Bilişim Dünyası 23 EYLÜL 2013 / 08:27

Ustalardan notalara hep destek

Üç enstrüman ustası, atölyelerinde kişiye özel üretim yapıyor. Üçünün de ortak noktası müziğe ve ona emek vermeye sonuna kadar inanmaları.

Gitar yapımcısı Erdem Koca, ud yapımcısı Özgür Türen, keman yapımcısı Özgür Tümçelik… Üçü de Söğütlüçeşme’de bir atölyede beraber çalışıyor. Enstrümanlar, müzik tarzları farklı, ama Erdem Koca’nın da belirttiği gibi, ortak noktaları müzik sevgisi. Gitar tutkunları için son yılların en önemli yayını olarak kabul edilen Okan Bayülgen’in Muhallebi Kralı programında ‘Gitar Gecesi’ne de konuk olmuştu Erdem Koca. Atölyede biraraya geldiğimiz Koca, kişiye özel gitar yapmaktan, bu başlıkta kendi kariyerinin gelişimine birçok detayı paylaştı.

Gitar yapma fikri nasıl doğdu?
1994’te işletme fakültesine girdim, ama okulu yarım bıraktım ve çeşitli TV kanallarında çalıştım. O zamanlar grubumuzla müzik de yapıyorduk çeşitli mekanlarda. Cine 5’te, CNN Türk’te çalıştım. Sonra ağabeyimin yanına, Kanada’ya gittim. Orada üniversitede sinema- TV okurken, bir TV kanalında da çalıştım ve 4 yıl sonra Türkiye’ye döndüm. Yine prodüksiyon şirketlerinde, ardından Cumhuriyet gazetesinde çalıştım. 2006 yılında dövme ile ilgili bir belgesel çektim ve internette onu yayınladım. 20 yılı aşkın zamandır gitar çalıyorum. Klasikle başladım ve halen elektro gitar çalıyorum. Gündüz çalışırken akşamları çalıyordum grubumuzla. Yaz dönemi medyada sakin geçer. Yine böyle bir dönemde ‘bari bir ustanın yanına gireyim’ dedim. Ama usta bulmak da zor iş. Çünkü gitar yapan usta İstanbul’da 5’i geçmez. Onlarla konuştum, ama o dönem ihtiyaçlarının olmadığını söylediler. Şans eseri, ud yapan bir usta eleman arıyordu, onun yanına girdim. Türk Sanat Müziği’nden anlamam, ama yaz dönemi için bu işe girmeyi, sonbahar sezonunda medya işleri hareketlenince çıkacağımı söyledim. İşin mutfağını görmek istiyordum ve orada kaldım. 3 yıla yakın çalıştım orada. Sonra oradan ayrıldım ve 3 yıl önce burayı, kendi atölyemizi kurduk. Üçümüz de bir önceki atölyeden birbirimizi tanıyorduk ve kendi atölyemizi kurmak istiyorduk. Söğütlüçeşme’de bunu yapma fırsatını bulduk. Bu arada, hala gitar çalıyorum, ama bu işten zaman kalmadığı için bir mekanda sahne almıyorum.

Sonuçta lütiye oldunuz...
Lütiye; müzik enstrümanı yapan, bunu tamir eden insan adına genel bir tanım. Ama yanlış anlaşılma oluyor, ben gitar yapıyorum, diğer arkadaşlarım da ud ve keman yapımcısı. Tüm bu enstrümanların her biri ayrı bir uzmanlık demek. O yüzden bana işim sorulduğunda ‘gitar yapımcısıyım’ demeyi tercih ediyorum. Aynı doktorluk gibi. Kulak burun boğaz da var, nöroloji de ve hepsi ayrı birer uzmanlık demek. Lütiyelik bu yönüyle geniş bir kavram ve herkes her şeyi yapamaz.

