Görüş 10 ARALIK 2012 / 10:53

EN BÜYÜK ÇARPIŞMA BAŞLADI

KÜRESEL

Dünyada internetin geleceğini belirleyecek müthiş bir güç ve rant savaşı sürüyor. Bu savaşın en büyük çarpışması 3 Aralık Pazartesi günü Dubai’de başladı. BM’ye bağlı, 193 ülkenin üyesi olduğu ITU’nun (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği) düzenlediği ve iki hafta sürecek olan WCIT-2012 (Uluslararası Telekomünikasyon Dünya Konferansı) 160’ın üstünde ülkenin hükümet düzeyinde temsili ile açılışını yaptı.

Konferansı bu kadar önemli ve tartışmalı yapan nedir? Toplantının gündeminde, en son 1988’de hazırlanmış olan ITR’ın (Uluslararası Telekomünikasyon Düzenlemesi), interneti de kapsayacak şekilde genişletilmesi var. Yani, internet ile ilgili bazı düzenlemelerin yapılmasında ve kararların alınmasında ITU’nun dolayısıyla BM’nin dolayısıyla da hükümetlerin daha fazla yetkisi olacak.
Bu düzenlemenin interneti nasıl tehdit ettiğini küresel kamuoyu dikkatine ilk olarak, ABD’nin düzenleyici kurumu olan FCC’den Robert M. McDowell getirdi.  Wall Street Journal’da 21 Şubat’ta çıkan yazısında, McDowell’in “tüyler ürpertici” olarak nitelediği WCIT-2012 gündeminde en kritik ve tartışmalı konular iki başlık altında toplanabilir.


Birincisi, internetin yönetişimi ile ilgili. Başlangıcından bu yana internetin yönetişimi, aşağıdan yukarıya işleyen, çok paydaşlı bir modeldi. ICANN ve Internet Society tarafından, yürütülen, mühendisler, akademisyenler, STK’lar ve diğer paydaşları kapsayan, hükümet müdahalesi dışında bir süreç işliyordu. Her ne kadar bu sürecin fazlasıyla ABD merkezli olması bazı eleştirileri de beraberinde getiriyorsa da, şimdiye kadar internetin gösterdiği müthiş büyüme başarısının arkasında da bu oldukça saydam yönetişim modeli vardı.
Şimdi, başta Rusya, Çin ve İran olmak üzere, internetin gücünü hükümet kararlarıyla yönlendirmek veya sınırlamak isteyen ülkeler, ITU’nun internete ilişkin daha fazla yetki ile donatılmasını istiyor.   Her ne kadar, ITU Genel Sekreteri Hamadoun Toure interneti kontrol etme gibi bir amaçları olmadığını defalarca açıkladıysa da, WCIT sürecinin ITU kuralları gereği gizli yürütülmesi ve Toure’nin açıklamalarında zaman zaman düştüğü çelişkiler, ciddi ve haklı kuşkular yarattı. Toure’nin bir diğer savunması da, ülkelerin şu anda zaten internetlerine müdahale edebildikleri ve ek bir yetkiye ihtiyaçları olmadığıdır. Bu doğru, fakat BM’ye bağlı ITU’nun, dolayısıyla hükümetlerin yetkilendirilmesine yönelik bir karar, hükümetlerin internete müdahalesine uluslararası bir meşruiyet kazandıracaktır.
İkinci önemli tartışma konusu, şu anda bedava olan uluslararası internet trafiğini, telefon iletişimindeki gibi ücretlendirme önerisidir. Büyük telekomünikasyon şirketlerinin üyesi olduğu ETNO’nun savunduğu “içerik gönderen ödesin” ücretlendirmesi ilk bakışta haklı gibi görünüyor. İnternetin üstünden işlediği hat sahiplerinin altyapı yatırımlarına devam edebilmesi için bu gelire ihtiyacı var denebilir.  Fakat, uygulama zorluğu bir yana, internet şirketlerinden talep edilen bir ücret kaçınılmaz olarak kullanıcılara transfer edileceği için, sayısal uçurumu da olumsuz etkileyecektir. Telekom altyapısı yatırımları için başka finansman modelleri de mümkündür.
Tartışma konularının içeriğinin önemi yanında, bu büyük çarpışmaya hazırlık sürecinin kendisi de çok ilginçtir ve üstünde durmaya değer. Burada kısaca birkaç çarpıcı olayı özetleyerek, bu nefes kesen küresel mücadele süreci hakkında fikir vermek isterim.
Birincisi, mücadelenin hızı... Örneğin, 7 Kasım günü Toure’nin Wired dergisinde, ITU’nun internet hakkında niyetlerinin iyi olduğunu savunan ve karşı görüşleri haksız bulan yazısı çıktı. Bu yazı bir gün içerisinde öylesine bir eleştiri bombardımanına tutuldu ki,  9 Kasım günü hem Wired dergisi yazının başlığını değiştirmek hem de Toure yazısına yeni bir açıklama eklemek zorunda kaldı.


