Dosya Bilişim Zirvesi 2016'nın Ardından Özel Dosya 11 ARALIK 2016 / 18:53

​DİJİTALLEŞMEDE C LEVEL

Bilişim Zirvesi ‘16’da ikinci günün ilki gören oturumlarından biri ‘Dijitalleşmede C Level’ oldu. M-Gen Dijital Ajans ve Gelecek Planlama Merkezi Kurucusu, fütürist ve ekonomist Ufuk Tarhan, açılış konuşmasıyla önce kendi kariyer hayatındaki değişim ve fütürizme uzanan süreci hakkında bilgiler paylaştı. “Fütüristler değişimi artık kullanamıyorlar. Onun için dönüşmek lazım” beklentisini dile getiren Ufuk Tarhan, şöyle devam etti:
 
Değişime uyum sağlayanlar ayakta kalacak
“Hibrit bir alandayız. Bir ayağımız bugünde, bir tarafımız da gelecekte. Bu geçiş döneminde ben ne yapayım diyen insanlara yol göstermek üzere benim de kullandığım modeli paylaşmaya çalışacağım. T insanlaşırsak gelecekte sürdürülebilir iş yaşamımız olur. İş ve kariyer dünyası için harıl harıl çalışan kesimler olarak buradayız. Yeni çabalama modellerine hızla geçmemiz lazım. Ben 6 sene önce ortalığa çıktığımda, tek bir fotoğraf, simülasyon ve animasyonları bulmakta zorluk çekiyordum. Sadece 20 sene içinde bunlar hayatımıza girdi. Sadece 30 senede buraya gelebildikse, önümüzdeki 5-10 senede nereye gidebileceğimizi tahmin etmek zor değil. Mesele şu: 35 sene oldu ve hala karşınızdayım, aktif çalışıyorum, dönüşmüş bir işim var. En güçlüler en çok bilenler değil, dönüşüme ayak uyduranlar en önde kalıyor. Dolayısıyla aslında başlangıç noktası bu. Dikey alanda derinleşip kişisel marka olarak yaydığınız zaman sizin artık maaş almanıza gerek kalmıyor. Siz kontratlarla yaşayabilir, ihtiyaç duyulur hale dönüşüyorsunuz. Bu hale gelince de farklı organizasyonel yapılarda çalışmaya hazırlanmak lazım. Dünyadaki dönüşmeleri dikkatli okumak lazım. Dijital kardeşlerle çalışmamız gerekiyor. Daha ileri seviyede iş zekasıyla da uzlaşmamız gerekiyor. Robot kardeşler yetişiyor. Büyük çemberde şuradan şuraya geçirmek lazım kafaları. En güçlüler değil, değişime en fazla uyum sağlayanlar ayakta kalır. Umarım hepimiz o hale dönebiliriz. Son söz olarak; T’leşelim ve robotlara acı çektirmeyelim.”
 
Türkiye’de büyük fırsatlar var
Ufuk Tarhan’ın ardından sözü, Intel Corporation Global İş Geliştirme Direktörü Ege Ertem aldı ve ‘Dijitalleşen Tüketici’ başlıklı sunumuyla, tüketiciyi tanımlamaya çok çalıştıklarını vurguladı. “Aslında insanlar, basit olarak işine geleni, fakat eskisinden farklı olarak çok daha hızlı bir şekilde yapıyor” yorumunu yapan Ege Ertem, sözlerine şöyle devam etti:
“Eğer küçük bir şirketseniz, bir anda en önemli markalarla rekabet eder konumda bulabilirsiniz kendinizi. Yenilikler oluyor ve Amerika’daki dev şirketler çok daha büyük paraları inovasyona yatırmaya çalışıyor. Bir anlamda farkın açılma ihtimali var. Bir diğer yandan, bariyerler düşüyor. Özellikle yazılımın getirdiği en büyük farklılık, donanım maliyelerinin ucuzlaması. Bu aynı zamanda ciddi fırsatlar getiriyor. Birincisi; büyük yatırım yapan dünya devlerini çok da gözünde büyütmemek gerekiyor. Onlar da kendi problemleriyle uğraşıyorlar ve gerçekçi adımlar attığınız zaman büyük fırsatlar var. Başarılı ikinci, üçüncü olmak hiç de mütevazi hedef değil. İnanın, Türkiye'de bunu yapabilmek için birçok fırsat var. O büyük şirketler, trendleri görebilmek için milyonlarca parayı ortaya döküyorlar. Dolayısıyla Türkiye'deki şirketlerin önünde ciddi fırsatlar var. Verimliliği arttırmak gerek ve bu, iş hayatının vazgeçilmezi. İş dünyasında rekabet halindesiniz. Teknolojiye yatırım ve inovasyon şart. Müşteriyi tanımak eskiden beri hepimizin bildiği bir şey. Şunun altını çizmek istiyorum; bazen dünyayı kurtarmanız gerekmiyor. İnsanlar bazen sadece yenilik için yenilik istiyor. Dolayısıyla Türkiye'deki firmaların kendisini ‘bu denendi’ diye sınırlamaması gerek. Bir şey aklınıza geliyorsa, daha önce yapılmış diye yapmaktan vazgeçmeyin. Reçete çok basit: Yenilikleri takip edip, ucuza denemeler yapmak, bu arada şimdiye kadar kendi müşterinizle ilgili yeteri kadar bilgi toplamadığınızı düşündüğünüz çalışmaları yapmanız. Bütün yeni teknolojilerin en büyük esprisi müşteri hakkında bilgi toplamak. ‘Yapay zekâ’ ismi sizi korkutmasın. Bot’lar Türkiye'de kullanılmaya başlamıştır ama app’lerin yerini alacak mı bilmiyorum. Bazen bu yenilikler moda oluyor, sonra sönüyor ve illa dünyayı kurtaracak yeniliği keşfetmeniz gerekli değil. Şirket olarak ucuza bir bot çalışması yapıp, bundan 1-2 yıl şirketinize ciro kazandırabiliyorsanız ne ala. Bir takım yenilikleri gördüğünüz zaman çok fazla düşünmeden, kısıtlı kaynaklarla o alanda yatırım yapmaya başlamak lazım.” 
 