Böyle bir işe girişmeyi risk olarak görmediniz mi?
Çok büyük bir riskle karşılaştığımızı biliyorduk. Büyük bir emek var. Seri üretim yapmıyoruz. Üretimde kullandığımız, maliyeti yüklü bir hammadde gerçeği var. Kişiye özel enstrüman yapıyoruz. Vitrine koyduğumuz yüzlerce tişört yok. Stok tutmuyoruz. Bizim yapmaya çalıştığımız; belli bir olgunluğa erişmiş kişinin gelip bizden enstrüman alabilmesi. Çünkü piyasadan standart aldığı enstrüman artık onu tatmin etmiyor. Çünkü enstrümanla ilgili belli bir zevki gelişmiş. Bunun karşılığını da stok enstrümandan bulamıyor, kendisine özel yapılmış bir enstrüman arıyor. Kimi hafif olmasını, kimi sesinin yüksek olmasını istiyor. Herkesin farklı beklentileri var. İşte biz orada devreye giriyoruz. Bir mağazadan giysi alabilirsiniz, ama kolları uzun gelebilir, ama terziye gittiğinizde ölçünüz alınır, kumaşınızı ve modelinizi tercih edersiniz, her şey üstünüze uygun dikilir. Bizim burada butik üretim mantığımızın temeli de bu. İhtiyaçlarınız, beklentileriniz, zevklerinize göre sizin için bir enstrüman yapıyoruz.

Kimler alıyor?
Enstrüman yapımcılığında marka olmak uzun yıllar verilen emeklerin sonucu. İnternet sayesinde bu süreyi kısaltıyoruz, ama yine yılda ürettiğimiz sayının bile belli bir sınırı vardır. Bu enstrümanların insanlarla buluşması ve reklamınızın yapılması, Türkiye ve dünyada tanınmanız bu nedenle uzun zaman isteyen bir şey. Bu açıdan bakınca, biz hala emekleme dönemindeyiz.
Ama temelde enstrümanları bir şekilde insanlara, profesyonel müzisyenlere tanıtmaya özen gösteriyorum. Bunların bazılarını dükkanımıza da davet ederek gitarlarımı satmayı başardım. Bu yolda emeklerim sürecek. Pop müzikteki gitarla rock müzikteki gitar tonları birbirinden farklıdır. Bu nedenle enstrümanın ‘iyi’ olup olmaması sübjektif bir konu. Sadece üretmek değil, sektördeki insanlara da kendinizi tanıtmanız, bunun yöntemlerini doğru kullanabilmeniz gerek.
İnterneti, www.erdemkoca.com sitemi, sosyal medya varlığımızı aktif biçimde kullanmaya çalışıyoruz. 23 yıldır gitar çalıyorum. Ama 2 aydır gitar çalan bir gencin buraya gelerek veya Facebook’ta sorduğu sorulara doğru ve kapsamlı yanıt vermeye özen gösteriyorum. Çünkü bir zamanlar ben de öyleydim ve etrafımda soracak kimse yoktu. O açığı doldurmak lazım. Ayrıca o çocuğa bilgi vererek ona yatırım yapıyorsun. İki yıl kadar gitar dergisinde köşe yazdım, insanların sorularına orada da yanıt verdim. Her gün belli bir mesaiyi bu sorulara yanıt vermeye ayırıyorum. Hem insanları bilinçlendirmek hem de kendimi ortaya koyabilmek adına. Çünkü o kadar büyük devlerle savaşıyoruz ki... Fender, Gibson, Ibanez, Jackson… Bunlar, dünyanın en ünlü gitaristlerini bünyelerinde barındıran markalar.

