Görüş 30 OCAK 2011 / 18:00

Siber Güvenlik

ULUSAL

Siber_Savas12010 yılında iki kez yapılması planlanıp ikisinde de ertelenmiş olan Ulusal Siber Güvenlik Tatbikatı 25-28 Ocak günleri yapılmış olacak. Bu satırların yazıldığı sıralar (25 Ocak akşamı), ilk günkü saldırılar sonucunda 39 kurumun 35’inin çöktüğünü, resmi olmayan kanallardan öğrendim. Bu yazının yayımlandığında kesin sonuç belli olmuş olacak.
Kurumlarımızın siber güvenlik zaafı olduğu gerçeğinin ortaya çıkması şaşırtıcı olmayacak. Ülkemizde 70 milyon kişinin kimlik bilgileri çalınabilmişti. Antivirüs yazılımlarıyla bilinen AVG, 144 ülkede 127 milyon bilgisayar üzerinden alınan bilgilere göre yaptığı araştırmada Türkiye en riskli ülkeler sıralamasında birinci sırada yer aldı. Symantec’in yaptığı benzer bir araştırmada da ilk onda yer almıştı Türkiye.
Şu anda süregitmekte olan tatbikatların sonuçları malumun ilanı olacak. Önemli olan, sonuçlar belli olduktan sonra, siber güvenlik için yapılacak girişimler ve uygulamalar ile ilgili konular. Bu girişim ve uygulamaları dikkatle izleyeceğiz; fakat, daha baştan en önemli tehlikeyi ve fırsatı vurgulamak gerekir. En büyük tehlike, siber güvenlik adı altında bazı yasaklar, sınırlamalar, sansürler veya kişisel mahremiyet ihlalleri içeren önlemlerin geliştirilip uygulanması ihtimalidir. Bunu önlemek için, siber güvenlik önlemlerini geliştirme süreci denetlenebilmeli ve siyasi irade tarafından manipüle edilmesi mümkün olmamalıdır. Önümüzdeki en önemli fırsat ise işin kolayına kaçıp güvenlik sistemlerini yurtdışından satın almak yerine, yerli sistemler geliştirmeye yönelik bir strateji izlemektir. Böylece, hem ulusal güvenliğimizin anahtarını kendi elimizde tutmak hem de ilgili teknolojilerde ulusal kapasite ve yetenekleri artırmak, bilgi teknolojileri sektörümüzün niteliksel ve niceliksel gelişimini sağlamak mümkün olur.
Siber_Savas2
Türkiye Sanayi Stratejisi
Totoloji, ilginç bir mantık tuzağıdır. Basit bir örnekle açıklayalım. Sürekli maç kaybeden bir futbol takımı bir arama konferansından sonra şöyle bir vizyonla veya amaçla ortaya çıkıyor: “Daha çok gol atacağız, daha az gol yiyeceğiz.” Doğru, kulağa hoş gelen, üzerinde kolayca konsensüs sağlanabilecek olan bu vizyondaki veya amaçtaki tuzak şudur: Birincisi, bunun tersini söylemek zaten mümkün değildir ve anlamsızdır; ikincisi, bu vizyon veya amaç “nasıl” sorusuna ışık tutmayan genel bir dilek niteliğindedir. Dolayısıyla, o dileği gerçekleştirmek için gerekli adımları sıralamak ancak bir “yapılacak işler” listesi ortaya çıkarır.
Sanayi ve Ticaret Bakanı’nın birkaç hafta önce açıkladığı “Türkiye Sanayi Stratejisi”ni incelerken, önümde totolojik bir dilek listesi ve yapılacak işler listesi gördüm; bir “strateji” görmedim. Örneğin, strateji belgesinin vizyon ve amaç kısımlarında yer alan ve birçok yerinde vurgulanan “yüksek katma değerli ve ileri teknolojili ürünlerin üretilebilmesi” konusuna bakalım. Strateji belgesinin “Stratejik Hedefler” başlığı altında, 49. sayfasında şöyle deniyor: “… orta ve yüksek teknolojili sektörlerin (…) ihracat ve üretim payları gibi göstergelerde artış hedeflenmekte olup, stratejinin başarısını ölçmeye ve değerlendirmeye yönelik olarak da, bu tip göstergeler takip edilecektir.” Kimsenin tersini zaten söylemediği ve söyleyemeyeceği, yıllardır ağızlarda sakız olmuş bir dileğin gevşek bir ifadesi ve tipik bir totoloji!
Bir şeyi “arttırmak” stratejik hedef değildir. Örneğin, Ar-Ge ve inovasyon destek ve harcamalarını artırmak sık sık bir “hedef” veya “amaç” hatta bir “strateji” olarak ifade edilir. Son 5 yılda ülkemizdeki Ar-Ge harcamaları katlanarak arttığı halde, ilgili tüm endekslere göre yapılan uluslar arası sıralamalarda çok gerilerde kalmaya veya daha da geriye gitmeye devam ediyoruz. Hedef veya amaç bir şeyi artırmak mı, yoksa bir yere varmak mı?
Dolayısıyla, somut hedefler ve somut öncelikler ortaya koymadan anlamlı bir strateji de belirlenemez. Örneğin, “Şu sektörde (veya üründe) dünya pazar payımızı şimdiki %1 düzeyinden  %5 düzeyine 3 yılda çıkarmak” somut bir hedeftir ve somut olduğu kadar anlamlı bir strateji gerektirir. TBMM’de, Ar-Ge teşvik yasası çıkarken de somut hedef ve strateji ihtiyacını vurgulamıştım; fakat, maalesef sadece “artırmak” gibi gevşek ve totolojik bir dilek ile yetinilmişti.
AB ile süregiden müzakereler sürecinde, ülkemizin bir sanayi politikası ve stratejisi olması gereği, AB tarafından sık sık vurgulanır. Sanıyorum bu ihtiyaca yanıt vermek için hazırlanmış bir strateji belgesi var önümüzde.

KÜRESEL

BoceklerBöcekler ve Sosyal Ağlar

Son çeyrek yüzyılda önce internet üzerinden e-posta iletişimi, sonra Web, sonra Web 2.0 ve sosyal ağlar… Toplumbilimciler bu teknolojik gelişmelerin toplumsal sonuçlarını anlamaya yetişmekte haklı olarak güçlük çekiyorlar; fakat, ilginç çalışmalar da ortaya çıkıyor. Bu ay çıkan “Insect Media: An Archaeology of Animals
and Technology” (Böceklerin Medyası: Hayvanlar ve Teknolojinin Arkeolojisi) başlıklı kitabın yazarı, akademisyen Jussi Parikka şöyle diyor:
“Modern teknik uygarlık sürecimizin bu ağ toplumu kültürü aşamasında ileri teknolojiler ile basit biyolojik hayat formları arasında garip bir ilişkilendirme yapılıyor. Virüs, solucan gibi
kavramlar kullanılıyor.
Bu kitap, biyoloji ile teknoloji arasında görülmekte olan ilişki ve benzerliğe sistematik bir  yaklaşım sunuyor.” Kitabı henüz okumadım, sipariş verdim.
ETİKETLER : Sayı:806