi olarak girişim sermayemiz de var.  Burada da yine bir fon yöneticisi belirlendi ve bu fon yöneticisi ile hedeflerimiz arasında 8-12 firmaya yatırım yapması gerek. Bunları da kamu müdahalesi olmadan bağımsız olarak kendisi seçiyor. İki firmaya yatırım yaptık. Bir tanesi Kayseri’de BRN Yatak, biri de Şanlıurfa’da Yüce Medikal. Özellikle BRN Yatak bu yatırımla önemli büyüme gerçekleştirdi. Yani yatırımın geri dönüşünü hızlı görebiliyoruz. Hedefimiz 8-12 arasında firmaya yatırım yapmak ve bu konuda incelemelerimiz, Abraaj Capital’ın bu konuda araştırmaları devam ediyor. Bu yapıda kamu ve özel sektör riski karşılıklı olarak yükleniyor. Ticarileştirme alanındaki boşluğu bu yapımızla dolduracağımızı umuyoruz. Kamunun sunduğu desteklerin ticarileşmesi adına bu yapı çok önemli ve güçlü bir ekosistem oluşuyor. Bu aslında kamuda bir mantalite değişikliği. Bu program kapsamında yaptığımız üç teknopark var, Kayseri, Elazığ ve Gaziantep’te. Son yapılan teknopark değerlendirmelerine göre en hızlı ivme gösteren Kayseri çıktı. Çünkü biz teknik yardım da veriyor, fikri olan öğrencinin bunu sisteme aktarabilmesi için bu teknoparklarda teknik yardımı vererek sistem döngüsünün ilerlemesini sağlıyoruz ve bütçeler de yüksek. Burada bir bilgi transferi yapıyoruz ve bu çok önemli. Biz kamu desteği sunuyor ve farkındalık yaratıyoruz. Teknoparkın bir binadan çok daha fazlası olduğunu Kayseri çalışmamızla anladık ve bunu da herkese gösterdik. Bu, Anadolu teknoparkları adına önemli bir adım ve uluslararası bilgi ve beceriyi Türkiye’ye aktarma gücü demek. Çünkü çoğu teknopark yardım kısmını uluslararası danışmanlık firmaları ile karşılıyor ve onlar da en iyi örnekleri Avrupa’dan Türkiye’ye getiriyor. Hemen her sektörle ilgili projelerimiz var ve yön gösterici ekibi hep yeniliyor, geliştiriyor, onları da projeye katıyoruz.”