“Makinalarla arkadaşlık kurmamız gerek”
Bu salonda ilk panel ‘Dijital Ekosistemde İşi Geleceğe Taşımak’ başlığında düzenlendi. Forbes Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Burçak Güven'in moderasyonunda katılımcılar Google Cloud Ülke Müdürü Alp Önder Güler, HP Türkiye Genel Müdürü Filiz Akdede, Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Aran ve Havelsan Genel Müdür Yardımcısı Yücel Bağrıaçık oldu. Katılımcılardan ‘dijital ekosistemi’nin tanımını yapmalarını isteyen Burçak Güven’in bu talebine ilk söz hakkını kullanan Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hakan Aran, şöyle yanıt verdi:
Dijitalleşme dediğimizde 30 yıl önce bizde internet konusuyla kırılma başladı. Sonrasında mobil cihazlarla bu etkileşim çok daha küçük, her yerde taşınabilir enstrümanlara büründü ve artık daha da küçük bu bağlantıyı yapabilen sensörler, akıllı cihazlar, evimizdeki cihazlardan kurumlarımızdaki cihazlara kadar birçok yerde bilgisayar konusu gittikçe küçülerek ve kendi içerisinde bir akıl barındırarak devreye girmeye başladı. Üretilen bilgide çok ciddi kırılma yaşanıyor. Bir insanın kendi başına takip edebileceği, işleyebileceği, sonuca ulaşabileceği büyüklüklerin çok ötesine geçtik. Dijital ekosistem tanımında bu dijitalleşme işbirlikleri; insan-makina işbirliği, kurumlar arası ve cihazlar arası işbirliği oluşturmak zorunda. Bugüne kadar belki beyin kapasitemizde ya da kurumların kendi içinde kurduğu işledikleri verilerin çok ötesinde bir verinin işlenmesi gerek ve buradan bir akıl çıkartılması dendiğinde, dijital ekosistemde konuşulması gereken başlıklar bu ekosistemi oluşturan aktörler. Özetle, bence anlamamız gereken şeyler bunlar. Makinalarla arkadaşlık kurmamız gerekiyor.”
 
Güvenlik, her zaman ve her yerde
“Sanayi 2.0’da 3.0’a 4.0’a baktığımızda tamamen teknolojiyi konuşuyoruz. 4.0’da öğrenen zekâ, yapay zekâ, akıllı araba, akıllı evler her şey akıllı” diyerek sözlerine başlayan Havelsan Genel Müdür Yardımcısı Yücel Bağrıaçık, aklındaki bir kişisel soru işaretini şöyle tanımladı:
“Teknolojinin yarattığı her yeniliğin karşısında, önlem almamız gereken bir kötülük var. Akıllı evde 350 milyar dolara yaklaşan bir pastadan bahsediyoruz. Bu fırsatları değerlendirebilirsek akıllı evin her tarafında farklı bir şirket görüyorsunuz. TESLA 2014’de neredeydi, 2016’da bir numaraya çıktı. Bizden de bir şirket olması lazım orada. Güvenliği sağlayamadığınız hiçbir şeyi kontrol edemezsiniz. 2050 yılında 50 milyar cihazdan bahsediyoruz. Bugün 6 milyar bağlı cihaz var. Güvenliğini sağlayamazsak neyle karşı karşıya kalırız? Her şeyi akıllandırdığımız zaman önlemini de almamız gerek. Siber tehditlerde artık tehlike içerden olmaya başladı. Hırsız içerdeyse, kilit anlam ifade etmiyor. 2015 ile 2016’yı karşılaştırdığımız zaman siber zararlar ortaya çıkıyor. Bizim ülke olarak en büyük açığımız uzman açığı. En büyük şansınız da akıllı bir nesle sahip olmamız. 3 trilyon dolarlık bilişim pazarı var ve yüzde 15’i siber tarafına ayrılmış durumda. Hacker’lerin yıllık kazancı 1 trilyon dolar. Bu Türkiye için fırsat ama dikkatli olmamız lazım. Eskiden sadece kritik tesisler, askeri tesisler, bakanlıklar hedef iken, bugün herkes potansiyel hedef. Dolayısıyla herkesin kendi önlemini alması lazım. Hepinize soruyorum 97/3. Bu şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nde kullanılan siber güvenlik şirketlerinin yerli oranı. Yabancı karşıtı değilim yanlış anlaşılmasın. Kontrol edebildiğimiz sürece her ürünü kullanalım. Türkiye gerçekten bu konuda çok büyük fırsatları içeriyor. 2016 yılı inovatif şirketi listesine yeni giren şirketlere bakarsanız biyoteknoloji alanında var, TESLA da bir numaraya çıktı ve yaptığı aracı akıllı hale geldi. Bir hafta arabadan çıkmadan yaşayabileceğiniz ortamı sağlıyor size. 120.748.589.125, Alibaba'nın 11 Kasım’da tek günde yaptığı ciro. Alibaba, 2003-2004’lerde ortaya çıkan bir kurum. Biz niye olmayalım?” 
 
