Bilişim Dünyası 30 MART 2015 / 09:29

Tekekonomi kavramına hazır mıyız?

Teknoloji hepimizin elinde büyüyor. Bundan çok değil 15 sene öncesinde sahip olduğumuz teknoloji imkanlarıyla şimdikini kıyaslamak çok zor bir hale geldi.

SAMSUNG TÜRKİYE BAŞKAN YARDIMCISI TANSU YEĞEN

50 sene önceye dönüp baktığımızda o yıllarda bir teknolojik cihazı 10 sene boyunca kullanmak kimseye anormal gelmezdi. Hatta sonraki kuşaklara kalma ihtimali yüzünden cihazlara “evladiyelik” adı verilirdi.

Daha uzun sürmesi için işlevselliğinden ödün verilirdi o zamanki cihazların ve hatta kıyafetlerin bile: O zamanlarda çarşıdan pazardan alınan kıyafetler bile olması gerekenden daha büyük alınırdı. “Büyüyünce de giyersin” sözü yaygın bir söylemdi...

Bugün teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki bir önceki cihazı nasıl kullandığımızı soruyoruz kendi kendimize. Bundan çok değil birkaç sene önce mucize gibi gelen teknolojiler telefondan televizyona, fotoğraf makinesinden saklama alanlarına kadar yaşanan muazzam gelişmelerle kendini unutturuyor bize.

Öyle bir teknoloji dünyası yaşamaya başladık ki zaten yeni çıkan ürünler, bir öncekinden kat be kat üstüne olmazsa kullanıcılar hayal kırıklığına uğruyor. Yani teknoloji geliştirenler rakipleriyle yarıştıkları kadar bir önceki ürünleriyle, bir başka deyişle kendileriyle de kıyasıya rekabet içindeler...

Eşsiz teknoloji nereden gelir?

Şirketler bu yüzden hep eşsiz teknolojilerin peşinden koşuyorlar. Bu kadar çok ürünün değiştirildiği, bu kadar hızlı döngüsü olan bir pazarda diğerine benzememek için gerçekten de benzersiz, eşsiz olmak gerekiyor. Çoğu zaman bu da yeterli gelmiyor, kurumların hayata geçirdiği ürünlerin “bugünün şartlarına rağmen” hızlıca kopyalanamaz olması da şart.

Bu yüzden dünya üstünde teknoloji konusunda üst katmana koyduğumuz şirketler araştırma ve geliştirme faaliyetlerine çok önemli kaynaklar aktarıyorlar. Samsung’dan örnek vermek gerekirse; şirket 10,4 milyar dolarla 2013 yılında bir otomotiv firmasının ardından dünyanın en çok Ar-Ge kaynağı aktaran kurumu oldu. 2013 yılındaki bu inisiyatifin ardından 2014 yılında 4.952 patentle dünyanın en çok patent alan ikinci firması oldu. Üçüncü sıradaki şirketle arasında neredeyse yüzde 20’lik bir fark var.

Bu sayının ne kadar büyük olduğunu anlamak için Türkiye rakamlarına bakmak gerekiyor: 2014 yılında tüm Türk firmalarının aldığı patent sayısı 4.665 olarak gerçekleşti.

Tekekonomi başlıyor

Geçtiğimiz yıllarda sadece ucuz işgücü olarak tanımlanan Çin, şu anda dünyanın en çok patent alan ülkesi konumuna geldi. 2020 yılına kadar patent sayısını 3 katına çıkarmayı planlıyor. Patentlere dayalı bu hareket, teknoloji ve ekonomi kelimelerinden türetilen tekekonomi (tech-economy) olarak adlandırılıyor. Temel hatlarıyla tamamen edilgen, başkasının tasarladığı malları ucuza üretmekten çıkıp ekonomiye aktif bir biçimde katılmayı ve geleceğin ekonomisini teknolojiyle şekillendirmeye verilen isim bu.

Çünkü ülke olarak ne kadar büyük fabrika ve üretim zincirleriniz olursa olsun esas katma değeri sağlayan, işin kazançlı kısmı markanın sahibi olmak ve ürünü tasarlamaktan geçiyor. Tabii ki tasarlanın ürünler için patent sahibi olmak da çok önemli. Bu bakış açısıyla tekekonomiye de hazır olmak adına kurum ve ülkeleri ne kadar iyi araştırma geliştirme yaptıklarıyla değil, bunun sonucunda alınması gereken patentlerle değerlendirmek gerekiyor.
ETİKETLER : 1015