Bilişim Dünyası 02 EKİM 2011 / 16:35

İhtiyacı gör, projeni yap, desteği kap

Proje kültürünün gelişmesi namına son yıllarda verimli sonuçlar ortaya çıkıyor. Gerek proje yarışmaları, gerek Avrupa Birliği (AB) çerçeve programı gibi noktalarda giderek daha çok Türk girişimci boy gösteriyor. Ama uluslararası bazda hala emekleme aşamasında olduğumuz proje geliştirme çalışmaları karşısında daha bilinçli hareket etmek şart. Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde görev yapan Prof.Dr. Ali Beba’ya göre kalıcı ve sürdürülebilir yaratıcılık için bu gerekli.
>>Sorsanız, herkesin bir fikri var. Ama bu fikirlerin proje haline gelmesi için neler yapmalı, nasıl bir çalışma stratejisi izlenmeli?
Ali Beba: Her yeni ürün, yeni hizmet ya da yeni bir süreç önce hayal kurmak ve fikir geliştirmekle başlar. Ancak hayal kurmak ve fikir üretmekten yenilikçi uygulanabilir bir proje geliştirmek arasında, önemli bir süreç farkı var. Dünyanın her yerinde, her an, milyarlarca insan milyarlarca fikri üretmekte, ama bunlardan çok az bir kısmı uygulamalı projelere dönüşebilmekte. Başarılı projelere dönüşecek toplumsal fayda sağlayacak fikirler şu sorulara cevap vermeli: Fikir hangi toplumsa ihtiyacı karşılamakta? Yani öncelikle karşılanması gereken bir ihtiyaç olup olmadığının bilinmesi ve araştırılması gerek. İkincisi, fikirden kimler, nasıl yararlanacaklar? Sonuçta geniş bir kesimin ihtiyacına cevap veren fikirler daha kolay ve hızla faydalı projelere dönüşebilir. Bir diğer soru; fikrin benzer ürün ya da hizmetlerden farklılık yaratan yenilikçi ve inovatif yönü nedir? Çünkü giderek düzleşen küresel gerçekler içinde, fikrin benzerlerinden mutlaka ciddi bir şekilde farklı olması gerekir. Son olarak, fikir ticat, yani  ticari icat olmaya ne kadar yakın? Zira ticari özelliğe sahip olmayan fikirlerin projelere dönüşmesi olanaklı değil. Teknolojik ürünler içinde çok başarılı olanlar son dönemde iPad ve iPhone ile, sadece yeni bir iş modeli oluşturan Starbucks, Simit Sarayları gibi projelerde bu dört temel soruya açık ve net cevaplar bulmak mümkün.

>>Projelere hibe ve kredi gibi maddi destekler veren ulusal ve uluslararası kuruluşlar, birlikler neler? Bunlar genelde hangi tercihlerle, önceliklerle ve şartlarla proje bekliyor?
Ali Beba: Bu soruyu iki kategoriye ayırmak gerek. Birincisi; kurumların kendi öngördükleri konularda çözümler üreten projelere verdikleri destekler. İkincisi ise kendi iş fikirlerini projeye dönüştürmek isteyen girişimcilere sağlanan destekler. Birinci kategorideki desteklerin koşulları girişimci tarafından belirlenemez ve burada yaratıcılıktan ziyade mevcut bir soruna somut ve kalıcı çözüm üretmek gerekir. Bu bir yarışma şeklinde gerçekleşir. Soruna kim, en uygun çözüm önerisini getirirse, kurumun öngördüğü format içinde destek de alır.  İkinci kategori ise girişimciler için daha önemli. Burada projeye dönüşebilecek sağlam mantığı olan ve çok iyi planlanmış ve düşünülmüş iş fikirleri destek alır. Bu konularda Garanti Bankası desteği ile yayınladığım 6 kitabım var. Gerek TÜBİTAK, KOSGEB gibi ulusal, gerekse AB programlarında hem hibe hem de kredi biçiminde maddi destekler mevcut.

Ancak üretilen iş fikrinin uygulanabilir bir projeye dönüşebilmesi için mutlaka şu kriterleri sağlaması gerekir: Gerçekçi olmak, mantıksal çerçeve, sürdürülebilir özellik ve farklı ülkelerde tekrar edilebilir olmak.

>>Dünyanın diğer noktalarında ve şu anda bulunduğunuz Uzakdoğu’da proje kültürü, inovasyon bilinci, bu konuda sunulan ulusal ve uluslararası destekler nasıl?
Ali Beba: Uzakdoğu’da ve özellikle Çin’de girişimcilik almış başını gidiyor. Japonya’da başlayan girişimcilik, şimdi G. Kore, Tayvan, Malezya, Singapur gibi tüm Uzakdoğu ülkelerinde ciddi destekler görüyor. Buralarda maddi desteklerin yanında, projeye dönüşebilen iş fikirlerine sağlanan “ayni” destekler de var. İnovasyon bilinci çok köklü değil. Kopya ile başlayan bir tarz var Uzakdoğu’da. Ancak kopyalama, bir zaman sonra kendi tasarımını yaratma ve yeni ürünlerin doğmasına dönüşüyor. Şirket kurmak kolay. İflas prosedürleri de basitleştirilmiş. Güven çok önemli. Devlet ve yerel idarelerce girişimcilere çok uygun koşullarda yer veriliyor. Pazarlama, satış, finans ve iş planı hazırlamak konularında da eğitim destekleri var. Görev yapmakta olduğum üniversitede başkanlığını yürüttüğüm “2011 Yılı Bir Milyon Dolarlık Girişimcilik Yarışması”na 124 proje katıldı. 11 finalist seçildi. İlk üç şirkete de hem maddi hem ayni destekler sağladık. Bu yıl bu programı daha da büyütüyor, uluslararası platforma taşıyoruz. Ümidim; Türkiye’den de katılımcıların yer alması. Uzakdoğu kalkınmanın ana arterini girişimcilik olarak görüyor ve her türlü desteği veriyor.