 Türkiye’de kişiye özel enstrüman yapmak emekleyen bir başlık. Dünyada durum nasıl?
Eşimle, ağabeyimin yanına ABD’ye gittik 1 aylığına. Bir tur planı yaptım, araba kiraladık ve 10 gün gezdik ABD’yi. Gibson fabrikasına gittik, Country Music ve Rock and Roll Hall of Fame müzelerine gittik. Elvis’in ilk albümünü çıkardığı stüdyoyu ziyaret ettik. Müzikal bir tur yaptık. Bunu yapınca, bu sorunun yanıtı net biçimde ortaya çıkıyor: Birincisi ABD’nin nüfusu 350 milyon. İkincisi adamların kişi başı gelir düzeyleri bizden çok farklı. Yani isteyen insan, harcama yaparak enstrüman alabiliyor. Üçüncüsü kültür olarak bizden daha farklılar, kültür ve sanata yatırımları çok ve çeşitli. Bunu destekleyen politikaları var. Dördüncüsü bizim burada hoşumuza giden şeyler rock müzik, blues veya caz, aslında onların yarattığı müzikler. Bu nedenlerle adamlar bizden daha gelişmiş durumdalar. Profesyonel ve amatör olarak daha fazla müzik üretiyorlar. Tüm bunlar enstrüman satışına da yansıyor. Bizim kullandığımız, dünyada popüler olan markalar onların. Tüm bunlardan dolayı oralarda işler buradan farklı. Her gelir grubuna yönelik enstrümanların satışı orada daha fazla. Her seviyeden insan müzikle uğraşabiliyor. Burada ise liseliler, üniversiteliler öncelikle hobi olarak müzikle uğraşır. İş hayatına girince ise durum daha farklı olur. Nadir de olsa, 45 yaşında bir şirketin finans müdürü, 40 yaşında endüstri mühendisi, doktor da buraya geliyor. Ama yurtdışında bu tarz bir dağılım daha fazla. İlgi her seviyede. Bu yüzden orada enstrüman yapımcılığına, ustalığa bakış açısı çok farklı. Bu başlıkta girişimcilik orada destekleniyor.
Mesela, 6 yerine 7 telli gitar yapıldı, sonra Steve Vai bunu bir albümünde çaldı, o albüm de patladı. Bu adam ünlü bir gitarist olduğu için tüm dünya onu tanıyor. Böyle olunca amatör gitar çalanların da ilgisini çekiyor. Sonra dünyada bir talep oluşmaya başlıyor ve diğer üreticiler de ‘7 telli gitar niye yapmayalım?’ diye düşünmeye başlıyorlar. Ama ben burada 7 telli bir gitar yapsaydım, dünya bunu bu hızda tanır mıydı? Hayır. Rüzgarın adamların arkasından esmesi, o adamların müziklerini dinlememiz, onların giysilerini giyip restoranlarında yemek yememiz gibi bir gerçek var. Şu noktada onların yaptıklarının üstüne ‘ilk’ yapmak da artık yetmiyor.

