Görüş 30 EYLÜL 2012 / 09:46

İNTERNET ÜZERİNE ÜÇ CEPHEDE SAVAŞ

KÜRESEL
İNTERNET ÜZERİNE ÜÇ CEPHEDE SAVAŞ

Kureselİnterneti kim(ler) yönetecek? İnternet adresi dağıtımında yetkili organ şimdiki gibi ABD’de ICANN mi olacak yoksa Birleşmiş Milletlerin organı ITU’mu (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği)? ITU’ya internet ile ilgili düzenlemeler yapma yetkisi verilmeli mi? İnternetin özgürlüğünü güvence altına almak için regülasyonların (düzenlemelerin) kurallarına mı başvurmalı, yoksa kullanıcıların gereğini yapacağına inanarak internete hiç müdahale etmemeli mi? Örneğin, düzenleyici kuruluşların ağ bağımsızlığını (net neutrality) sağlayacak kurallar geliştirip uygulamaları internetin özgürlüğünü sınırlar mı, güvence altına mı alır?
İnternet kullanıcısını çok yakından ilgilendiren bu soruların farklı yanıtları etrafında saf tutan büyük ekonomik, siyasi ve ideolojik güç odakları arasında savaş başladı. Bu savaşın küçük ve orta çaptaki muharebeleri zaten süregidiyordu. Örneğin, Obama’nın 2008 seçimlerinde verdiği söz gereği, ABD’de ağ bağımsızlığını güvence altına almak için Amerikan düzenleyici kuruluş FCC’nin 2010’da 3’e 2 oyla uygulamaya koyduğu düzenlemeyi Verizon şirketi Anayasa Mahkemesi’ne (Supreme Court) götürdü ve şu sıralar mahkeme konuyu inceliyor.
Muharebenin büyüğü ise Aralık ayında Dubai’de toplanacak olan ITU Dünya Uluslararası Telekomünikasyon Konferansı’nda (ITU World Conference on International Telecommunications 2012, kısaca WCIT-12), yer alacak. Yukarıda belirtilen cephelerde savaşanların hepsi bunu özgür internet uğruna yaptığını söylüyor. Oysa, internet özgürlüğüne yaklaşım özellikle iki konuda daha ciddi ve somut durum analizleri gerektiriyor.
Birincisi, bu soruların yanıtları farklı ülkelerde farklı olabilir, evrensel bir genel doğru belirlemenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Bunun bir örneğini, yazımın “Ulusal” kısmında veriyorum.
İkincisi, benzer sektörlerdeki tarihsel gelişmelerin dinamiklerini ve belirleyici aktörlerini anlamak gerekiyor. Böylece, internet ile ilgili karar ve uygulamaların nereye varacağını, gerçekten interneti özgür kılıp kılmayacağını tahmin etmek mümkün olabilir. İşte bunu, titiz bir çalışmanın ürünü olan “The Master Switch - The Rise and Fall of Information Empires” (Ana Şalter - Enformasyon Sektöründe İmparatorlukların Yükselişi ve Düşüşü) kitabıyla Tim Wu mükemmel bir şekilde yapıyor. Telefon, radyo, TV gibi enformasyon teknolojilerinin her birinin, “The Cycle” dediği bir döngüsel evrim geçirdiğini kitap ikna edici bir şekilde ortaya konuyor: Yaratıcı bir fikir ve ürünle başlayan bir sektör… Başta idealist ve açık ama zamanla çok büyüyüp süper-monopol olan şirketlerin, ileride o sektöre tam egemen olmasıyla kapanma ve  sektörde gelişmenin durması…
Her tür enformasyonu (ses, video, TV, veri) taşıyabilen, yani 20. yüzyıl enformasyon endüstrilerinin her birinin yerini alabilecek nitelikte, dağıtık bir sistem olan internetin geleceğini de benzer bir evrimsel döngü determinizmi mi belirleyecek? Wu soruyor (s. 256, çeviri bana ait): “Hangisi daha kudretli: İnternetin radikal yapısı mı, yoksa evrimsel döngünün (The Cycle) kaçınılmazlığı mı?”
Wu bu soruyu, tamamen Amerikan koşullarının var olduğunu kabul eden bir yaklaşımla ele alıyor. Gerçi evrensel olarak anlamlı analiz ve öneriler de var kitapta. Bunları ileride ele alacağım. Burada sadece üç önemli noktayı belirtmekle yetineyim. Birincisi, yazının başındaki sorulara yanıt verirken, tarihsel olarak kendini ortaya koymuş bir gerçek, yani evrimsel döngü (The Cycle) ihmal edilemez. İkincisi, 20. Yüzyılın sonlarına doğru devleşen telekom şirketleri ile yeni palazlanan Google gibi internet şirketleri arasındaki mücadele veya Silikon Vadisi ile Hollywood arasındaki çekişme internetin özgürlüğü ile ilgili gibi görünse de, aslında internet üzerinde bir güç kavgasıdır.
Üçüncüsü, nihai analizde, internetin özgür kalması gerçek anlamda, sadece ve sadece bireylerin yararınadır ve çıkarınadır.

