Görüş 24 ARALIK 2012 / 01:02

Bıktırıcı ama güzel söz: Yerelden evrensele...

İnsanın sürüler halinde yaşadığı dönemde yaşananlar hakkında anlamaya başladıklarımız, bilim, sanat ve teknolojinin ortaya çıkışının, tarih öncesinin karanlık gecelerine dek dayandığını göstermekte, yine de diyor Ronald Wright: “Bu sanat ve teknoloji atağı, kimilerinin iddia ettiği gibi, bizim aniden yepyeni bilişsel yetilere sahip yeni bir tür haline dönüştüğümüzü ispatlamaz. Öte yandan bu hepimizin aşina olduğu kültürel bir modelin kanıtıdır: Boş vakit sağlayan yiyecek fazlalığı.” Böylece karanlık çağlarda, çıplak, yalnız ama cesur atalarımız tarafından yakılan o büyük ateşlerin görünmez sanılan ışığı; hala geleceğimizi aydınlatmaya devam ediyor aslında...

Yerel yayınlar her zaman çok ilgimi çekiyor ve fırsat olduğunda yerel yayınlara da yazı yazmaya, görüş belirtmeye gayret ediyorum, Kuşadası ya da Antalya/Kemer’de olduğu gibi. Merkezin etkisinin çok az olduğu, yerel dinamiklerin niteliğini hemen görebileceğiniz yayınlar oluyor çoğu zaman. Örneğin; İstanbul/Sultanahmet bölgesinde 10 yıldır düzenli yayınlanan mükemmel diyebileceğimiz yayınlar var.
Ankara’da izlediğim yerel yayınlardan birinde olağanüstü özenle yapılmış bir söyleşi vardı, başarılı bir kadın mimarımız, yaptıklarını, fikirlerini ve yaklaşımlarını çok güzel anlatıyordu. Son derece profesyonel fotoğraflar yazıyı süslüyordu, hatta çekimlerde aksesuar olarak kullanılmış ve çok değerli olduğu belli bir vazo üzerine kendi aramızda konuştuk. Ama yazının sonunda bizi sürpriz olmayan fakat artık sıkıcı hale gelen bir ayrıntı bekliyordu.
Mimar arkadaşımızın web sitesi çalışmıyordu, iletişim için eklenen ePosta adresi de gmail ya da hotmail uzantılıydı.
Bunun hiçbirimize çok da garip gelmemesi ise, bizim kaderimiz olmamalı.
Kurumsallık adına edilen iri iri laflar, tasarımın önemi ya da kaliteli mal ve hizmetler hakkında bir araba lafın ardından gelinen nokta bu.

Bana neden mi garip geliyor?
Hemen izah etmeye çalışayım: Eleştirimiz asla mimar arkadaşımıza değil, yerel yayını üretenlere de değil tabii ki, eleştirimiz bir türlü sektörleşme adımını atamayan piyasaya.
Tanıtım için verdiği bir fotoğrafta aksesuar olarak binlerce liralık vazo kullanabilecek imkanlara sahip bir ihtiyaç sahibine neden ulaşılamıyor? Neden yaşayan bir site yapılamıyor, web sitesi üretip satanlar arasında genelleşmiş bir yargı ve kolektif bilinçdışının tuzaklarından biri olan “müşteri para vermek istemiyor” bahanesi, en azından bu durumda geçerli olamayacağına göre? Neden ePosta hizmetleri büyük servislere olsun aktarılamıyor en azından kendi alanadı üzerinden kurumsal bir ePosta adresi olabilsin diye?
Küçük bir ayrıntı: Bu paragrafı yazdığım dönemde, Google Mail servisi, ücretsiz yeni hesaplar açmayı durdurdu...

Ürün ve Hizmet Arasındaki Anlam Çatışması
Geleneksel ürün ve hizmet sistemleri, anlaşılır metotlar sunarak, kullanıcı faydası ve değer yaratmaya çalışırlar.  Ancak, satın alınan bir “web sitesi” ise, konu aşırı bilgi kirliliği ve geçmişten gelen hasarlar nedeniyle dramatik bir nitelik kazanıyor.
Bir hizmet ya da ürün, ilk anda önemsemeseniz ve farketmeseniz bile, size arka planda pek çok şey vaad eder, bir çok garanti sunar, olası eksik ve hatalara ilişkin sorumluluk alır. Yineleme olacak ama, satın alınan bir web sitesi ise: Hem herşeyi almışsınızdır ya da öyle sanırsınız, hem de büyük olasılıkla, aslında hiç birşeyiniz olmayacaktır: Peki, neden?