Kendi atölyenizde çalışmak nasıl bir iş yapısı demek?
Türkiye’de kültür çok kolay tüketilen bir şey değil. Burada üretip sattığımız enstrümanlara hep olumlu geri dönüşler alıyoruz. Ama deli gibi işleyen bir üretim hattı yok burada. Birincisi bir üretim için yeterli materyaller elimizde yok. Tüm enstrümanların yapımında gerekli olan dünyanın dört bir tarafından ağaç söz konusu. Bunlar her zaman Türkiye’de bulunmuyor. Çünkü böyle bir talep yok. Çünkü enstrüman üretimi yok. Biz enstrümanın ‘yapılmışını’ alıyoruz. Ama bu ağaçla kapak üretimini yapacaksam, buna verdiğim para, bir mağazadan alacağım elektro gitarla aynı para. 150 dolara da bir elektro gitar alabilirsin, ama bana geldiğinde sırf kapağı 200 dolardır. Çünkü bu ağacı Afrika’dan getirtiyorum. Zorluklar dersek, Türkiye’de böyle bir üretim olmadığı için bunun hammaddesi de getirilmiyor. Yurtdışına astronomik paralar vererek bunları getiriyoruz. Ağaç, plastik gibi değil, ‘Gümrük’te biraz beklesin sonra çekeriz’ diyemezsiniz. Kırılır, eğilir, nemlenir. Ama benim bir iddiam varsa, ‘Dünya standardında gitar yapıyorum, bedeli de budur’ diyorsam, böyle bir vaat veriyorsam, ‘Kusura bakmayın, sizin ağacı Türkiye’de bulamadım’ diyemem. Bunun için bu ağaçları bulmak için hep çabalıyor, vaadimizin arkasında duruyoruz. Bu garantiyi veremiyorsak, o zaman bu işi yapmamamız lazım. 30-40 farklı ağaç çeşidinden isteyebilir bir adam tek bir gitar için. Gövde, kapak, sap, klavye için farklı tercihler yapabilir. Benim de iddiam ‘Sen nasıl istiyorsan ona uygun yaparım’ şeklinde. Benim bu ağaçları stokumda bulundurmam, bunu uygun biçimde gerekli koşullarda tutabilmem lazım. Bu işi sevdiğimiz için de elimizden geleni yapıyoruz. Bizim derdimiz hakkını vererek bir şeyler üretmek, çok paralar kazanmak değil. İstenen işi ortaya koymak bizi mutlu etmeye yetiyor. İyi bir gitar yaptığım zaman mutluyum, tek derdimiz, en başta bu işe başlangıç motivasyonumuz bu. Bu işte zengin olunmayacağını bilerek bu yola girdik. Ama benden gitar alan bir kişinin arayıp gitarı ne kadar beğendiğini anlatması beni mutlu ediyor. Bu işin yegane tatmini bu. Bu atölyedeki üç kişinin ortak paydası, tarzlar farklı olsa da, müzik.
tv8’de Okan Bayülgen’in Muhallebi Kralı programında ‘Gitar Gecesi’ne konuk olmuştunuz. Buradan yola çıkarak, tanıtımı nasıl yapıyorsunuz?
tv8’de Okan Bayülgen’in programı gibi konularda gelen davetlere katılıyoruz. Okan Bayülgen tematik programlar yapıyordu ve o da gitarı seven, gitar çalan bir insan. Bir konu olarak gitarı seçmişlerdi ve programda çalan Tuncer Tunceli ile prodüksiyonu hazırlarken, ‘Gitar yapan bir usta varsa onu da çağıralım’ demişler. Tuncer bana ulaştı, katılmaktan memnun olacağımı söyledim. Bu program serisi, tematik yapısıyla medyanın doğru kullanımına bir örnekti. Hep TV’de kamera arkasında çalıştığım için ilk kez kamera önüne geçtim. Benim için de çok enteresan oldu. Kendimizi anlatmaya çalıştık. Sonra çok fazla geri dönüş oldu internetten. Belirttiğim gibi, daha önce gitar dergisinde yazıyordum, ama ne yazık ki kapandı. Tanıtım adına internet sitemiz var. Sosyal medyayı da iletişim adına etkin kullanıyoruz. Bize nereden ne talep gelirse onu cevaplıyoruz atölye olarak. Geçen yıl bir liseden öğrencileri öğretmenleri getirdi. Yine bir ilkokuldan geldiler müzik öğrencileri. Bize enstrümanlar ve üretimleri ile ilgili sorular sordular. Tüm günü onlarla beraber geçirdik. Bize böyle talep geldiğinde asla reddetmiyoruz.
Erdem Koca üretimde teknolojiyi nasıl kullanıyorsunuz?
Seri üretim ve karşılığında gerçekten el yapımı var. Ama seri üretimde de nihayetinde insanlar elleriyle çalışıyor, robotlar yapmıyor enstrümanı. Seri üretim ne kadar makineleşirse makineleşsin her zaman enstrüman yapımında insan faktörü var. El yapımından kasıt ise bir ürünün başından sonuna kadar tek bir usta tarafından yapılması demek. Yani bir uzman var, ağacı alan da o, stoklayan kesip ilgili ölçülere getiren de o, o ağacı gitara döndüren de o, perdeleri çakan, o sapla gövdeyi birleştiren, elektroniğini lehimleyen de o. Herşeyi tüm aşamalarını bir usta yapıyorsa, ‘el yapımı’ denen enstrüman ortaya çıkıyor. Diğeri ise seri üretim dediğimiz yapı. Orada da yine ustalar çalışıyor. Ama herkesin bir uzmanlığı var. Bir usta sadece kesim yapıyor, biri sadece sapı gövdeye takıyor. Biri sadece manyetikleri lehimliyor. Sonuçta tek bir başlıkta uzmanlık oluyor, parça ve üstlenilen iş bazında uzmanlık oluşuyor, üretimin tüm aşamalarını içermiyor.
Bunu tercih etmiyoruz. Çünkü adımlar arasında iletişim kopuyor. Sonuçta o gitarı bana getiriyorsun, misal perdesinde bir sorun var. Eğer tüm aşamaları tek bir usta yapmış olsaydı, o usta nasıl bir eksiği gidermesi gerektiğini bilirdi. Seri üretimin kötü tarafı her şeyi bir insanın değil, bir insanın tek bir şeyi yapması ve tüm aşamalardan bihaber olması, her başlıkta yeterince uzmanlaşamaması.
Biz teknolojiyi ne kadar elimize geçerse kullanmaya çalışıyoruz. Çünkü teknoloji bize kalitede standardizasyonu getiriyor. Teknoloji; doğru kullanıldığında her yaptığım gitarın aynı kalitede olması için bir araç. Mekanik kumpas vardır, milimetreyi ölçer, sayısal kumpas ise milimetrenin yüzde 1’ini ölçmeyi sağlar. Bu da enstrümanda hassas bir denge. İşte bunlar ‘kalite’ demek. Teknoloji bize kalitemizi artırmamız için ne sunuyorsa onu kullanıyoruz. Ama aynı şeyden 50 tane yapıp satmak için kullanmıyoruz. Bunu belirtmem gerek. Çünkü bizim iddiamız ‘kaliteli enstrüman’. Teknolojiyi ‘kaliteyi düşürüp çok üretmek’ için kullanmıyoruz. Hassasiyetleri artırmak, kaliteyi korumak hep önceliğimiz.