İkincisi, gizliliğin artık internet çağında işleyemeyeceği... WCIT tartışma süreci ITU’nun çağ dışı kalmış kuralları gereği gizlidir. ABD’de George Mason Üniversitesi’nden iki akademisyenin yürüttüğü WCITLeaks bu gizlilik perdesini kaldırdı. Örneğin, Rusya’nın 16 Kasım günü ITU’ya sunduğu ve gizli tutulan önerileri belgesini hemen ertesi günü WCITLeaks açıkladı. Tepkiler üzerine, 20 Kasım günü Rusya - içeriğini değiştirmeden, sadece kelimelerle oynayarak da olsa - önerisini revize etti. WCITLeaks’in açıkladığı gizli ITU oturumları, toplantıları ve ülkelerden gelen öneriler ortaya çıktıkça, ITU zor durumda kaldı. Sonunda da, 22 Kasım günü ITU teslim oldu ve tüm belgeler internete kondu. Fakat, gizlilik tamamen kalktı denemez. Dubai’deki toplantıların kritik olanlarının gizli yürütülmesi bekleniyor.
Üçüncüsü, STK’ların dayanışması ve müthiş gücü... İnternet ile ilgili çok sayıda STK sadece hızla imza toplayıp yayımladıkları bildiri ve mektuplarla değil, eleştirilere ITU’dan gelen yanıtlardaki çelişki ve yanlışları derhal kamuoyu dikkatine getiren açıklamalarla müthiş etkili bir mücadele verdi. Sadece internetle ilgili STK’lar değil, Greenpeace ve Uluslararası İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ITUC) da BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’a Kasım başlarında yazdıkları mektupta ITU’nun internetten elini çekmesi gerektiğini savunmuşlardır. Doğal olarak, STK’ların yanında yer alan bir diğer büyük güç de Google olmuştur.
WCIT nasıl biter? ABD Temsilciler Meclisi ve Senatosu, oybirliği ile ITU’nun internet konusunda herhangi bir rol oynamasını reddeden bir karar aldı. Avrupa Parlamentosu da oybirliğine yakın bir çoğunlukla benzer bir karar aldı ve AB üyesi ülkelerin bu karara uymasını talep etti. 14 Aralık’ta bitecek olan WCIT’de eğer internetin yönetişimine ilişkin herhangi bir madde ITR’a eklenecek olursa, büyükelçi Terry Kramer başkanlığındaki ABD delegasyonu ya konferansı terk edeceklerini ya da ABD’nin yeni ITR’ı onaylamayacağını açıkladı. Her ne kadar Toure ısrarla kararların bir konsensus sonucu oybirliği ile alınması gerektiğini savunsa da, tüzüğüne göre oy çokluğu yeterli.
İki ihtimal var: internetin yönetişimi konusunda hiçbir değişiklik olmadan şimdiki gibi devam etmesi; veya ITU’ya bazı düzenlemeler yapma yetkisi verilmesi ama bunu başta ABD olmak üzere birçok ülkenin onaylamaması. Her iki durumda da internetin geleceği üzerine endişe verici muharabeler olacaktır ve savaş sürecektir. İnterneti hükümetlere veya Google’a emanet etmemek için, STK’lar daha da güçlü ve hazırlıklı olmak zorunda.



