e-toplum 23 TEMMUZ 2015 / 13:35

Bilişimle öğretimde yepyeni modeller Doğa’da

Günümüzün en hızlı büyüyen okulları arasında yer alan Doğa Koleji, bilişim alanındaki yenilikçi uygulamaları ile de ön plana çıkıyor.

2002 yılında Beykoz Kampüsü’nde 100 öğrencili bir okul olarak yola çıkan ve günden güne büyüyen Doğa Koleji, yenilikçi yaklaşım ve çalışmaları ile teknolojiyi en iyi kullanan okullardan biri olara öne çıkıyor. Ataşehir’deki uzay konseptli kampüsünde Bilgi Teknolojileri Koordinatörü Ömer Ömeroğlu ile bir araya geldik ve Doğa Koleji’nin mevcutta eğitim alanında bulunan uygulamaları ve ileride gerçekleşecek planları hakkında konuştuk.

Doğa Koleji’nin bünyesinde kaç tane okul var?

Bizim 106 kampüsümüz var. 66’sı bize ait, 40’ına ise Franchise’ımız diyebiliriz. Genellikle Franchise’larımız illerde bulunuyor. İstanbul’da tek Franchise’ımız var, o da Kemerburgaz’da.  Bu şekilde Türkiye’de 49 ilde varız.

Eğitim sektöründe nasıl bir strateji ile ilerliyorsunuz?

Doğa Koleji’nin tarihi 2002 ile 2015 arası ve bu 13 yıl içerisinde Doğa Koleji’nin hızlı yol almasının sebebi birçok ‘ilk’i bünyesinde barındırması. Doğa Koleji standart eğitim sisteminden çıkarak, biraz daha farklılık yaratarak ilerliyor. Kişiselleştirilmiş öğretime yöneliyor. Doğa’nın çıkış amacı da aslında bu. Biz Türkiye’deki çocukları bir yerden bir yere getirebilmek için bir vesileyiz. Bunları ne kadar değerlendirebilirsek bizim için o kadar avantaj. Örneğin; bulunduğumuz Ataşehir kampüsü, Doğa Koleji’nin uzay kampüsü. Bizim öğrencilerimiz ayda bir NASA ile görüşme yapıyor, astronotlarla görüşüp, soru soruyorlar. Bir de Mars simülatörümüz bulunuyor. Bu alana girerken öğrencilerimiz,  astronot kıyafetleri giyip o kimliğe bürünüyorlar. Biz bir nesil yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu nesli en iyi, en faydalı şekilde nasıl büyütürüz, ona bakıyoruz. Eğitim metodu mu değişecek, değişsin. Çocuğun farklı şeyler de alması lazım. Bu kaçınılmaz gereklilik.

Kampüslerinizde öne çıkan yetkinlikler, teknolojik yaklaşımlar neler?

Biz bünyemizde 4-5 yıldır ‘konsept okul’ diye bir algı oluşturduk. Bu okullarımıza örnek vermek gerekirse; teknoloji konseptli, yabancı dil konseptli, bilim konseptli okullarımız bulunuyor. Oxford ile yaptığımız dil konseptli okulumuzda her şey İngilizce. Intel’le yaptığımız da bambaşka bir deneyim merkezi. Bu konseptler ile çocuklarımıza eğitim veriyoruz.

Gelişen teknolojileri eğitime nasıl uyarlıyorsunuz?

Gelişen teknolojileri eğitime uyarlamak pek de kolay olmuyor. Çünkü bu, tek taraflı bir iş değil. Biz teknoloji departmanı olarak birçok fuara gidiyor, firmalarla görüşüyoruz. Ama bunu net bir şekilde saha ile görüşerek, ihtiyaçlar doğrultusunda ve o teknolojiyi eğitime devşirerek hazır hale getiriyoruz. Buna bir örnek olarak 3D baskı cihazlarını gösterebilirim. Biz 3 yıl önce bu cihazları Londra’da görmüştük. Bunu eğitimde nasıl konumlandırabileceğimizi ilk etapta bilemedik. İkinci yılın sonunda firmaları çağırdık, sonra bu teknolojiyi müfredat ile birleştirdik. Bu noktada eğitim teknolojileri işin içine giriyor.  İmkân dâhilinde farklı dersler ile çaprazlama içerik besliyoruz ve bunu en son bir proje, bir yarışma ile besleyip servis ediyoruz. Çok iyi dönüşler alıyoruz.

