Bilişim Dünyası 09 EKİM 2011 / 11:33

Sayısal uçurum her açıdan çok derin, çözüm sayısal okuryazarlığı geliştirmek

Alternatif Bilişim Derneği’ne göre, sayısal uçurum her açıdan çok derin. Tüm toplum özgürlük-güvenlik ikilemiyle karşı karşıya getirilmekte. Bu noktada ihtiyacımız olan ise sayısal okur yazarlığı geliştirmek, internet erişimi konusunda eşitsizlikleri gidermek, daha kaliteli ve ucuz, hatta belli alanlarda ücretsiz bir erişim olanağı sağlamak.

Alternatif Bilişim Derneği, adında yer alan alternatif kelimesine uygun olarak sektördeki diğer derneklerden farklı bir noktada duruyor. Dernek daha çok bilişim ve iletişim teknolojilerinin boyutu  üstünde duruyor. Dernek ile ilgili başkan Ali Rıza Keleş ile konuştuk.

>> Sektörde birçok dernek var. Sizler ise yeni bir dernek oluşumuna gittiniz. Nasıl karar verildi, nasıl yola çıkıldı, bu süreci anlatır mısınız?
Ali Rıza Keleş: 2008 sonunda çevrimiçi ortamda tanışmış bir grup arkadaş olarak başladık. Bu tarihten bir yıl önce 5651 no.lu yasa çıkmış, yasaklanan sitelerin sayısı hızla artmıştı. Biz de buna karşı özgür internet için çabalayalım, insanlara sınırsız, engelsiz bir web deneyimi sağlayalım diyerek çeşitli çalışmalara giriştik. ozgurinternet.info sitesini kurup, internet kullanıcılarının anonim şekilde, Türkiye’deki erişim engellerine takılmadan gezinti sağlayabilecekleri kanallar kurmaya çalıştık: Anında mesajlaşma, web proxy, tünel gibi hizmetler. Bunların nasıl kullanılacağına dair Türkçe bilgiler sunduk. Fakat bu kısa sürdü. Çünkü internet yasaklarına karşı çıkan diğer insanlarla tanışınca konunun teknik yollarla çözülemeyeceğinin farkına vardık. Konu tümüyle sosyal ve hatta siyasal bir sorundu. Uzun tartışmalar yaptık. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin sosyal sonuçlarının olduğunu, bunların incelenmesi ve insan, hak ve özgürlükler açısından yorumlanması gerektiğine karar verdik.

Bunun için sosyal bilimlerden ve teknik bilimlerden insanların birlikte ve birarada düşünmesi, bilgi ve becerilerini bu amaçla kullanabilecekleri bir zemin ihtiyacı gündeme geldi. Bir süre e-posta listeleri, çevrimiçi sosyal ağlar çalışmalarımız için yeterli oldu. Fakat daha sonra çalışmalarımızın kurumsal bir görünüm kazanması elzem oldu. Akademiden, sektörden ve kullanıcılardan birçok insanla tanıştık. Fikirlerimizi anlattık. Nihayet geçen yılın sonunda çalışmalarımızı dernek olarak devam ettirmeye karar verdik. Geçen süre boyunca, internet sansürü, yeni medyada nefret söylemi, sayısal oyunlar ve oyun sektörü, sosyal medyanın kullanımı, özgür yazılım, internet-bilgi-iktidar gibi konularda bir çoğu akademik, konferanslar, paneller düzenledik. Kitaplar yayınladık. Ücretsiz e-kitap, wikiler, bloglar yayınladık. Sansüre karşı düzenlenen kampanyalara destek olduk.

>> Dernek olarak sektörün gündeminde olan konularla ilgili tutumunuz, bakış açınız ve yaklaşımınız nedir?
Keleş: Bugünlerde en temel sorunumuz bildiğiniz gibi internet sansürü. Bu konuda çok sayıda açıklama ve değerlendirme yayınladık. Biz devlet eliyle merkezi filtre uygulamasının sansürden başka anlama gelmeyeceğini, kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz. Bildiğinizi gibi filtreleme yazılımları pazarda mevcut ve birçoğu ücretsiz. İhtiyaç duyan birçok insan yazılımları indirip kullanmakta. Kişisel hassasiyetlere göre filtresini düzenlemekte. İstediği siteyi ya da içerik türünü filtreleyebilmekte, gerektiğinde yine erişebilmektedir. Türkiye’de merkezi bir filtreye ihtiyaç yoktur. İhtiyacımız olan sayısal okur yazarlığı geliştirmek, internet erişimi konusunda eşitsizlikleri gidermek, daha kaliteli ve ucuz, hatta belli alanlarda ücretsiz bir erişim olanağı sağlamaktır. Hali hazırda kullandığımız internet de filtreli ve sansürlüdür. Belirleyebildiğimize göre 14 binden fazla site engelli, 1 milyon 200 bin site kamuya açık yerlerde filtreli haldedir.