Hedefleriniz neler?
Kişisel olarak tek hedefim, İstanbul’da dünyanın en kaliteli gitarından farkı olmayan elektro ve bas gitarlar yapabilmek, bu şansa ulaşamayan Türkiye’deki herkese bu hizmeti sunabilmek. İnsanlar bunu eğer görüp takdir edip çalarlarsa, hedefime ulaşmış olurum. Mersin’den bir çocuk gitar yaptıracak, Ardahan’dan bir çocuk var, her gün konuşuyoruz, gitar yaptırıyor, tamire gitarını gönderiyor. Herkes hem istedikleri gitarı çalma hem gitarlarını tamir ettirme şansına sahip değil. Az şehirde yapımcı var. Toplam sayı da az zaten. Bu uzmanlık ve sabır gerektiren bir iş. Hem müziği bileceksin, hem enstrümandan, işin akustiğinden anlayacaksın, hem marangozluktan, ahşap işlemeciliğinden anlayacaksın. Tüm bunları, yani işin sesini, yapı malzeme bilgisini ve ustalığını biraraya getirip ortaya çıkardığın ürün, aynı zamanda estetik olarak da ergonomik olarak da zevklere hitap edecek. Bu noktada işin içine görsel sanatlar katacaksın. Tüm bunlardan sonra ürünü ortaya çıkardıktan sonra, bunu pazarlayabilecek halkla ilişkiler ve tanıtım becerisine sahip olacaksın.
Bu işte tek başına enstrüman yapımcılığından çok fazlasını, yapı malzemeyi, akustiği öğreniyorsun, estetik hassasiyetini geliştiriyorsun, hangi tür müzik yapanların hangi tarz enstrümanı tercih edeceğini anlıyorsun, yaptığın ürünle tek başına bir ordu oluyorsun. Bu ürünün fotoğrafını da çekiyorsun. İletişim kanallarını kullanıp bunu nasıl tanıtman gerektiğini de öğreniyorsun. Sosyal medyayı öğreniyorsun. O kadar çok şey var ki, olay enstrüman yapmaktan çok fazlası ve bunların hepsini öğrenmeniz, her enstrüman için sürekli bu yapıyla çalışabilmeniz lazım. Tüm bunları yapabilmek kişide ayrı bir tatmin getiriyor. Her adımda büyük bir emek var. Ve bizim zerre şikayetimiz yok.
ETİKETLER : Sayı:939