Gelişim, yatırımlarımıza bağlı
HP Türkiye Genel Müdürü Filiz Akdede, Değişime adapte olamayan firmalar kayboluyor” yorumunu yaparak başladığı sunumunda, önümüzdeki dönemde de değişen firmaların yaşayabileceğini, bunun yolunun da inovasyon olduğunu vurguladı. Önemli trendlere işaret eden Filiz Akdede, şu bilgileri verdi:
“Mobilite, güvenlik, bulut başlıklarını konuşuyor ve değerlendiriyoruz. Mobilite önemli bir trend. Şu an dünyada iş gücünün yüzde 24’ü mobil çalışıyor. İnsan sayısı artacak. İşyerlerinin, işlerimizin dönüşmesi gerekiyor. Engelli olan çalışma potansiyeli olan kişiler, lokasyon olarak dezavantajı olan kişiler için mobilite; daha farklı iş alanına sahip olabilmek, esnek iş saatleri demek. Dijitalleşme ile aslında çok büyük bir şemsiye altında konuşuyoruz ama günlük hayatımızda dijitalleşmeyi yaşıyoruz. Genç nesil teknolojiye çok hâkim. Bürokrasiden, hiyerarşiden, ofiste çalışma sistemlerimizden giderek uzaklaşan, ama daha yaratıcı, daha esnek ekip çalışması bekleniyor. Araştırmalara göre, dijitalleşen ve dönüşen şirketler, işgücünü, yapısını, operasyonunu değiştiren şirketler rakiplerine göre ek kaynak aktarmaksızın, aynı şartlar altında yüzde 10’un üstünde büyüme kaydedebilecek. Bugünden kendimizi yarına adapte etmemiz gerek. CEO’larla da araştırmalar yapılıyor. CEO’lar yüzde 80 oranında güvenlik ve mobiliteyi önemsiyor, yatırımlarını bu alanlara, veri analitiği alanına yapmak, dijital pazarlamayı geliştirmek istiyorlar. Şu an kullandığımız reklam kanalları inanılmaz bir şekilde büyüyor. Dijital pazarlamayı daha hızlı bir şekilde kullanmak istiyorlar. Türkiye'deki firmalar için de bir ödev çıkıyor. Facebook kullanımında yedinciyiz, ama içerik üretmede, yatırım yapmada, start-up’ları desteklemede, üniversitelerle işbirliği yapmada hala nispeten gerideyiz. Hem Türkiye'nin hem firmalarımızın gelişmesi ve dönüşmesi, tümüyle buralarda yapılacak yatırımlara bağlı. Akıllılaştırdığımız her iş, bizi dünya çapında rekabete göre avantajlı hale getirecek. Hem e-devlet tarafı hem firmaların dijitalleşmesi bana umut veriyor, ama aynı zamanda acele etmemiz gerek.”
 
Tüm süreçlerin temelinde ‘güvenlik’ var
Google’ın ana faaliyeti bütün tüketiciye hizmetleri bedelsiz sunmak. Bunu destekleyen ticari kazanım da reklamdan geliyor” diyerek sözlerine başlayan Google Cloud Ülke Müdürü Alp Önder Güler, diğer panelistlere hitaben “Bizler kariyer anlamında araf bir nesiliz” dedi ve bu tanımını şöyle detaylandırdı:  
“Sektöre başladığımızda mainframe’leri gördük, bu sistemlerin PC’lerle ikame edildiği büyük değişimi yaşadık. Çok basit 1-2 şey var. Yapay zekâ diyoruz, bunu nasıl kullanabiliriz? Kurulan şirketlerden bahsettiniz, burası kurumsal teknoloji olarak ne kullanıyor, hangi altyapıyla çalışıyor. İşin aslı, burada büyük bir haksız rekabet oluşmaya başladı ve bu da şirketlerimizin 20-30 yıldır yaptığı yatırımları ayakta tutma maliyetini zorlaştırıyor. Öbür tarafta, bu derdi olmayan, kaynağını, sermayesini inovasyona harcayan, sınırsız elastik bir arz var. Bir yıl içinde bir şirket bu hale geliyorsa, bunu geleneksel teknoloji altyapısıyla yapamazsınız. Büyük bir değişim var, ama bizim Türkiye'deki durumumuz araştırmayı çok fazla önemsemediğimiz, korkularla içeriye dönerek çalıştığımız bir dünya. Bir başka konu, dijital şirket anlamında şuna bakmamız lazım: Ben bireysel bir kullanıcı olarak, bana hizmet veren bankadan, bana satış yapan şirketten daha ileri bir teknolojiye sahibim. Elimin altındaki bu cihazla istediğim şeyi en iyi ve uygun biçimde hızla bulabiliyorum. Değişen dünyanın temelinde bu yatıyor. Tüketici hem mobil hem de bulut teknolojilerinin getirdiği büyük farkla, bilgi ve teknoloji anlamında demokratikleşmeyi yaşıyor. Şirketin daha da önünde hatta. Buna cevaben, biz geleneksel yapılarımızı ayakta tutmaya çalıştıkça yatırımlarımız artıyor. Birinci konu şu: Bilgi şu anda genel bulut hizmeti veren şirketler tarafından saklanırken, uluslararası seviyede regüle ediliyor. Verinin sahibi sizsiniz, veriyi işleyen hizmet sağlayıcı var. Bir diğeri de, bilgi gittiği her yerde en az 5 ayrı noktaya kopyalanıyor. Neticede disk sistemi kullanıyorsunuz. Dolayısıyla şifreleme, şu anda parçalanma ve gittiği yerde dağıtılma şeklinde. Bunu yapmak için ölçek gerekiyor ve algoritma katmanı da müşterinin kendisine veriliyor. Yani ‘kendi şifrelemeni, teknolojini al, buraya koy ve kendin şifrele’. Bunların hepsi şu anda bankacılığı, kamu kurumlarını buraya getiren şeyler. Güven temel faktör.”
 