ULUSAL

DEVLETİN İNTERNETİ REGÜLE ETMESİ SAVUNULABİLİR Mİ?

Yazımın “Küresel” kısmında, bazı soruların farklı ortamlarda farklı yanıtları olabileceğini belirttim. Bunun bir örneği olarak devletin interneti regüle etmesini ele alalım. ABD’de, sol eğilimli, liberal ve özgürlükçü kesim, regülasyonun olmadığı ortamda büyük firmaların interneti kendi çıkarları yönünde sınırlayabileceğini, oysa kamuoyu baskısı altındaki devletin ve kendi dışındaki erklerin denetimindeki hükümetin interneti toplumsal çıkarlar yönünde özgür kılabileceğini savunuyor. STK’ların güçlü olduğu, devlet ve hükümet üzerinde sonuç alıcı baskı kurabilme ortamının bulunduğu ABD için geçerli olan bu iddia, ülkemiz için de geçerli olabilir mi?
Freedom House tarafından geçtiğimiz ay yayımlanan rapor bu sorunun yanıtını kısmen veriyor. İnternet ve dijital medyanın hangi ülkede ne kadar özgür olduğunu gösteren bu rapora göre Uganda, Kırgızistan, Libya, Malezya, Ürdün gibi ülkelerin arkasında yer alan Türkiye, 90 ülke içerisinde Tunus ile beraber 46. sırada yer alıyor.
Ayrıca, ülkemizde yargı ve yasama erklerinin yürütmeyi (hükümeti) denetlediği söylenemez, hatta tüm erklerin yürütme talimatı altında olduğu söylenebilir. Düzenleyici kuruluş, BTK tamamen Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı güdümündedir. Güçlü ve etkin STK’larımız yoktur. Devlet ve hükümet uygulamaları ve kararları konusunda kamuoyuna açık bir tartışma içerisinde değildir. Örneğin, yaklaşan WCIT’12 toplantısına katılacağına inandığım Binali Yıldırım, ITU Genel Sekreteri’nin çağrısına rağmen, gündemdeki konularda hangi görüşü savunacağını tartışmaya açmak bir yana açıklamamıştır bile.
İşte bu ortamda ABD’deki gibi, devletin ve hükümetin internetin özgürlüğünü koruyucu müdahaleleri olacağını savunmak zor.

BİREYSEL

BireyselBİREY İLE İNTERNET: ETKİ VE TEPKİ

Webi icat eden Tim Berners-Lee, tam anlamıyla sınırsız, her ortamda çalışabilen ve herkes tarafından erişilebilen açık bir sistem geliştirdiğini düşünüyordu.
Birey gerçekten tam özgürlüğü ve sınırsız seçenekler sunan tamamen açık bir sistem istiyor mu? Yoksa, çok büyük bir çoğunluk Eflatun’un “Devlet”inde öngörülen aydın ve iyi niyetli bir diktatörün yönlendirmesini mi istiyor? Farklı kültürler ve toplumlar arasında farklı yanıtları olsa da, araştırmalar ikincisinin doğru olduğunu ve bireylerde itaat eğiliminin baskın olduğunu gösteriyor. Öte yandan, zaman içerisinde birinciye doğru bir gelişme de görülüyor. Dün bir otorite daha kolay kabul edilirken, bugün sorgulamanın daha yaygınlaştığını söyleyebiliriz.
İnternetin tam özgürlük isteyen ve bunun sorumluluğunu taşıyabilen tür bireylerin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına her tür kültür ve ortamda yardımcı olduğunu iddia edebilir miyiz? Bu konuda bir araştırma göremedim. Fakat, internetin bireyi Tim-Berners Lee’nin ütopyasına, kültür ve alışkanlıklar elverdikçe, yaklaştırdığına inanmak istiyorum. Dolayısıyla, internet ve Web bireyi özgürleştirdikçe, özgür birey de internetin ve webin sınırlanmasına karşı güçlü bir mücadele verecektir. Bir analoji yapmak gerekirse, yağmur ağaçların çoğalmasına yardımcı olurken, çoğalan ağaçlar da yağışı artırır.
Birey ile internet arasındaki pozitif etki-tepki ancak özgür bir ortamda ve doğru eğitim ile gerçekleşebilir. Ülkemizdeki eğitim sistemindeki radikal değişikliklerde olsun, FATİH gibi teknoloji uygulamalarında olsun, bireyi güçlendirme, sayısal okur-yazarlığın (digital literacy) çok ötesinde enformasyonel okur-yazarlığı (informational literacy) geliştirme amaçlarının görülmemesi üzücü.
ETİKETLER : Sayı:890