Bilişim Dünyası 30 HAZİRAN 2014 / 08:13

Yerli diziyi değil kanalı, komşuya değil dünyaya taşıma fırsatı

SES, dünyanın dört bir tarafındaki uydularıyla dünyanın her yerine yayıncı olarak ulaşma imkânı sunuyor. Faaliyete geçen son uydu ile hedef Türk yatırımcılarını da bu yolda teşvik etmek.

Uydu ve yayıncılık operatörü SES’in 22 Mart’ta uzaya fırlatılan uydusu ASTRA 5B, Haziran başında faaliyete geçti. Bu uydu, Orta ve Doğu Avrupa, Türkiye, Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu için 31.5 derece Doğu’da DTH (Doğrudan Eve Yayın), doğrudan kablo ve sayısal televizyon ağlarına katkı yayınlarında kapasiteyi artıracak. Uzay aracı aynı zamanda Avrupa Komisyonu Avrupalı Sabit Uydulu Gezici Kapsama Hizmeti (EGNOS) için ikinci SES ana makinesindeki bir L-bant uydu yükünü taşıyor. ASTRA 5B’nin devreye girmesiyle SES’in kapasitesi 19 aktarıcıdan 40 aktarıcıya yükseldi. SES Türkiye Ülke Müdürü Ahmet Eren, HD/UltraHD yayınlara geçişin çok hızlı olacağını düşündüklerini belirtti ve Türkiye’de yayıncılık alanındaki beklentilerini şöyle anlattı:

22 Mart’ta 56’ıncı uyduyu fırlattınız ve bunu Haziran ayı başında devreye aldınız. Bu süre ne için kullanıldı?
Fırlatmak ve devreye almak arasında bir zaman farkı var. ‘Inorbit testing’ dediğimiz yörüngedeki testleri teknik ekibimiz yönetiyor. Fransa’da Toulouse’ta sadece uydunun yapım aşamasında takip eden ekip var ve onlar fırlatma sürecini de takip ediyorlar. Devreye alma aşamasında prosedürle çok fazla ve tüm süre yaklaşık 2 ay sürüyor. AB’nin Galileo projesini de daha keskinleştirmek için de çalışıyoruz. Özellikle askeri ve ticari hayatta bunun çok fazla uygulaması olacak. Konumu santimetreye kadar indirgeyebilen mimari ile birlikte bizim uydumuz Galileo yapısının bir parçası olacak. Bu başlıkta da testler adına farklı bir süreç ilerliyor.

Bu uydu hangi bölgeyi kapsıyor ve amaçları ne?
Avrupa’da 5 tane yörünge konumumuz var ve doğuya doğru genişlememizi sağlayacak ana uydumuz bu. 31.5’ta halihazırda başka bir yörüngeden kaydırdığımız uydumuz vardı. Ama şimdi bu sadece bu bölgeye adanmış bir uydumuz var. Gelişimin olduğu bu bölgede en büyük yatırımımız bu uydu.

Bölgeye ne gibi avantajlar sağlayacak bu yeni uydu?
Bu çok güçlü bir uydu. AB’nin Galileo sistemi için yaptığımız bir alt yükümüz var. Uyduyu yayıncılık için odaklıyoruz. Burada HD ve ultra HD kanallar gündeme geliyor ki aslında pazarda cihazlar bu teknolojileri destekliyor. Yayınların da bu gelişime uyum sağlaması önemli. Bu ekosistemin geliştirilmesi için ana ihtiyaç uydu kapasitesi. Yeni uydu ile birlikte bölgeye adanmış bir yapımız var. İçerik sağlayıcıların da buna biraz daha ilgi göstermesi, buna uygun bir ticari model oluşturulması lazım.

Bu nasıl oluşturulabilir?
İçerik sağlayıcılar bunu dağıtılabilir hale getirmek için TV ekranlarının satışına bakıyor genelde. Birçok markanın ultra HD TV’leri pazara çıkıyor. Fiyatlar yavaş yavaş düşmeye başlayacak. Dünya Kupası ile birlikte küresel bazda bu tarz teknoloji uyumu hız kazanacak. Olimpiyatların yanında asıl futbol genelde bu geçişi tetikler. Avrupa Şampiyonası ile bu uyum iyice pekişecek, bu yapı da bir standart haline gelecek. Birçok pazarda ultra HD’ler öne çıkacak ve küresel pazarda olduğu gibi burada da yayıncılar da içerik sağlayıcılar da bu eğilime ilgi gösterecek. Yayıncıların en çok çekindikleri konu ekstra maliyet karşılığında ekstra gelir de almalarının gerekliliği. Bir iş modelini oturtmak lazım. Bu iş modeli Türkiye’de HD’de yavaş yavaş oturuyor. HD kanalların özel kullanım haklarını platformlara veriyorlar. Ama bizim Almanya’da yaptığımız değişik bir model vardı. Orada tüm kanalların HD sürümlerini platform içinde topladık ve bu platform içinde tüketiciye sunduk. Bunu doğal olarak yayıncılar destekledi. Sayısal platform oluşturup gelir elde etme modeli oluştuğu zaman onlar da HD’ye geçişlerini hızlandırdılar. Böylece Almanya’da platformumuz 1 yılda piyasada 4 milyon kutu sayısına ulaştı, abone sayısı sürekli artışta. Böyle iş modelleri Türkiye’de de geliştirilebilir ve yayıncılar da bu modellerde gereken içeriği sağlar, bunun için yatırım yapar. Önemli olan bu iş modelini ortaya koymak ve bu modelin onlara para kazandıracağını göstermek. Pazara giren cihazlar da tüketici beklentilerini yükseltiyor. Tüketici talebi oluşuyor ve yayıncı, bu yapıya sırtını dönemez.