Herkes kendi dönüşüm hikayesini yazmalı
Panelin ardından verilen iletişim arası sonrası, BSH Ev Aletleri Bölgesel Dijital Dönüşüm Direktörü Engin Çolakoğlu, ‘Bir Şirketin Dijital Dönüşüm Tecrübesi’ başlıklı sunumuyla yerini aldı. Erişimin yaygınlaşmasıyla teknoloji ve üretim süreçlerinin komple değişeceğine dikkat çeken Çolakoğlu, gündemdeki konu olan dijital dönüşümü ve bu konuda BSH’ın yaptıklarını şöyle anlattı:
“BSH gibi şirketin dünya üzerinde var olan teknolojinin gerisinde kalması mümkün değil. BSH Grubu, Avrupa’nın bir numaralı, dünyanın ikinci büyük beyaz eşya üreticisi. Bosch ve Siemens Gaggenau olmak üzere 14 tane markası, dünya çapında 56 binden fazla çalışanımız, 48 ülkede 80 tane şirketimiz, 41 tane fabrikamız, 3 bin 500 Ar-Ge çalışanımız var. Bu şirket analog endüstri şirketi. Bir zaman önce şirket ‘bu trendin içinde kendine doğru bir yer bulamazsa daha önceki örneklere benzer bir durumla karşılaşabilir’i değerlendirdi. BSH bütün dünya üzerinde faaliyet gösteren bir şirket ve 5 ayrı merkezden yönetiliyor, Amerika, Kanada, Avrupa’yı içine alıyor. Bir diğeri tek başına Çin. Bir diğeri Asya Pasifik ülkeleri. Son olarak gördüğünüz kırmızı alanda İstanbul’da yönettiğimiz bizim sorumlu olduğumuz Afrika kıtasını ve Rusya Federasyonu ve ona bağlı 87 ülkeyi içine alan bir bölge. Buradaki insan grupları detaylandırılabilir, ama genel anlamda birbirine benzeyen tüketim alışkanlıklarına sahip insanlardan oluşuyor. Bizim 87 ülkeden sorumlu olduğumuz coğrafyada 2 milyar insan yaşıyor. 8 tane fabrikamız var Türkiye'de ve Rusya'da. Genel felsefemiz; bölgelerin kendi tüketicilerinin tüketim yolculuklarına eşlik edebilmek için ürün ve hizmet edebilmelerine müsaade etmek. Dolayısıyla dijital dönüşüm de buna paralel gelişiyor. Onlarca alt şirketlerimiz, bunların başında CEO’lar var. Bunların o dönem kendilerine ait bağımsız dijital uygulamalar dönemi vardı. Yani Türkiye kendi başına bir şeyler yapıyordu. Daha sonra buna uygun çözüm geliştirmeye karar verdik. Mevcut durumu analiz etmeyle başlıyor. Kendimiz uygun bir vizyon geliştirmemiz gerektiğine karar verdik. Bunun üzerine çalışmalar yapıldı ve artık şirketin bütünsel olarak stratejisi programlanmış durumda. Doğal olarak bir anda bunu planladığınız merkezden en uçtaki noktaya kadar yaymanız zaman alacak. Bu yolculuğa devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde, maksimum on yıl dijital dönüşümü şirketin en uç noktasına kadar transfer etmek istiyoruz. Şirketin bütün stratejilerinin bir parçasının dijital kurgular olmasını sağlamak üzerine kurguladık. Bu süreç tamamlandığında, şirketin içinde dijitalden sorumlu bir departman olmasına gerek olmayacak. Çünkü şirket, bütün olarak dijitalleşmiş olacak. Ürün ve hizmetlerimizi kullanmak isteyen tüketiciler, en üst düzeydeki kaliteyi daima hissetmek durumundalar ve bu, sürekli olmak durumunda. Bizim gibi global şirketlerde bu işleri bölgesel yapmak mümkün değil. Burada oluşturmak istediğiniz işlemleri tepe yönetimdeki karar merkezleriyle eşlemeniz ve onların bunları da dikkate alarak genel bir karar almasını sağlamanız çok faydalı. Bütünleşik olmayan uygulamalar, mutlaka bir yerde durdurulabiliyor. İnternette insanlar bu kadar çabuk bilgiye ulaşılabilirken, sizin sunduğunuz ürün ve hizmetlerle ilgili bilgiyi sağlamak sizin sorumluluğunuz. Gerçek ürün ve hizmet bilgisi markette bulunmalı. Bugün yeni bir kavram var; ‘connectivity’. Her yerde anlatıldığı gibi bundan sonra ‘connectivity’ hayatımızın parçası olacak. Bizim bu başlıkta ürünümüz Home Connect ve bağımsız bir şirket olarak kurduk. Bu çok yeni bir alan ve çok işin başındayız. Bu uygulamanın içinde teknolojik olarak mümkün olan ve bizimle anlamlandırabildiğimiz her işi yapabilmek, rakiplerimizle iş yapmak istiyoruz. Ben sistem bunu mümkün kılacak ve ilerde bu aplikasyonu kullanmayı tercih eden tüketici, bu cihazla yönetiyor olabilecek. Tüketici şöyle bakıyor: “Birçok aplikasyon kullanamam’. Bu yeni bir iş yapış şekli. Çözümüzü bu şekilde ortaya koyuyor ve bununla beraber bütün geliştiricilere açık alan halinde bu konuda fikri olan katkı sağlayabilecek çözüm fikri olan her alanda işbirliğine açığız. Genç bir iş fikri sahibi, beyaz eşya endüstrisinin bundan sonraki yaşamında çok önemli bir uygulama geliştirebilir. Sistem bütün bunlara izin verebilir şekilde kurgulandı. Şu an Apple telefonu kullananlar Home Connect’i indirebilirler. Bunu Android versiyonunda da 1 Aralık’ta indiriyor olabileceksiniz. Ürüne sahip olmanız da gerekmiyor şu anda. Uygulamayı indirip demo modunu seçerseniz, her türlü özelliğini herhangi bir bağlantılı ürün varmış gibi test edebilirsiniz. Bu her gün gelişiyor olacak. Bu, bütün şirket kurgularının anlaması ve bu tarafa doğru dönüşmesiyle anlam kazanacak. Dijital dönüşüm, herhangi bir klasik iş alanının parçası değil. Bunların hepsi dijital dönüşüm konusu. Herkesin kendi dönüşüm hikayesini kendine göre yazması, uçtan uça dizayn etmesi lazım. Lokal şirketler kendi alanlarındaki trendleri çok iyi anlamalı. Bunun herhangi bir kişinin sorumluluğunda olmadığını değerlendirirse başarılı olacağını umuyorum.”
 
