Görüş 13 NİSAN 2015 / 09:05

Sanal Gerçekliğin Birinci Kuralı: Gerçeklik Hissini Bozmayın

Sasa Marinkovic


AMD Grafik ve İşlem Bölümü Yazılım Pazarlama Başkanı


Yüksek bir binanın çatısındayım. Biraz soluklanırken yüzlerce metre aşağıdaki sokağa bakıyorum. Yandaki binanın çatısındaki bayrak şiddetli rüzgârda sertçe dalgalanıyor. Dengemi kaybedip sokağa düşmeden kendimi binanın kenarından çekiyorum. Beni takip edenlerin merdiven boşluğundan çatıya doğru hızla geldiğini duyuyorum. Kısa bir bakış attıktan sonra saklanacak bir yer olmadığını hemen anlıyorum. Tek seçenek yandaki binanın çatısına atlamak; son bir bakış için hızlıca arkama dönüyorum ve sonra… piksel kaynaklı yapaylık dünyamı kirletiyor ve tüm büyü bozuluyor…

Günümüzün “yıkıcı” yeni teknolojilerini de aşabilecek uzun dönemli etkilere sahip olan sanal gerçeklik, bugüne kadar bildiğimiz kişisel eğlence alışkanlıklarını temelden dönüştürmek üzere. Sanal gerçeklik başlığı takmak, sadece saniyeler içinde kullanıcıyı son derece inandırıcı ve gerçek bir canlı eğlence deneyimi yaşayabileceği yeni bir dünyaya götürüyor.

Geleneksel film eğlencesi izleyiciyi hikâyenin gözlemcisi haline getirirken, günümüzün oyun teknolojisi kullanıcıları aktif katılımcılara dönüştürüyor. Sanal gerçeklik teknolojisi ise, sanal dünyanın aynı fiziksel dünya gibi olduğu hissini yaratarak her şeyi dev bir adımla daha da ileri taşıyor. Ancak bu gerçekliğin başarılması için teknolojinin görünmez, fark edilmez ve algılanamaz olması gerekiyor. Zorlu bir arayüz veya gerçekçi olmayan bir deneyim nedeniyle teknolojinin kendini ele verdiği anda tüm büyü bozuluyor ve bilinçdışı sanal gerçeklik “hissi” yok oluyor.

Bilgisayar işlem gücü, grafik, video ve görüntüleme teknolojilerindeki müthiş gelişme sayesinde sanal gerçeklik teknolojisiyle gerçek hayata benzer capcanlı bir kullanıcı deneyimi yaşatmak artık mümkün. Ancak, burada önemli olan önemli konu yalnızca sanal gerçeklik hissiyatını gerçekleştirmek değil, aynı zamanda bu hissi devam ettirmek olmalı.

Varoluşu Anlamak

Bir önceki konuya dönelim. “Gerçeklik hissini bozmayın” ifadesi, sanal bir ortamda var oluşu gerçekleştirmek için hayati önem taşıyan unsurları anlamayı ve bu faktörlerin bozulmasını önlemek için gerekli olan şeyleri tam olarak bilmeyi gerektiriyor.

Sanal gerçeklik çoğunlukla, “sanal gerçeklik kullanıcısının gerçek görünen ve dolayısıyla gerçek hissettiren simüle edilmiş bir deneyim yaşadığı soyut bir dünyada, fiziksel olarak var olma algısı veya bilinç durumu” olan “immersion” (kullanıcıları kendilerini sanal ortamın içindeymiş gibi hissettirmek) kavramıyla eşdeğer olarak kullanılıyor. Var oluş ise, sanal ortamın gayet inandırıcı bir biçimde gerçeklik duygusunu hissettirdiği ve kullanıcının orada olmadığını bilmesine rağmen oradaymış gibi hissettiği ve gördüğü evre olarak görülür. Kullanıcının gördüğü şeye olan inancı ne kadar fazla olursa, ulaşılan gerçeklik hissi de o kadar güçlü olur.

Sanal gerçekliği inceleyen araştırmacılar sanal gerçeklik var oluşunu kişisel, sosyal ve çevresel olmak üzere üç ana alt-kategoriye ayırıyor. Kişisel varoluş, kullanıcının fiziksel olarak sanal bir dünyada var olduğunu algılaması şeklinde açıklanıyor. Sosyal varoluş, sanal dünya içinde simüle edilmiş diğer varlıklar veya gerçek varlıklarla olan etkileşimi içeriyor. Çevresel varoluş ise, sanal dünyanın sanal gerçeklik kullanıcısının farkına vararak, ona tepki verdiği zaman ortaya çıkan durumu ifade ediyor.

Bugün sanal gerçeklik geliştiricileri, sanal ortama çok çeşitli duyusal girdiler ve kullanıcı-kontrollü veya ayarlı elemanlar eklemek de dahil çok çeşitli teknolojik gelişimlerle, sanal ortamın kullanıcı kontrolleri veya ayarlarına verdiği tepkiye ilişkin hızı ve akışkanlığı artırdılar.

Sanal Gerçeklikte Teknolojinin Rolü

Sanal dünyayı mümkün olan en iyi performans parametreleriyle yaşatmak amacıyla gerçekçi bir sanal-gerçeklik ortamı tasarlamak, çok yüksek düzeyde bilgisayar işlemci gücüne ihtiyaç duyar. Sanal var oluş için kullanılan teknolojilerin sanal ortamı yaratıp sürdürmesi ve sonrasında da uzakta kalıp görünmez olması, yani yaşanan deneyimle tamamen alakasız kalması gerekmektedir.

Daha hızlı grafik işleme, yüksek görüntü çözünürlüğü, düşük gecikme süreleri ve mükemmel görsellik gerektiren sanal gerçeklik teknolojisi, aynı zamanda sanal dünya içindeki işlem gecikme süresi, resim karesi atlama sorunları ile olaylara veya uyarıcılara yavaş yanıt verilmesi gibi durumları da ortadan kaldırmalıdır.

Sanal gerçeklik teknolojisinin asıl hedefi, sanal gerçeklik deneyiminin özünü oluşturan “var oluş” ve son derece önemli olan üç boyutlu keyfin büyüsünü sürdürmektir. Öte yandan, sanal gerçeklik kullanıcıları, deneyimlerini maksimuma çıkarmak için yalnızca tek bir şey istiyor: Teknolojinin varlığını hissetmemek. Bugünün en hızlı kişisel bilgisayarları bunun için uygun; yakında pazara sunulacak olanlar ise mükemmel bir deneyim için daha sağlam bir temel oluşturacak.

Tek seçenek yan binanın çatısına atlamak. Son bir bakış için hızlıca arkama dönüyorum ve atlıyorum. Uçtuğumu hissediyorum. Sonra binanın çatısına yumuşak bir şekilde yuvarlanıyorum. Takipçiler hala arkamda. İleride bir merdiven boşluğu var ve ben rüzgâr gibi koşuyorum…

 
ETİKETLER : 1017