ULUSAL

TÜRKİYE DÜNYADAN KOPUK

Ulusalİnternetin geleceğinin söz konusu olduğu WCIT konferansındaki konular üzerinde dünyada müthiş bir mücadele süregiderken, ülkemizde bu konuda ne hükümetten ne de Alternatif Bilişim Derneği dışında STK’lardan ses çıkmaması ve medyanın konuya hiç değinmemesi çok çarpıcı bir durum.
21 Kasım günü ayni toplantıda bulunduğumuz UDH Bakanı Binali Yıldırım’a, toplantı sonrasında, WCIT’de alacağımız pozisyonu sordum. Konferansa BTK başkanı Tayfun Acarer’in katılacağını belirten bakan “diğer ülkeler pozisyonlarını açıklasın bakalım” demekle yetindi. Ben görüşümü belirttiysem de, Şubat ayında “internetin de bir BM’si olmalı” diye bir açıklama yapmış olan Yıldırım’ın, Rusya’nın görüşüne yakın ve ITU’nun yanında olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, Ekim ayında kurulan Siber Güvenlik Kurulu’nun da tamamen hükümet ve kontrolündeki kurumlardan oluşması, geçen sene çıkarılan bir Kanun Hükmünde Kararname ile BTK’nın da resmen bakana bağlanması gibi gelişmeler hükümetin internet üzerinde daha fazla yetki ve kontrol isteğini gösteriyor. Hükümetin internetin gücünden yararlanma eğilimi şaşırtıcı değil, hatta doğal; bunun karşısında STK’larımızın sessiz kalmasıdır esas şaşırtıcı olan, demokrasiye yakışmayan ve bizi Rusya, İran, Çin gibi ülkelerle ayni konuma sokan.
STK’larımız konuya ilgisiz; ama, sektördeki bireyler değil. 23 Kasım günü, TBD Kurultayı’nda “İnternetin Geleceği” başlıklı benim yönettiğim bir panel oturumunda, WCIT’de alacağımız pozisyonu tartışmaya açtım. İzlemeye gelenlerin bir kısmının ayakta kalacağı kadar salonun aşırı dolması ve oturumun süresinden bir saat daha geç bitmesi, ilginin yoğunluğunu gösteriyordu. Panele davet ettiğim Avrupa Parlamentosu üyesi ve AB’de internet konularının önde gelen ismi Marietje Schaake de video ile katıldı.
Tam bu satırların yazıldığı sırada, WCIT konferansına Türkiye’den giden heyet bilgisini Anonymous’un Türkiye kolu olan AnonsTurkey açıkladı. Konferansa giden heyeti ilginç buldum. Burada sadece iki noktayı dikkate getireceğim. Birincisi, “Danışman” altında giden 3 kişinin 3’ü de Avea’dan - oysa, UDH Bakanı Binali Yıldırım’ın danışmanı “Delege” olarak katılıyor. İkincisi, 12 delegeden 5’i TRT’den! Demokratik yönetimi olan ülkelerde olduğu gibi, internetin paydaşlarının heyette yer almaması yanlış olmuş.

ULUSAL

TÜRKİYE DÜNYADAN KOPUK

İnternetin geleceğinin söz konusu olduğu WCIT konferansındaki konular üzerinde dünyada müthiş bir mücadele süregiderken, ülkemizde bu konuda ne hükümetten ne de Alternatif Bilişim Derneği dışında STK’lardan ses çıkmaması ve medyanın konuya hiç değinmemesi çok çarpıcı bir durum.
21 Kasım günü ayni toplantıda bulunduğumuz UDH Bakanı Binali Yıldırım’a, toplantı sonrasında, WCIT’de alacağımız pozisyonu sordum. Konferansa BTK başkanı Tayfun Acarer’in katılacağını belirten bakan “diğer ülkeler pozisyonlarını açıklasın bakalım” demekle yetindi. Ben görüşümü belirttiysem de, Şubat ayında “internetin de bir BM’si olmalı” diye bir açıklama yapmış olan Yıldırım’ın, Rusya’nın görüşüne yakın ve ITU’nun yanında olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim, Ekim ayında kurulan Siber Güvenlik Kurulu’nun da tamamen hükümet ve kontrolündeki kurumlardan oluşması, geçen sene çıkarılan bir Kanun Hükmünde Kararname ile BTK’nın da resmen bakana bağlanması gibi gelişmeler hükümetin internet üzerinde daha fazla yetki ve kontrol isteğini gösteriyor. Hükümetin internetin gücünden yararlanma eğilimi şaşırtıcı değil, hatta doğal; bunun karşısında STK’larımızın sessiz kalmasıdır esas şaşırtıcı olan, demokrasiye yakışmayan ve bizi Rusya, İran, Çin gibi ülkelerle ayni konuma sokan.
STK’larımız konuya ilgisiz; ama, sektördeki bireyler değil. 23 Kasım günü, TBD Kurultayı’nda “İnternetin Geleceği” başlıklı benim yönettiğim bir panel oturumunda, WCIT’de alacağımız pozisyonu tartışmaya açtım. İzlemeye gelenlerin bir kısmının ayakta kalacağı kadar salonun aşırı dolması ve oturumun süresinden bir saat daha geç bitmesi, ilginin yoğunluğunu gösteriyordu. Panele davet ettiğim Avrupa Parlamentosu üyesi ve AB’de internet konularının önde gelen ismi Marietje Schaake de video ile katıldı.
Tam bu satırların yazıldığı sırada, WCIT konferansına Türkiye’den giden heyet bilgisini Anonymous’un Türkiye kolu olan AnonsTurkey açıkladı. Konferansa giden heyeti ilginç buldum. Burada sadece iki noktayı dikkate getireceğim. Birincisi, “Danışman” altında giden 3 kişinin 3’ü de Avea’dan - oysa, UDH Bakanı Binali Yıldırım’ın danışmanı “Delege” olarak katılıyor. İkincisi, 12 delegeden 5’i TRT’den! Demokratik yönetimi olan ülkelerde olduğu gibi, internetin paydaşlarının heyette yer almaması yanlış olmuş.
ETİKETLER : Sayı:899