Hız, iş dünyasının yeni para birimi
Netaş Teknoloji ve İş Geliştirme Direktörü Çağdaş Tanrıöver ise ‘Dijital Devinim’ başlıklı sunumuyla, dijital transformasyonun aslında sürekli hayatımızda olacak bir unsur olduğunu belirtti. Teknoloji ve talepler gelişirken sürekli bir devinim içinde olmanın gerekliliğine dikkat çeken Çağdaş Tanrıöver, sözlerine şöyle devam etti:
“Bütün bu çabaların altında yatan unsur müşteriler. Her kurum müşterilerinden para kazanır. Müşteriler bir şeyi satın almadan önce kendileri karar veriyor, bu kararı oluştururken bazı enstrümanlar kullanıyorlar. Bunun temelinde internet var. Önümüzdeki dönemde IoT’nin hayata girmesiyle dijital profiller oluşabilecek. Müşterilerin dijital profillerini anlamaya yönelik her çaba dijital transformasyonun temelinde yatıyor. Bütün bu dijital devinim çabalarında başarılı olacak firmalar o dijital müşteri profilinde mümkün olan en çok noktaya yatırım yapan firmalar olacak. Endüstri 4.0 çok ciddi bir şekilde geliyor. Üretim sektöründe çalışan işçilerin birçok kısmına artık ihtiyaç duymayacağız. Sadece fabrikalarda otomasyon dahilinde çalışan makinaların düzgün çalışıp çalışmadığını kontrol eden yetkin personelin kalacağını öngörüyorlar. Otomasyon, Endüstri 4.0’ın temelini oluşturuyor ama otomasyon yeni bir konsept değil. Dolayısıyla dijital tedarik zinciri aslında bizim akıllı servis ürün geliştirmemize müşterinin dijital profilinde belki de farklı alanlar yaratabilmemize olanak sağlayacak bir şey. Burada akıllı satın almalar, iş ortaklarıyla beraber planlamalar yapmak önemli. Kritik nokta; müşterilerimizin dijital profilinde yeni bir yer açabilmek. Netaş olarak biz de sürekli gelişen iş ortakları ekosistemimizle birlikte yeni teknolojileri yakından takip ediyoruz ve müşterilerimizin hız kazanmalarına yardımcı olmaya çalışıyor. ‘Hız, iş dünyasının yeni para birimidir’.”
 
Üçüncü platform giderek önem kazanacak
NetApp Ülke Müdürü Behçet Yumrukçallı, 'Dijital Ekosistemde İşi Geleceğe Taşımak' sunumuyla, son 10 yılın yıkıcı teknolojilerine işaret etti, mobil dünyanın önemine vurgu yaptı. Elimizde çok fazla ve işlenmemiş veri oluştuğunu hatırlatan Yumrukçallı, sunumuna şöyle devam etti:
“Analizler yapılması, firmaların satış ve pazarlama sistemlerini geliştirmeleri gerekiyor. Bulutun en büyük faydası kurumlara esneklik sağlayarak hızlı bir şekilde pazara yeni çözümler sağlamasını sağlayabilmek. Pazara baktığımız vakit bu yıkıcı teknolojiler dediğimiz üç madde IDS’nin yaklaşımıyla ‘üçüncü platform’. İkinci platform ortadan kalkmayacak. Özellikle üçüncü platform tarafında ciddi bir yatırım gözlemlenecek. Üçüncü platformlarla milyonlarca farklı uygulamalardan, çok ciddi veri oluşumundan bahsediyoruz. Bu verileri işlemek için çok farklı kurumsal uygulamalar var. Üçüncü platformlarda beraber son nokta, başında olduğumuz BT dünyasının orkestrasyon tarafı ve bulut dünyasına geçiş. Orkestrasyonda esas amaç basitliği sağlamak, değişen ticari ihtiyaçlara göre BT dünyasına kendini adapte edebiliyor olması. Daha hızlı olmanız lazım ki yeni çözümleri pazara daha hızlı sunabilesiniz. Riskleri aşağı çekmek gerekiyor. Yatırımın özellikle dijital transformasyon altyapılarını sağlayarak gerçekleştirilmesi önemli. Analizler dönüp dolaşıp veri üzerinde karar vermeli. Çok yüksek performansa sahip sistemlerle, tamamen yazılım tabanlı altyapı olması, bugün ve yarın için buluta geçişi sağlayabilen esnek altyapıların gerçekleştirilebilmesi önemli.” 
 
