Görüş 07 KASIM 2010 / 18:00

Çok kanallı pazarlamada bloglar

Web günlüğü (Weblog) tutmak toplumda iyice yerini buldu, kabul gördü. Mobil internetin yaygınlaşmasıyla beraber bloggerlar daha da büyük bir hızla artıyor: Herkes internet üzerinden bir şeyler paylaşıyor. Eğitimli kesim kendini sorumlu gördüğünden yazmaya karar veriyor veya genç nesil sadece varolmak adına blogunu açabiliyor. İnterneti kavrayan kesim ise en baştan bloglarını para kazandıracak bir iş modeli olarak kurmaya çalışıyor.
Nihayetinde çok farklı amaçlarla da olsa her gün binlerce yeni blog açılıyor. Bazıları daha önce hiçbir zaman bir medyada üzerinde tek başına durulmayan spesifik konulara odaklanıyor. Bazısı herkesin sürekli takip ettiği, örneğin “moda” gibi bir konuya kendi özgün bakışını getirmeye, renk katmaya çalışıyor. Sonuçta blogların birçoğu bloggerın kendi kişisel tatmini düzeyinde kalsa da önemli izleyici kitlesine sahip bloglar da zaman içinde yeşermeye başlıyor.
Zaten konu da burada heyecanlı hale geliyor. İnternetin insan cinsinin yeni ekosistemi olmasından bu yana sadece bilgilenmek amacıyla kullanılan statik içerik, yerini artık karşılıklı paylaşılan, köpürtülen düşüncelerin ortamına bırakıyor. İşin en renkli ve beklenmedik gelişmelere açık tarafı ise bu alanda bir regulasyon, oluşagelmiş bir norm veya tüm gruplarca kabul edilen etik bir çerçeve yok. Yani 19. yüzyıldaki 2 romantik yazarın birbiriyle yazışması gibi karşılıklı bir anlam bütünlüğüne hizmet eden, çerçevesi belirli bir iletişim de değil bu. İnternet habitatında bir aktörün (blogun) ahlaki problem olarak ifade ettiğinden bir diğeri yeni iş fırsatı olarak bahsedebiliyor.
Özetle anlamsal bütünlük veya entelektüel düşünce açısından değerlendirdiğimizde internet, sağlaması yapılmamış düşüncelerin yer aldığı bir sebze çorbası. Kimi zaman kötü kokular da verebiliyor veya bazısının midesini çok fena bozabiliyor. İnternetin iş dünyasına olumlu olduğu kadar dikkat edilmesini gerektirecek kısa vadedeki tehditkar yansımaları da bu yönüyle ortaya çıkıyor zaten...

Blog yazarı kararı verir (Blogger Rules)
Yüceltilmiş pazarlama söylemleri, analitik iş metodolojileri, bulutlanmış satış teknolojileri ile hayat bulan iş modelleri, internet ekosisteminde insan ergonomisine uygunluğu açısından teste tabi tutuluyor artık. Böylelikle tüketici davranışlarının gerçekten de anlaşılması ve hatta dönüşümü açısından da devrim yaratacak bir döneme giriliyor.
Önceki on yılda tüm iş
modellerinin temeli olan müşteri odaklılık yaklaşımı gerçek anlamda karşılığını ancak önümüzdeki on
yıl içinde internette bulacağa
benziyor. Hepimizin bildiği gibi müşteri odaklılık modelinde kurum,
bir inisiyatife başlarken önce
müşteriyi başlangıç noktasına koyuyor. Bu zihin jimnastiği ile müşterinin beklentisi anlaşılmaya çalışılıyor, ona göre şirket içinde yer alan fonksiyonel ekiplerin müşteriyi dikkate alarak çalışması ve iş çıkarmaya hazırlanması hedefleniyor.
Hatta bu amaçla büyük bütçeler ayrılarak şirketlerin tüm iş yapış biçimleri elden geçiriliyor, müşteri odaklılık adına yeni departmanlar oluşturulup teknoloji harikası CRM çözümleriyle destekleniyor ve sonunda doğal olarak yine satış beklenmeye başlanıyor.
Bu bakış açısıyla kimi zaman tüketicide karşılığını bulan ürün
ve hizmetler ortaya çıkabiliyor.
İphone gibi insanların yaşam rutinini doğrudan etkiliyor, evrimleştiriyor. Bazen bir mobil operatör çıkardığı bir tarife hedeflediği kitlenin gönlünü kazanıyor. Yani şirket ile tüketici arasında bir flört yaşanıyor. Ancak sonunda, küresel ekonomik modelin tetiklediği tüketim varyetesi dönüp dolaşıp bu flörtü bozuyor, çünkü flört daha aşka dönüşemeden diğer rakip alternatifini çıkarıyor ve hiçbir aktör rakibi için tüketiciye ‘Sen arkadaşımın aşkısın’ şarkısı söylemiyor.