Ürün ile Hizmet Aynı Şey Mi?
Yaşayan piyasada, satın aldığımız “şey” bir web sitesi ise; bir otomobilin direksiyonunu başka yerden, motorunu başka yerden, koltuklarını başka yerden, kaportasını başka yerden alıyor gibisinizdir. Alınan tüm parçalar mükemmel şekilde bir araya getirilip, kusursuzca işletilebilse bile, 1 yıl sonra ortalık karışıyor:
• Domaini kim aldı?
•  Hosting nerden alınmıştı?
•  Web tasarımını kim yapmıştı?
•  FTP şifresi neydi? gibi gibi...
Genelde “iş sahipleri” bunları bilmez ve “o işleri yapan çocuk” da, ya askere gitmiştir ya da başka bir işe girmiştir...

Geçmişe Bakınca Görünen Çaba
İnsanın dünya üzerinde var kalma çabasının, devrimsel sonuçlara götüren köşetaşları herkes tarafından bilinir: “Bunların ilki Homo Erectus tarafından ateşin ehlileştirilmesiyle doğadaki dengenin bizim lehimize dönmesidir.” diye yazıyor Ronald Wright. “Bir sonraki, yaklaşık yarım milyon yıl sonra yaşanmıştır ve Neandertallerin yerini alan Cro-Magnonların avcılıkta çok ustalaşmalarıdır.”
Yani av için geliştirilen silahların çeşitliliği ve etkisini arttıran geliştirmeler, varolmayı güçlendirmiştir. “Boncuklu takılar, yontulmuş kemikler, müzik aletleri ve özenli cenazeler sıradan hale gelmiştir. Mağara duvarlarında ve kayalarda görkemli resimler meydana çıkmıştır; bu resimler, eşine ancak Rönesans’ta rastlanacak bir natüralizm ile betimlenmiştir.”

Sanat ve Teknoloji Atağı
Tespitleri sıraladıktan sonra Wright şunları yazar: “Bunların çoğu Neandertaller ve ilk Cro-Magnonlar tarafından küçük ölçekte zaten gerçekleştirilmişti. Dolayısıyla bu sanat ve teknoloji atağı, kimilerinin iddia ettiği gibi, bizim aniden yepyeni bilişsel yetilere sahip yeni bir tür haline dönüştüğümüzü ispatlamaz. Öte yandan bu hepimizin aşina olduğu kültürel bir modelin kanıtıdır: Boş vakit sağlayan yiyecek fazlalığı.
Avcılar ve toplayıcılar ihtiyaçlarından fazlasını toplayıp avlıyorlardı, böylece resim yapmak, boncuklar ve tasvirler üretmek, müzik yapmak ve dini ritueller düzenlemek için vakitleri oluyordu. Tarihte ilk defa insanlar zengin olmuştu.”

İçerik ve Piyasa
Rene Descartes haklıysa, günümüz insanı Homo sapiens sapiens, “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan” demekse; yukarıdaki bağlamları günümüze uyarlayabiliriz belki...
20. ve 21. yüzyıllarda gerçekleşen bilim ve teknoloji atağı bizi aniden, yepyeni bilişsel yetilere sahip yeni bir türe dönüştürmedi tabii ki. Ama web sitelerinin yarattığı ihtiyaca bağlı olarak yoğunlaşan içerik geliştirmedeki başarısızlığımız bu şekilde devam ederse, yiyecek fazlalığının sağladığı boş zaman, açıkça heba olmaya devam edecek demektir.
Günümüzde de zenginliğe işaret eden söz konusu yiyecek fazlalığı, yaşadığımız asimetrik dünyada sadece eşitsizliği körüklemeyi sürdürmüyor, toplumlar da; hep yaptıkları gibi zenginlikleri boşa harcamaya iştahla devam ederken, insanlığın yararına kullanamama konusundaki şaşırtıcı -belki de sıradan- basiretsizliği kararlılıkla büyütüyor...
ETİKETLER : Sayı:901