Bilişim Dünyası 19 EKİM 2015 / 11:47

Rekabette güçlü olan kazansın

Küresel ekonominin rekabet gücünü ortaya koyan Küresel Rekabetçilik Raporu (The Global Competitiveness Report) 2015–2016, dünya ekonomisinin önemli bir değişim içinde olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’nin ise birçok başlıkta kendini güçlendirmesi gerektiği Küresel Rekabetçilik Endeksi’nde (Global Competitiveness Index-GCI) açıkça görülüyor.
  
Bir tarafta ekonomik gelişim 'yeni normal' olarak tanımlanan, işsizlik, zayıf üretim büyümesi ve beraberinde daralan ekonomik büyüme ile yol almaya çalışırken, başka belirsizlikler de süreci etkiliyor. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından derlenen verilerle oluşan raporda bu başlıkta örnekler ise jeopolitik gerilimler ve insani krizler, gelişmekte olan pazarların konumu, enerji fiyatları ile para birimlerindeki değişimler olarak gösteriliyor. Bu da ‘yeni normal’e alışma sürecindeki gelişmiş ve gelişmekte olan tüm pazarlarda zayıflığı ön plana çıkartıyor.
 
Kabullenme, çaba göster
Madalyonun diğer yüzünde ise kayda değer gelişimler 4. sanayi devrimi ile önemli potansiyel sunuyor ve paylaşım ekonomisinin gelişiminin de büyümeyi kamçılayacak inovasyonlara fırsat yaratacağına işaret ediliyor. Politikacıların, iş dünyasının ve sivil toplum bileşenlerinin ekonomik gelişim adına işbirliğinin önemine dikkat çekilen rapora göre, rekabet gücünün artırılmasının tek yolu iyi işleyen pazarlarla sınırlı değil. Bunlara güçlü kurumlar ve işlerliklerinin, yeteneğe erişimin, inovasyon kapasitesini sürekli artırma yollarını araştırmanın payı büyük. Bu yılki raporda ele alınan 140 ekonomi ve elde edilen sonuçlar ışığında, ülkelere yapılan temel öneri bu 'yeni normal'i kabullenmek yerine, ekonomik büyümeyi canlandırmak için çaba gösterilmesinin gerekliliği. Üretimi artırmanın öncelikli yolu ise hükümetlerin politik öncelik olarak bu konuyu merkeze almaları.
 
Kıtalar kadar ülkeler arasındaki farklar da derinleşiyor
Küresel Rekabetçilik Endeksi (Global Competitiveness Index-GCI) birçok durumda, ülkeler arasında derin uçurumları ortaya koyuyor. Ortalamada yükselmesine rağmen, Sahra Afrikası hala en gerideki bölge. Endekste bölgesel bazda da performans farkları görülüyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika, bölge ülkeleri arasındaki en derin farkların oluştuğu noktalar. Gelişmiş ekonomilerin birçoğu, rekabet başlığında kriz öncesi dönemlerine dönmüş gözüküyor. Bu tabloda sıkıntı ise bazı Doğu ve Güney Avrupa ülkelerinin performanslarında kendini gösteriyor. Örneğin Yunanistan, 81'inci sırayla bölgesinde rekabet seviyesi en düşük ülke. Birçok ekonomide temel sıkıntı ise hala finansal kaynaklara erişim. Bu başlıkta ABD, kriz öncesi seviyelerine yakın konumu ile birçok ekonomi arasında öne çıkmayı başarıyor. Buna karşılık, avro bölgesinde durum, 8 yıl öncesinden daha zorlu. Zaten raporda dikkat çekildiği gibi, bu da Avrupa kıtasının büyümesinde önü alınamayan yavaşlamanın bir gerekçesi.
 
Politikanız olsun
Araştırmada, bu gidişata karşı ilaçlara da dikkat çekiliyor. Para transferi yerine pazarda hareket sağlayacak yapıcı hamlelerin yapılması gerektiğine vurgu yapılırken, toplumsal büyümenin ölçümünde de en sağlıklı yolun bu olduğuna işaret ediliyor. Raporda öne çıkan çözüm yöntemleri şöyle sıralanıyor:
  1. Her ülkenin gelişim için alanı var. Ülkeler arasında olduğu gibi, ülke içinde de farklılıkların azaltılması adına bu konuda adımlar atılmalı.
  2. Eşitliği ve büyümeyi aynı zamanda sağlamak imkansız değil. Bu konuda stratejiler belirlenmeli.
  3. Finansal transferler önemli bir destek olsa da, asıl önemli olan kamu politikalarının toplam gelişimi sergileme hedefiyle kurgulanıp uygulanması.
  4. Düşük gelir seviyesi, başarıya engel değil. Bu nedenle bazı gelişmekte olan pazarların gelişmiş pazarlar kadar güçlü performans göstermesi şaşırtıcı olmaz.
  5. Bölgeler arasında dikkat çeken benzerlikler var. Bu da paylaşım kültürünün, tarihsel geleneklerin, politik ve ekonomik hamlelerin önemini ortaya koyuyor. Doğu Avrupa vergi sistemleri ve Güney Amerika’daki eğitim eşitsizliklerini aşmak için bu paylaşımı hayata geçirmek önemli.
  6. Eşitsizlik odaklı tartışmaların daha geniş bir kapsamla ele alınması, çözüm için önem taşıyor. Günümüzde tartışmaların odak konusu genelde istihdamın yetkinliğine odaklanıyor. Ama bu aslında buzdağının görünen yüzü. Bu nedenle yapısal uyum odaklı ve birçok başlıkta ekonomik istikrarlı büyümeyi hedeflemek gerek.
Türkiye’de durum iç açıcı değil
 