Blogger bu, sever de döver de..!
İnternetin çok kanallı pazarlamaya birçok avantajının yanında getirdiği sorun da bu. Çok kanallı olarak planlanan büyük operasyonların başarıya varması kendilerini destekleyen kanal bütünleşik iletişim stratejileriyle mümkün gibi de görünse herşey aslında bir web günlüğü tutan tüketicinin bu düzeneği bozmasına bağlı.Özetle, bir şirketin çıkardığı yeni modelin veya yeni hizmetin ne kadar başarılı olacağı artık o konuda yazan bloggerların yazdıklarına da yapılan iş operasyonu kadar kökünden bağlı.
Bir moda bloggerı büyük bir moda dergisinin 1 ay sonra çıkacak yazısını beklemeden, bir defileyi yapılmasından 15 dakika sonra yazabiliyor. Yani, kostümlerin ne kadar heyecan verici olduğunu yılların moda editöründen okumak için bir ay daha beklemeye gerek yok. Ya da piyasaya sürüleceğinden daha yeni bahsedilen bir ürünün fiyatına ilişkin olarak bir grup bloggerın ürün piyasaya çıkmadan yazmaya başlaması şirketin bütün tanıtım satış hedeflerini çöpe götürebiliyor. Ya da bir mobil operatör olarak bütünleşik pazarlama iletişiminize 500 milyon lira da harcasanız internette artık sizin tarifelerinizin rakiplerinize göre yüksek kaldığı konuşulmaya başlanıyorsa elinizden pek bir şey gelmiyor. Diğer bir operatörün kapsama alanı da aynı şekilde tartışılabiliyor. Nihayetinde numaralar taşınmaya başlıyor. Böyle bir örnekte kurumun lider yöneticileri hemen “müşteri hedef kitlemizde bir farklılığa gidiyoruz” gibi  manevralar yapsa da işin sonunda kurumun satışları düşebiliyor.
Bu tip riskleri minimize etmek için bazı kurnaz yöntemler tariflemek tabii ki mümkün. Örneğin moda derginizin başına modaya ilgisi 1,5 yılı geçmeyen genç bir blogger getirilebilir. Böylece moda dünyasının yeni dinamik iletişiminden anlayan bir kişi dergiyi daha “hızlı” yönetebilir. Hem de kendi blogunun izleyici kitlesi ile dergiye olan inancı bir süre daha devam ettirebilir. Aynı zamanda yeni
blogger editörünüz size blogger havasıyla inşa edilen yeni çevrimiçi derginizi inşa edebilir. Hem de
Time Warner’ın da orta vadede
basılı gazete ve dergilerin kaldırılabileceğine ilişkin düşüncesiyle de paralel güncel bir model kurulmuş olur. Ya da hizmet sektöründe bir markaysanız kendinize 10 tane gerilla blogger ekip oluşturup internet ekosistemine kendi şirketinizle ilgili olumlu girişler yapılmasını bekleyebilirsiniz. Kendinize bir facebook sayfası, bir twitter hesabı açabilirsiniz. Böylece internet içerik ve iletişimimin etik açıdan da en zayıf noktasından faydalanmış olabilirsiniz.
Kimliksizlik ve akreditasyon problemi! Kimse Britannica ansiklopedisine güvenmiyorum
halen diyemiyor. Ancak yazan
blogları okuduğunuzda bir şirket,
ürün veya hizmet hakkında okuduklarınızın bloggerın hangi kişisel deneyiminden ya da psikolojik yapısından kaynaklandığına emin olamıyorsunuz. Her ne kadar Twitter, Facebook, Google kontrolleri ile kişilerin ve sanal kimliklerin
internet karakteri teyit edilse de
bu kanallardan gelen informasyonun gerçekliği, tutarlılığı ve güvenilirliği konusunda bir çözümümüz
henüz yok.
Dolayısıyla eğer daha etik bir yol izlemek isterseniz, yüksek sayıda takipçisi olan bloggerları kendinize yakın tutmaya çalışabilirsiniz. Örneğin yeni açtığınız prestij mobil mağaza açılışına daha onlar duymadan önemli bloggerları siz kendiniz çağırırsınız, belki bir mobil operatör olarak kendilerine özel birer ücretsiz hat bağlarsınız. Üzerine bir yeni açtığınız çevrimiçi mobil internet portalınıza birkaç bloggerı editör yapmaya çalışırsınız.
Sonuç olarak, mobil internete geçiş dönemi debelenmelerinden kaynaklanan karın ağrıları ve gerilla iş çözümleri üretilebilir olsa da içinden geçmeye başladığımız bu dönüşüm, küresel anlamda kurumları daha şeffaf olmaya, şık pazarlama kavramları bir yana müşteriye daha çok önem vermeye ve yenilikçilik gibi hızlı kavramlar yerine hizmet seviyesine, kaliteye ve makul fiyatlamaya yönlendirmeye başlıyor.
Bakalım önümüzdeki günler bloggerların da artık yerini kesinlikle aldığı pazarlama dünyasına yeni neler getirecek?.
ETİKETLER : Sayı:795