>> Türk insanının proje kültürünün geliştirilmesi için, kimlere ne gibi görevler düşüyor?
Ali Beba: Önce bilgilenmemiz gerek. Okumamız ve diğer ülkelerdeki uygulamaları yakından izlememiz şart. Ham bir fikre veya pembe bir hayale kimse destek vermez. Hayal ile başlayan fikirlerin yazılı projelere dönüşmesi gerek. Bunun için de sağlam bir mantıksal yapıya kavuşturulmaları şart. Sonuçta projelerin belli hususları kavraması gerek. Ancak bunlar olursa proje kültürümüz gelişebilir. Bu arada, hazırlanan ve destek bekleyen her projenin, girişimci açısından ne kadar önemli görülürse görülsün, mutlaka destek alması diye bir kural da yok. Girişimciler ilk 1-2 projeleri destek görmedi diye bu işten caymamalı. Proje kültürü oluşturmak için sürekli okumak, sürekli çalışmak ve sürekli yarışmak gerek. Yılmadan, moralimizi bozmadan bu tavrı benimseyebilirsek, proje kültürümüzün gelişeceğine inanıyorum.

>>Her açıdan bir ‘teknoloji ekonomisi’ yaratmak için neler yapılmalı?
Ali Beba: Teknoloji ekonomisi yaratmak için “temel bilimlere” çok ağırlık vermek gerek. Bizde daha çok uygulamacı, yani mühendislik bilimlerine destekler var. Bu olmalı ama temel bilimlerde Ar-Ge yapmadan uygulamalı bilimlere yönelmek, bizi daima ikinci ligde tutacaktır. Kendi yongasını üreten, kendi iPhone ve iPad’ini tasarlayan, üreten bir ülke olmadan teknoloji ekonomisinden söz etmek hayalcilik olur.
Aksi halde, temel atılmadan bina inşa etmek gibi bir durumla karşılaşırız, ki günümüzdeki görüntü maalesef bu. Bu da kalıcı ve sürdürülebilir değil. Temelden bu tür bir değişiklikler yapılmadan, ülkemizdeki ithalat-ihracat makasını da kapatmamız mümkün görünmüyor.

Projesi olana destek noktaları

• Projede ‘yenilikçilik’ önemli bir gereklilik. Yenilikçiliğin ne olduğunu anlatan OECD kitapları var. Benzer kaynaklara yine internetten erişilebilir. AB fonları haricinde, ilk etapta Ulusal Fonlar var. Bu kapsamda TÜBİTAK’tan Santez programına, DPT’nin sağladığı desteklere kadar zengin bir yelpaze var.

• AB dahil tüm fonlara erişim için bilgilendirmede TÜBİTAK, TOBB, KOSGEB, sanayi ve ticaret odalarının koordinasyonu önemli. AB’nin 7. Çerçeve Programı’ndaki desteklerden yararlanabilmek için AB’nin önceliklerini bilerek yola çıkmak gerek.

• Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Kalkınma Ajansları ile Anadolu’ya ulaşıyor. Anadolu’daki KOBİ’lere daha fazla destek sağlama yönünde çabalar var. Hedef ise, bölgeler arası kalkınmışlık farklarını azaltmak.

• TOBB, TÜBİTAK, TESK ve KOSGEB’in destek verdiği www.turboppp.org yapısını unutmamak gerek. Kamu ve özel sektörün el ele verdiği, Brüksel merkezli TUR&BO’nun amacı, Türkiye’deki proje sahipleri ile Avrupa’da muhtemel proje ortaklarını bir araya getirmek.

• Ulusal fona başvurduktan sonra, Eurostars programına başvurulabilir. Burada en az 1 ülke ile ortaklık kurarak, Ar-Ge ve inovasyonu ön planda tutan çalışma yapmak gerek. Bu ortak proje, sertifikası alıp, tüm Eureka ülkelerine duyuruluyor.

• Ulusal fonların koordinasyonunun bir bölümü TÜBİTAK’ta. Ama DPT, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, ABİGEM’ler, kalkınma ajansları da burada rol oynuyor.  Birleşmiş Milletler, OECD gibi uluslararası yapılar da özellikle enerji ve çevre konusunda veya sektör odaklı destekleri sunuyor.

• Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, ayrıca Türkiye’nin ikili ilişkilerinin güçlü olduğu ülkelerle sunduğu destekler var. Bu ülkelerle bağlantılar kurmak ve geliştirmek için Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ile bağlantı kurmalı.
ETİKETLER : Sayı:840