Okul çalışanlarının eğitiminden bahsettik, sürekli gelişen bir müfredat, sürekli teknolojik yetkinlikler var. Her kampüsün kendine has olduğu bir başlık var ve tüm okul çalışanları belli bir teknolojik yetkinlikte bunu ve sürekliliğini nasıl sağlıyorsunuz?

Teknoloji sahasından kopmamaya çalışıyoruz. Bizim sık sık hem iç hem dış eğitimlerimiz olur. Çünkü o farkındalığı yaratmamız lazım. Sahayla ilgili bir çalışma yapacaksak eğer, ilk önce bir ‘demo okul’ isimli bir yapılanmayı hayata geçirir, bir öğretmenin de bunu sahiplenmesini isteriz.  Bir diğer önemli adımımız da öğrencilerimizle işbirliğinin bir sonucu. Şu an yedi kampüsümüzde var. Bizim ‘team and mentor’ adını verdiğimiz öğrencilerimiz var. Bu öğrencilerimiz, teknolojiye en yakın öğrenciler. Öğrencilerimizi de yanımıza alıyoruz. Her okulda bir BT sorumlumuz var. Ancak bunun öğretmenler ya da öğrencilerden gitmesi çok farklı oluyor. O sürekliliği böyle sağlıyoruz. Yurtdışında nasıl eğitim çalışmaları yapılmış, öğretmenler nasıl eğitilmiş, bunların örneklerini de Türkiye’de kendi okullarımızdaki öğretmenlere sunuyoruz. Mesela Intel’in zaman zaman öğretmenlerimize eğitimleri oluyor. Öğretmenlerimize farkındalık eğitimleri aldırtıyoruz.

Bilişim şirketleri ile bağlantılarınız nasıl?

Biz Bilgi Teknolojileri departmanını, ‘bilgi teknolojileri’ ve ‘eğitim teknolojileri’ olarak ikiye bölüyoruz. Bilgi teknolojileri kısmı biraz daha donanımsal diyebiliriz. Eğitim teknolojileri dediğimiz ise bambaşka bir şey. Bu iki kodu birbirinden ayırıyoruz. Teknoloji ile iç içe olan firmaların eğer eğitimle ilgili bir fikirleri, öngörüleri varsa onlarla görüşmeye başlıyor, o teknolojiyi eğitime çevirmeye çalışıyoruz. Hemen hemen birçok kurumla görüşüyoruz. Her daim fikir alışverişinde bulunuyoruz. Çünkü bizi beslediklerine inanıyoruz. Türkiye’de IBM dahil birçok firma ile görüşüyoruz.

Gündeminizde bilişim teknolojileri olarak müfredatta eklenmesi planlanan yeni şeyler var mı?

Bu yıl eğitim teknolojileri alanında birçok başarılı işe imza attık.  Yazılım dersleri, üç boyutlu görsel dersleri bunun ilk akla gelen örnekleri. Bu yıl eğitim teknolojilerinin vizyonunda üç büyük planımız bulunuyor. İlki, Nesnelerin İnterneti (IoT) üzerine bir ders vermeyi planlıyoruz. İkinci olarak en büyük değer verdiklerimizden biri büyük veri (Big Data). Üçüncüsü ise veri madenciliği (Data Mining). Büyük veri nedir ve bu nasıl analiz edilir, nasıl yönlendirilir, bunları çalışıyoruz. Firmalarla görüşüyoruz ve en az lise seviyesinde bunu öğrencilerimize vermeyi planlıyoruz.

Bu yılki hedeflerimizden biri de Intel’le gerçekleştireceğimiz bir proje. Bu projede Intel’in belli sensörlü bilgisayarları bulunuyor. Bu bilgisayarlar, öğrencilerin çeşitli hareketlerini anlayarak, hangi online platformda daha rahat çalıştıklarının tepkilerini ölçüyor. Yani bu online platformda öğrenciler çalışma yaparken, o sensörler tarafından algılanacak hareketlere göre bir istatistik, bir veri çıkarılacak. Bu veride çocuklar hangi online alanda daha verimli çalışma yapmış, hangisinde ilgisi dağılmış, bakışları nerde sabitlendi belirlenecek. Bu bir dönem gerçekleşecek ve önümüzdeki yıl olacak. Bu çalışmanın sonucu dünya ile de paylaşılacak. O çalışmada yer alan öğretmenimiz de konferansa davet edilecek ve öğrencilerle yaşayacağı deneyimi anlatacak.
ETİKETLER : 1031