Strateji ve analiz şart
Verilen aranın ardından, 'Kurumlarda Dijital Değişim' başlığını, Samsung Electronics Türkiye Kurumsal Bölüm Direktörü Murat Atıcı ele aldı ve konuyla ilgili yapılan çalışma hakkında bilgi verdi.  “Araştırmadaki şirketler; 11 bankacılık, 11 holding, 3 telekomünikasyon şirketi, sigortacılık mobilyacılık ve diğer diye adlandırabileceğimiz 12 şirket olarak dağılım gösterdi. Her sektörün önemli oyuncularından birçoğuyla görüştük” bilgisini veren Murat Atıcı, detayları şöyle paylaştı:
“Yöneticilerimizle, paylaşımları çerçevesinde dijital değişimlerini ortaya koymaya çalıştık. Dijital dönüşümün birçok faydasını görmek mümkün ve bunlar yöneticilerin üzerinde birleştiği noktalar. Öncelikle müşteri deneyiminde daha etkin bir seviyeyi yakalamayı hedefliyorlar. Paylaşımın olduğu yerde inovasyon kültürü oluyor. İşbirliği artışı ve şirket içi ve dışı kaynakların birbiriyle etkileşimi ile üretim projeleri üzerinde farklı paydaşların bir araya gelmesine daha fazla imkân buluyor bu şirketler. Bir takım maliyet düşürücü ya da yaptıkları işleri daha iyi yapma imkanını sağlayarak operasyonel verimi arttırıcı faaliyetler ortaya koyabiliyorlar. Şirketler, kendi içinde ürettiği verileri analiz ediyorlar. Yaptığımız araştırmaya göre, 2015 yılında bu şirketler cirolarının yüzde 11’ini dijital kanallardan gerçekleştirmiş. Dijital dönüşümde birtakım nedenlere bağlı olarak değişiyorlar. Yüzde 21 ile en fazla verimlilik artışı öne çıkıyor. Yüzde 19 rekabet avantajı, yüzde 19 ile müşteriye geri dönüş hızını arttırmak, yüzde 12 ile kârlılık söz konusu. Makro ekonomik faktörlerin bu değişim ve dönüşümü daha zorunlu kıldığı görülüyor. İnsan kaynağı ve yetkinliklerin, bu tür yetkinlikleri geliştirme imkanlarının yüzde 19 oranında dijital dönüşüm projelerini etkilediğini ortaya koyuyor. Bu tür projelerde üst seviye yöneticilerin farklı rolleri var. Örneğin CEO katalizörlük görevi üstleniyor. Dijital pazarlamayla beraber önümüzdeki dönemlerde BT bütçesi kadar pazarlama da öne çıkıyor. Önümüzdeki engellere baktığımızda; öncelikle yetkinlik eksikliği önemli bir engel. Diğer bir konu strateji eksikliği. Özellikle bulut bazlı işlerde güvenlik önemli bir mesele ve şirketlerin birtakım çözümleri oluşturması gerekiyor. Giriş seviyesi şirketler strateji eksikliği sorunu yaşıyorlar. Gelişen seviyede yetkinlik seviyesi yüzde 24 ile öne çıkıyor. Bütün bu süreçte yol haritası olabilecek analizin olmayışı bir başka sıkıntı. Bu çalışmayla biz, şu an bu şirketlere baktığımızda, C-seviye yöneticilerinin bu durumun farkında olduğunu gözlemliyoruz. Dijital değişim bütün olarak ele alınmıyor. Özellikle başlangıç seviyesinde şirketlerde bunu görüyoruz. Beklenen fayda, sektörler bazında değişebiliyor. Özellikle müşteri deneyimini değiştirme en önde görünen konular olarak kendisini gösteriyor.”
 
Kurumun kendi kültürüne göre şekillenmeli
Günün ikinci yarısında ilk panel ‘Dijital Dönüşümün Dijital Liderleri Nasıl Olmalı?’ başlığında, Microsoft Türkiye Genel Müdürü Murat Kansu’nun yönetimiyle gerçekleştirildi. İzleyicilerin yoğun ilgi gösterdiği panelin katılımcıları ise AvivaSA Dijital Dönüşüm Bölüm Yöneticisi ve CRM Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Emek Akbal, IGA - İstanbul Grand Airport CIO'su Ersin İnankul, İçil Eğitim ve Danışmanlık Stratejik Pazarlama Danışmanı Mustafa İçil, Türk Telekom Dijital İşler Direktörü Tuğrul Taşgetiren ve Türk Hava Yolları Operasyon Çözümleri Başkan Yardımcısı Zafer Babür oldu. İlk soru olarak liderlerin dijital dönüşümde neler yaptıklarını anlatmalarını isteyen Kansu’ya ilk yanıt Emek Akbal’dan şöyle geldi:
Dijital dönüşümün tek bir tanımı yok. Bu birazcık sizin kurumunuza nasıl uyduğu, sizin nasıl baktığınızla ilgili. Kağıt projesinin ortadan kalkması her şeyin ortadan kalkması olarak da yorumlayabilirsiniz. Kurumun kendi kültürüne göre şekillenen bir şey. Biz ise şöyle tanımlıyoruz: Kurum içindeki kişilerin, işlerini tanımlarken müşteri odaklı olarak proseslerini yeniden ve tabi ki teknolojinin yardımıyla tanımlamaya başladığı an. AvivaSA olarak biz müşteriyi tanıyor olmanın öneminin farkındayız ve müşterimizi tanımak ve tüketiciyi tanımak üzere çok fazla araştırma yapıyoruz. Müşteriyi tanımak, sosyal tarafta, sosyal CRM sistemimizle birlikte davranışları, beklentileri, hayalleri, hedefleri öğrenmek ve tanımak istiyoruz. Çünkü günün sonunda müşteri dijitalde ve çok bilgili. AvivaSA’da yer alan dijital garaj, bir laboratuvar, girişimcilik ve yenilikçilik merkez diyebiliriz. Biz bir teknoloji şirketi değiliz ama teknolojiyi çok etkin kullanan bir şirketiz ve buna doğru yönelmek istiyoruz.”
 