Dünyanın en büyük gelişmekte olan piyasa ekonomilerinin bazıları rekabet gücünün artırılması konusunda güçlüklerle karşılaşmaya devam ediyor. Suudi Arabistan 25’inci, Türkiye 51’inci, Brezilya 75’inci sırada ve sıralamada düşüşle öne çıkan ülkeler. Hindistan ise beş yıllık düşüşünü bitirerek önemli bir yükseliş sergiledi ve 16 basamak yükselerek 55’inci sıraya ulaştı. Çin de 28’inci sıradaki konumunu devam ettirerek, sıralamada BRICS ekonomileri içinde en yüksek konumunu korudu.
Raporda Türkiye’nin 2014 itibariyle satın alma gücü paritesine göre 806.1 milyar dolarlık bir GSYİH büyüklüğüne, kişi başına düşen 10 bin 482 dolarlık gelire, Türkiye’nin GSYİH’sinin dünya toplamında yüzde 1.40’lık paya sahip olduğu bilgisi veriliyor. 2015-2016 dönemi Küresel Rekabetçilik Endeksi hesaplamalarına göre Türkiye, 140 ülke arasında 51’inci sırada. Türkiye bir önceki yıl ise 144 ülke arasında 45’inci, ondan önceki yılda 148 ülke arasında 44’üncü sırada bulunuyordu. Geçen yıl olduğu gibi Küresel Rekabetçilik Endeksi’nin içinde bulunan bileşenler arasında en iyi performans ise 16’ıncı sırada yerini koruyan ‘pazar büyüklüğü’ kaleminde kendini gösteriyor. 
Bu yılki sıralamada en yüksek düşüş ise ‘kurumsal yapılanma’ endeksinde ve Türkiye, bu sıralamada 75’inci sırada. Rapora göre, Türkiye’de Haziran 2015 seçimlerini izleyen siyasi karmaşa ve bölgedeki jeopolitik çatışmaların bir araya gelmesi, önemli bir belirsizlik ortamı yarattı. Bu da kalkınmada önemli bir görev üstlenen özel sektör yatırımlarının ve uluslararası yatırımların yavaşlamasına yol açtı. Raporda bu yavaşlamaya yol açan diğer faktörler olarak, yüksek enflasyonun yarattığı belirsizlik ve yerel finansal sektöre duyulan güven ile bu sektörün etkinliğindeki düşüş sıralanıyor. Türkiye’nin rekabetçilik sıralamasında yaşadığı düşüşte, makroekonomik ortamın bozulması da önemli bir paya sahip. Küresel Rekabetçilik Endeksi’nin hesaplanmasında kullanılan bileşenlerin bazıları ile ilgili olarak Türkiye’nin konumu, tabloda yerini alıyor. Burada bir önceki yıla göre rekabetçilik endeksi bileşenlerinde ciddi düşüş görülürken, sadece işgücü piyasaları endeksinde iyileşme olduğu ve pazar büyüklüğü endeksinin ise sabit kaldığı ortaya konuluyor.
 
REKABETÇİLİK ENDEKSİ BİLEŞENİ 140 ÜLKE ARASINDA TÜRKİYE’NİN SIRALAMASI (2015) 144 ÜLKE ARASINDA TÜRKİYE’NİN SIRALAMASI (2014)
Kurumsal yapılanma 75 64
Altyapı 53 51
Sağlık ve ilköğretim 73 69
Yüksek öğretim ve işbaşında eğitim 55 50
Emtia-Mal piyasalarının etkinliği 45 43
Pazar büyüklüğü 16 16
İnovasyon 60 56
İşgücü piyasaları 127 131
Makroekonomik ortam 68 58
Mali piyasaların gelişmişliği 64 58
 
 
ETİKETLER : 1042