Türkiye’de yayıncılık yapısı Almanya’daki gibi bir platformu nasıl oluşturabilir veya oluşturur mu?
Türkiye’de bazı sıkıntılar var. Mesela medya gruplarının hazır organik bağlarının olduğu yayıncı kuruluşlar… Onların ortak çatı altında toplanması nasıl olur bilmiyorum, ama biz nötr bir partner olarak burada o işlevi görebiliriz. Uydumuzla ve nötr partner olarak bizim ‘platform servis’ dediğimiz şirketimiz ve servislerimizle o altyapıyı sağlayabiliriz. Almanya’daki iş modelini Türkiye’de uygulayabiliriz. Bu, Almanya’da uyguladığımız ekosistemi ve iş modelini oluşturmayı içeriyor. Bunun için de her bir yayıncıyla birebir görüşmek ve bizim onları ortak bir havuzda buluşturmamız söz konusu. Türkiye’ye özgü bir model de oluşturulabilir. Çünkü her pazarın şartları ve dinamikleri farklı. Türkiye’de de şartlar hazır. İçerik sağlayıcılarla o dinamikleri aynı potada eritmemiz lazım. Bununla ilgili görüşmelerimizi yapıyoruz.

Türkiye pazarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yayıncılık alanında çok büyük bir pazar ve yayın ihraç ediyoruz artan bir şekilde. Ama bizde ABD’den gelip Türkiye’de yayın yapan 40 tane yayın kanalı var. Oysa Türkiye’den dışarı gitmiş TV kanallarına baktığımızda fazla örneğimiz yok. Yani dışarı dizi satmak yerine, dışarı TV kanalı açma adımını atamadık Türkiye’de. Potansiyeli olan Afrika, Rusya, Ortadoğu gibi pazarlarda medya gruplarımızın açılma stratejilerini hiç görmedik. Bazı kanalların yurtdışına yönelik ama oradaki Türk vatandaşları hedefleyen yayınları var. Bunun yerine, farklı dillerde Türkiye’den çıkmış, o ülke ve coğrafyaya özgü kanallarınız olması gerek. CNN International’ın ülke bazında yerel kanallarının olması bunun ilk akla gelen örneği. Türkiye’deki güçlü medya gruplarının dışarıya yönelik bir örneği Kanal D Romanya vardı, ama bunun dışında bir örnek görmedik. Büyüyen platformlar hep değişik bölgelere gitme hevesinde oluyorlar. Türkiye’deki platformların bu pazarlara bakmalarını, tecrübe aktarımı ile oralarda büyümelerini istiyor ve bunlara yardımcı olabileceğimizi söylüyoruz. Sonuçta dünyanın dört bir tarafındaki uydularımızla dünyanın her yerine yayıncı olarak ulaşabilirsiniz. Bunlar Türk yatırımcılarına açık ve biz bunu teşvik etmek istiyoruz.

Yayıncılar niye mesafeli?
Türkiye pazarında olan uydu operatörleri kapasite, frekans satma önceliği ile hareket eder. Bizde ise daha farklı ve iş ortaklarımızı farklı coğrafyalara açalım istiyoruz. 56 uydumuzun olması değil, ama bu uydularla dünyanın 190 milyon hanesine ulaşabilmemizi sağlayacak bir yapı önemli. Teknik operasyon olarak bunu yapmak 2-3 günlük iş. Çok ekstra maliyetlerden de bahsetmiyoruz. Ama bu işe bu gözle bakılmadığını görüyorum. Diğer coğrafyalara açılmak yerine Türkiye’de rekabet içinde boğulma gibi bir öncelikle hareket ediyor yayıncılar. Oysa bakir noktalarda hem marjlarını artırma hem ekosistemi büyütme hem de rekabet sarmalından kurtulup gerçek anlamda büyüme fırsatları var. Yerli dizileri komşu ülkelere satmaktan ziyade, oralarda çok izlenen birkaç kanaldan biri olabilirsiniz.

Bu konuda siz yayıncılarla görüşüyor musunuz?
Yayıncılarla görüşüyoruz. Haziran’dan sonra bu trafik hızlanacak. Biz Türkiye pazarına kalite ve rekabet getirip, bundan yayıncıların ve son kullanıcıların faydalanmasını istiyoruz. Yayıncılık sektörü dünyanın her yerinde özel sektörün ve rekabetin açık olması gereken bir yer. Biz buraya da bunu getirme amacındayız. Son kullanıcı ve yayıncının avantajlı çıktığı bir ekosistemi oturtmak istiyoruz.

Bundan sonraki plan ve stratejiler neler?
Yayıncılarla iletişim ve onları bilgilendirmek. Önceliğimiz uydumuzu Türkiye’de popüler hale getirmek. Yurtdışında da bunu destekleyici projelerimiz var. Bunun için de gerek saha çalışmalarıyla gerek uydu ağları ile bu uydumuzu Türkiye’de erişimi yüksek hale getireceğiz. Bunlarla ilgili projeler geliştiriyoruz. Bu süreç Haziran’dan sonra daha hızlanacak. Geniş bir coğrafyaya seslenme imkânı söz konusu ve Türkiye’deki yayıncılar da bu yapıya mesafeli kalmayacaktır. Her ülkeyle uygun bir strateji ile ilerlemek gerek ama bunların arasında sinerjiler de çok fazla. Bu nedenle Almanya’da atılan adım burada da örnek alınabilir yayıncılar tarafından. Bu uyduda yayın yapacak Rusya veya Türkiye kanallarını bu coğrafyada herkes izleyebilecek, sinerjinin temelinde de bu var.
ETİKETLER : Sayı:978