Kendi bünyemizde inovasyon ekibimi var
Projenin aslında Cumhuriyet tarihinin altyapı projesi olduğunu, 80 bin portluk network’ten, 72 tane sistemin 101 interface’de çalışacağı altyapıdan bahsettiklerini vurgulayan Ersin İnankul, “Dijital dönüşüm; bizim hem planlamayı yaparken aklımızda olan hem bu proseslerin ortasında olan kısım” dedi ve ekledi: “Bu, kağıtsız proje ve sahadaki hiçbir mühendisimizin elinde kâğıt göremezsiniz. Tamamen tabletlerle uyguluyorlar. Dünyanın en büyük üç boyutlu uygulama projesi ve projenin kontrolünü yapıyoruz. Kâğıt kullanmıyoruz ve sahadaki uygulamaları, hak ediş kontrolünü bile tabletlerden takip ediyoruz. Bu havalimanında büyüklüğünü de dikkate alarak yolcu deneyimine önem vermek istiyoruz. Yolcumuzu biraz daha self-servis yapılarına yönlendirmek, kiosk’lardan checkin’lerini yapmaları, pasaporttan kendi geçsin ve beklemesin, pasaporttan geçtikten sonra kapısına ilerledikten sonra beklemeyip kendi geçebilsin diye çalışıyoruz. Yolcu deneyiminden sonra, yolcuyu evinden alıp havalimanına getirme çabası içindeyiz. Otoparkımız çok büyük ve aracını kaybedenler için bir teknoloji geliştirmeye çalışıyoruz: Aracım nerede uygulaması. Kişi plakasını mobil uygulamaya girecek. Aracını nereye koyduğu fotoğrafı önüne gelecek. Çünkü 18 binlik bir otoparkta kişi, 3-4 saatte aracını bulamayabilir. T3 seviyesinde bir veri merkezi yapıyoruz. Burada isteyenlere yer vererek oradan servis veren bir duruma getirmek istiyoruz. 10 bin metrekarelik bir yer tasarlıyoruz. Son olarak IoT, bu proseslerin hepsinde var. Kameralarla yoğunluk analizi yapıp yolcularımızı yönlendirme çalışmalarımız olacak. Enerji üretimimiz çok kritik. Jeneratörler bütün yangın geçiş sistemlerini izleyeceğiz. Çöp kontrolünü yapacak, çöplerimizin doluluk oranını takip edeceğiz. Bunlar teknolojik ‘ilk’ler olacak. Kendi içimizde de inovasyon ekibimiz var.”
 
Değişimin hızı zorluyor
“Bugün baktığımızda o kadar kimliğimiz var ki internette” diyen Mustafa İçil de şöyle devam etti: “Hepsinin üzerinden iletişimi kuruyoruz. Bütün bu platformlarda da ulaşılabiliyor olmamız gerekiyor ki işimizi yapalım. Aynı dijital kimlik kavramı firmalarda da var. Bu dijital kimlikleri iyi yönetmesi gerekiyor. İK ekibini düşünün. Şirketin ve çalışılabilir bir pozisyon olabilmesi için işverenin markalaşma yaratması gerekiyor. BT ekipleri de CEO’nun rolü ve pazarlamanın başarısı için önemli role sahip. “Bütün bu güzel çözümleri konuşurken, zorlukları da duyuyoruz. Zorluklardan bir tanesi değişimin hızı. Dijital dönüşümü sindirdik, ama doğru çözüm ne? Biz bunları planlayıp bütün ekipleri bir araya getirmeye karar verdiğimizde sistemler değişmeye başlıyor. Sadece yarınımızı kurtaracak teknolojileri değil, daha ötesini kurtaracak alt yapıları düşünmemiz gerekiyor. Değişimi yakalayamayan firmalar yok oluyorlar. İkinci konu sinerji. Çalışanların bu işe katılımı çok önemli. Değişim sırasında, bağlı olduğunuz kültürel altyapılara veda etmeniz gerekiyor ve bu çok kolay değil. İnovatif ve cesur olacak, riskler alacak, kararlı olacak, bütün bunları yaparken herkesi motive edecek.” 
 
Sıfırdan fikri alıp geliştiriyoruz
“Kültür kolay ama uygulaması zor bir şey. Kurum kültürü de ‘yeni bir kültür benimseyeyim’ diyerek yapılabilecek bir şey değil” tanımını yapan Tuğrul Taşgetiren’e göre, asıl yapılması gereken; kurumun işleyişini değiştirmek, çok daha çevik ve risk alan bir hale gelmesini sağlamak. “Türk Telekom’da benim de bulunduğum birimin işi; sıfırdan fikri alıp geliştirip, analizini yapıp hayata geçirmeye çalışmak ve araştırdığımız fikir sayısı 100’ü aşmıştır” bilgisini veren Tuğrul Taşgetiren, sözlerine şöyle devam etti:
“Ama hayata geçirdiğimiz 3-4 tanedir. O fikirlere hipotezlerle yaklaşıyoruz. Büyük şirket olmanın getirdiği handikap var. Büyük şirketler çok bürokratik şirketler. Bazıları biraz daha hızlı hareket edebilen şirketler. Türk Telekom’un 35 milyon müşterisi var. Bu süreçlerin aynısını alıp yeni işler kurmak için kullandığınızda ölü doğabiliyor, işlemiyor. Sonuç olarak özellikle büyük şirket olmanın da handikaplarını aşmak için C-level olmak çok önemli. Büyük veri kesinlikle çok önemli. Türk Telekom olarak biz de yaklaşık iki yıldır büyük veri alanında ne yapacağımız konusunda araştırma yaptık. Reklamcılıkta yeni trend; mecraları planlamaktansa kişileri planlamak. Kendi verimizin çok büyük fayda sağladığını, doğru müşterinin reklamı tıklamasının faydasını gördük. Yaklaşık 6 ay önce bunu piyasaya açtık ve şu anda satışını yapıyor, güzel geri dönüşler bekliyoruz.”
 
Ölçebilmek her adımın temeli
Zafer Babür ise bu değişim noktasında temelde sensör teknolojisinin yer aldığını şu sözlerle anlattı:
“IoT’yi öğretin çocuklara. Kullandığınız sistemlerde kullanıcı adı ve şifrelere dikkat edin. Teknoloji gelişiyor ve üniversitelerin teknoloji ofisleriyle beraber çalışıyoruz. Şu dönemde en önemli malzeme fikir. Biz fikrin arkasında koşuyoruz. Bunu yapabilmek için inovasyon laboratuvarlarımız ve teknoloji üssümüz var. Belli bir süre her şirketin kendi dijital sesi olacak. Buralardan tohum topluyoruz. Güvenlik önemli. Kullandığınız her türlü ürünü inceleyip güvenlik aşamasından geçirmeliyiz. Veri merkezimiz bugün sayılı merkezlerden bir tanesi. Optimal seviyede harcama ve verim çok önemli. Her şeyi ölçebiliyorsunuz.”
 