“Sayısal okur yazarlığın gelişmesi için projelerimiz var”

>> Dernek olarak önümüzdeki dönem neler yapmayı planlıyorsunuz, hedefleriniz nelerdir?
Keleş: Üzülerek belirtmeliyim ki, sansür konusu gündemimizde olacak gibi görünüyor. Bu sansür ayıbından kurtulmamız gerek. Bununla ilgili bilgilendirme ve lobi faaliyetlerimiz devam edecek. Çevrimiçi ve çevrimdışı ortamlarda kampanyalarımız da sürecek. Yeni medya alanının sorunlarını yapacağımız büyük bir konferansla derinlemesine tartışmayı düşünüyoruz. Bu konudaki akademik birikimi ortaya çıkarmak, zenginleşmesine yardımcı olmak ve mümkünse ilgiyi bu alana çekmek istiyoruz. Tabiki sadece akademik çalışmalar değil. Biz bu alanın olanaklarının görülmediğini, ilgili yasal, idari düzenlemelerin çoğunun korumacı, kollamacı ve muhafazakar bir algı ile oluşturulduğunun farkındayız. Bu kesinlikle değişmeli. Sayısal okur yazarlığın gelişmesi için projelerimiz var. Konusunda uzman arkadaşlarımızla eğitim programları hazırladık. Bu eğitim programları ile özellikle ebeveynleri ve gençleri hedefliyoruz. Sayısal oyun çalışmlarımız hızlanacak. Türkiye Dijital Oyun Federasyonu kuruluş çalışmalarına katıldık. Federasyona katkılarımızı artıracağız.

>> Nefret suçları ile ilgili çalışmalarınız var?
Keleş: Geçen yıl “Yeni Medyada Nefret Söylemi” kitabını hazırladık. Yeni medya mecralarında nefret söyleminin kendisine nasıl yer bulduğunu ve karşı mücadele örneklerini serimledik. Nefret söylemine karşı ağlar, gruplar kuruluyor. Yeni medya alanındaki nefret söylemi ve suçlarının örneklenmesi raporlanması çok önemli. Bu konuda çalışmalarımız var. Söz konusu olan nefret söylemi olunca herhalde en önemlisi farkındalık yaratmak. Yeni medya profesyonellerinden kullanıcılara dek farkındalık yaratmak gerekli. Bunun bakımdan yeni medya okuryazarlığı eğitimlerini, bu konuda yapılan toplantıları önemsiyoruz.

“Esnekleşen koşullar niteliksiz üretime de yol açıyor”

Sektörde az bahsedilen bir konu çalışma koşullarının ağırlığı, sanki biraz gözardı ediliyor ya da çalışanlarca dile getirilmekten çekiniliyor gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Keleş: Sektörün temel sorunlarından birisi de son derece esnek çalışma koşulları. Esnekleşen koşullar bir yandan niteliksiz üretimi, diğer yandan çalışanların daha zor şartlarda çalışmasına yol açıyor. Bu karşılıklı derinleşen bir süreç. Öte yandan sektör tekel olarak nitelendirilebilecek yazılım şirketlerinin ürünlerinin satıcıları, uygulayıcıları olarak büyümeye devam ediyor. Bu da çok kritik. Çünkü büyüyen rakamların önemli bir bölümü, lisans maliyetleri olarak bu tekellere akıyor. Cari açık uçurum düzeyinde. Özgür yazılımlara da hala mesafeli duruyor. Farkında değil. Özel sektörün aktörleri en kolay ve en hızlı kar güdüsüyle ilişki kuruyor. Kamusal aktörler, korumacı, muhafazakar bir yaklaşım içerisindeler. Maalesef bu tablo bize pek parlak görünmüyor.

Sayisal_Ucurum3“Amacımız, makro düzeyde tekno-sosyal politikalara etki etmek”

Dernek olarak genel duruşunuz nedir, sektördeki diğer derneklerden hangi açılardan ayrılıyorsunuz?

Keleş: Derneğimiz bilgi ve iletişim teknolojilerinin sosyal, siyasal sorunları ve sonuçları ile ilgileniyor. Temel farkımız bu. Sektördeki diğer derneklerin odağında, sektörün büyümesi, genişlemesi gibi ekonomik sorunlar var. Bu çok doğal. Her kesim kendi çıkar grubunu yaratmalı. Tabiki ekonomik veriler bizi yakından ilgilendiriyor. Fakat biz sektörün ekonomik olarak nasıl büyüyeceği gibi konularla pek ilgili değiliz. Yaşanan teknolojik değişim, toplumu, kamuyu nasıl değiştiriyor, bu değişime kim nasıl yön veriyor, sonuçları iyi mi, kötü mü gibi sosyal konularla ilgiliyiz. Mesela, sayısal oyunlar çocuklarımızın gelişimini nasıl etkiliyor sorusuna yanıt arıyoruz. İnternet sansürü ifade özgürlüğümüzü nasıl kısıtlıyor, bizi bekleyen filtrelerin etkileri neler olacak gibi sorulara kafa yormaya çalışıyoruz. Amacımız, makro düzeyde tekno-sosyal politikalara etki etmek. Maalesef bilgi toplumu, teknoloji devrimi, e-toplum gibi ortaya atılan birçok konunun altı bomboş. Sayısal uçurum her açıdan çok büyük. Tüm toplum özgürlük - güvenlik ikilemiyle karşı karşıya getirilmekte. Sayısal gözetim ve kayıtlama inanılmaz boyutlara varmış, kişisel verilerimizin gizliliği kalmamış, özel hayatlarımız her an her şekilde kamuya açık hale gelebilecek noktalara gelmiş. Tüm bunlar ciddi sorunlar ve maalesef karar vericiler, makro düzeyde pozitif tekno-sosyal politikalar geliştirmek yerine, yasaklamalar, cezai yaptırımlar ile geçiştirmekteler. Bu da sorunları çözmek bir tarafa daha da derinleştirmekte.
ETİKETLER : Sayı:841