İlk adım kesinlikle ‘pazarlama’ değil
Günün son paneli, 'Dijital Dönüşümün Metodolojisi: Şirketlerde Dijital Organizasyonlar' başlığında katılımcıları bir araya getirdi. Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü Öğretim Görevlisi İsmail Hakkı Polat’ın yönettiği panelin katılımcıları ise Hayal Akademisi Bilişim ve İletişim Hizmetleri Kurucu Ortağı ve Dijital İletişim Danışmanı Ercüment Büyükşener, Aras Kargo CIO’su ve Bilgi Teknolojileri Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Con ile Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve CRM Danışmanı Uğur Özmen oldu.
Dijital dönüşümün kapsamının ve ilk adımı nereden atmak gerektiğinin önemine işaret eden İsmail Hakkı Polat, ilk sözü Ercüment Büyükşener’e verdi. “Ben nereden başlanmayacağını söyleyeyim. Bu iş pazarlamayla başlamıyor” diyen Ercüment Büyükşener, şöyle devam etti:
“Dijital pazarlama iletişimi üzerine markalara danışmanlık yapıyorum. Biz bir kampanya bir iletişim stratejisi konuşurken, ‘bizim bir dijital dönüşüm projemiz vardı’ diye konuşulmaya başlanıyor. Bir şirketin multidisipliner yapısıyla bu işe başlaması gerekiyor ve bunu bir ‘dijital dönüşüm koalisyonu’ olarak adlandırıyorum. Bu iş yuvarlak masadan başlar. Herkesin birlikte çalışmak zorunda olduğu, onlara üstünlük ya da onların patronu olan birisi değil, onlarla birlikte çalışacak bir lidere ihtiyaç olduğundan bahsediyoruz. Bir dönüşüm için farklı bölümlerdeki insanların gerçek ve tam bir uyum içinde çalışması gerekiyor. Bu işe yeri geliyorsa içerden bir liderin, dışardan bir denetim mekanizmasıyla bu tasarımı yapması gerekiyor. Bizi bizim dönüştürebilmemiz için önce kültürden başlamak gerekiyor. Yani mesele bir yazılım, yapay zeka, robottan önce kültürel bir dönüşüm ve bunu içselleştirmiş bir ekip yapısı. Sonra teknik ve stratejik yatırımlar gelebilir. “CDO benim gözümde bir unvandan çok, bir denge unsuru. Çünkü şirket içinde dijital dönüşüm dediğinizde herkes çok heyecanlanıyor. Sorun şurada başlıyor: Elini kimler taşın altına koyacak? CDO’nun burada görevi elleri birlikte taşın altına sokacak denge ve süreç yönetimi. Sorumlulukların en doğru artık o sorumlulukları dağıtacak kişi ve bunun önemli de geri bildirimde bulunacak kişi olarak tanımlıyorum.”
 
Dönüşüm kültürün parçası olmalı
“Aynı masanın etrafında olmak yetmiyor” yorumuyla söz alan Uğur Özmen ise şöyle devam etti:
“Hedeflerin yakın olması ve tutarlı olması demek hiç risk almamak ve her şeye hayır demekse, ekip oyuncusu olacak yerde, performansı ‘hayır’ demeye odaklanan departmanlar varsa bu iş olmaz. Sadece iyi örneklerden alınmış ve insanın kendisine türeteceğine dair yapılan modeller var. Dijital dönüşüm kültürün bir parçasıysa, burada zaten hepimizin içerden oluşturması gerekiyor.”
 
Yol haritamızı çizdik
Aras Kargo hakkında bilgiler vererek konuşmasına başlayan Mustafa Con da şu yorumları yaptı:
“İnsanı dönüştürerek başladığımız yolculuğumuzda tüm Türkiye'deki çalışanlarımızı kapsayan eğitimlerimizi sona erdirdik, stratejimizi koyduk. Dijital dönüşüm ile 5-10 yıl arasında devam etmesi öngörülen yolculuğa başladık. Her projede dikkat edilmesi gereken konulardan biri büyük düşünüp küçük küçük uygulamak. Kültürel değişimin altı ayda olmayacağını hepimiz biliyoruz. Sonuç olarak insanın yeniliğe, değişime karşı tepkisi, kabullenme ve uyum sağlama süreci oluyor. İnsansız bazı işleri nasıl yapabileceğimizi tasarladık. Daha fazla verim sağlayabilecek bize rekabet avantajı sağlayacak olan birazcık daha kolay sonuç verecekleri önceliklendirdik. Bunu ekonomik rakamsal sonuçlara dönüştürelim, buradan öğrendiğimiz derslerle de bir sonraki adımı planlayalım istedik. Burada en doğruyu şirketler kendileri belirleyecekler. Dijital dönüşüm, uçtan uca şirketin iş süreçlerinin daha verimli, daha az kaynakla sonuç üreten hale getirilmesi. Biz öncelikle dijital dönüşümün lafta kalmaması için çok ciddi strateji dokümanı hazırladık. Manifesto içinde belirlenen hedefler rakamsal hale getirildi ve bir endeks oluşturuldu. Bu endeks içinde icradan sorumlu her bir yöneticimizin kendi hedefleri içinde dijital hedeflerinin konulmasını sağladık. Dolayısıyla tek bir CDO’nun veya altındaki ekibin yapabileceği bir yük değil, tüm şirketin üst yöneticisinden başlayarak beyaz yaka, gerekirse ulaşabildiğimiz kadarıyla mavi yakalara ulaşabildiğimiz kültürel dönüşümü sağlamamız gerekiyor.”