Görüş 09 EYLÜL 2012 / 14:13

ŞİMDİKİ ADIM: KATILIMCILIĞI ÖZÜMSEMEK

ULUSAL

ŞİMDİKİ ADIM: KATILIMCILIĞI ÖZÜMSEMEK

Ulusalİnternetin, katılımcılığın ve demokratik toplumsal baskının gücünü arttıran bir kaldıraç olduğunu batı demokrasilerinde yaşananlarla izliyoruz. Örneğin, toplumsal baskı sonucu ABD Temsilciler Meclisi’nde SOPA ve Senato’sunda PIPA yasa teklifleri rafa kalkarken, Avrupa Parlamentosu’nda da ACTA uluslararası sözleşmesi reddedildi. Oysa, örneğin küresel altında belirttiğim önemli gelişmeler ülkemizde yankı yapmadı. Hükümet önerilerini açıklamadı, STK’lardan da bu yönde bir talep olmadı.
Ülkemizde toplumun bir etki gücü olabilmesi için katılımcılığı özümsemek, gecikmiş bir adım olarak, şimdi önümüzde duruyor.

KÜRESEL

SONRAKİ ADIM: İNTERNETİN YATAY DENETİMİNİ GÜÇLENDİRMEK

İnternet, merkezi ve hiyerarşisi olmayan, dağıtık bir sistem olarak ortaya çıktı, gelişti, yaygınlaştı ve bireyin olduğu kadar toplumun da gücünü müthiş artıran bir kaldıraç durumuna geldi. Bu durum, doğal olarak interneti kumanda ve kontrol altına alma heveslerinin de ortaya çıkmasına neden oldu. Bazı ülkeler güvenlik, ahlak veya ulusal değerler adı altında ideolojik nedenlerle sansüre başvurdu. Diğer bazıları, fikri mülkiyet haklarını korumak adına ticari nedenlerle sınırlamalar getirme çabasına girdi. Fakat, gerek teknolojinin doğası gereği gerekse güçlü karşı kampanyalar nedeniyle ülke bazında yeterince başarılı olunamayınca, özellikle Rusya ve Çin’in savunduğu küresel bir kontrol ve kumanda merkezi arayışı başladı. Ülkemizde de, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım geçtiğimiz Şubat ayında “Sanal dünyanın da bir birleşmiş milletler gücü olması lazım” diyerek, küresel bir güç merkezi istediğini göstermiştir.
Nitekim, tam da Bakan Yıldırım’ın o açıklamayı yaptığı sıralarda, Birleşmiş Milletler’e bağlı, Türkiye dahil 193 ülkenin üyesi olduğu Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin (International Telecommunication Union, kısaca ITU) internetin küresel kontrolünü üstüne almaya yönelik gizli bir çalışma içerisinde olduğu sonradan anlaşıldı. Bu yıl 3-14 Aralık tarihlerinde Dubai’de toplanacak olan ITU Dünya Uluslararası Telekomünikasyon Konferansı’nda (ITU World Conference on International Telecommunications 2012, kısaca WCIT-12), 1990’dan bu yana değişmemiş olan Uluslararası Telekomünikasyon Düzenlemeleri (International Telecommunication Regulations, kısaca ITR) revize edilecek. ITU tarafından gizli sürdürülen yeni ITR çalışmaları içerisinde, interneti kontrol altına almaya yönelik maddeler olduğu söylenti ve itirazlarının çoğalması üzerine, ITU Genel Sekreteri Hamadoun Tourè, böyle bir niyetlerinin olmadığı ve iddiaların “gülünç” olduğu yönünde bir açıklama yaptı. Fakat, bu açıklamadan kısa bir süre sonra, 17 Haziran günü Wall Street Journal gazetesi ITU’nun gizli toplantılarından sızan bilgilere geniş yer verdi. ITU’nun ITR hazırlıkları içerisinde özellikle dikkat çekici ve kaygılandırıcı üç konu vardı: (1) zararsız gibi görünen ama içerik kontrolünü meşrulaştırabilecek genel ve müphem ifadeler; (2) internet adreslerinin dağıtım yetkisi; (3) internet altyapısına sahip telekom şirketlerinin içerik sağlayıcılarından ücret talep etmesi.
ITU’ya internet yönetiminde yetki verme karşıtı açıklamaların AB ve ABD hükümetlerinden ve STK’larından yükselmesi sonucunda ITU, geçtiğimiz ay, konferans hazırlıklarını şeffaf yürütmeye karar vermek zorunda kaldı. Üyesi olduğu ülkelerin de benzer bir şeffaflıkla önerilerini belirlemesini istedi.
İnternetin merkezi ve hiyerarşik bir şekilde kumanda ve kontrol altına alınmasına itiraz etmek yetmiyor. Ne ITU’nun ne devletlerin ne de büyük şirketlerin ağır basamayacağı, paydaşların katılımcı olarak belirleyeceği yatay denetim mekanizmalarının da geliştirilmesi gerekiyor. İşte küreselleşmenin ortaya çıkardığı bu ihtiyaç, internette küresel bağlamdaki sonraki adım olarak hepimizin önünde duruyor.

BİREYSEL

BireyselDAHA SONRAKİ ADIM: ZİHİNSEL SPOR SALONLARI

İnternetin genel olarak insanın, özellikle de çocukların ve gençlerin (“yerlilerin”) zihnine, beynine ve yaşamına etkileri üzerine araştırmalar ve iddialar aldı yürüdü. Tarihte de defalarca görüldüğü gibi, toplumu sarsan hemen her yeni teknoloji, bireyde fantezi geliştirme refleksini tetikler. Dolayısıyla, önceliği ortalama insanın ilgisini çekecek haber yapmak olan medya tarafından bu fantezilere hitap eden iddialar önemsenir ve hemen yansıtılır.
Nicholas Carr’ın The Atlantic dergisindeki 2008 makalesinin başlığı olan “Google bizi aptallaştırıyor mu?” ile başlayan tartışma hala devam ediyor. Eli Parisier arama motorlarının, özellikle politik konularda, bireyi dar görüşlü yaptığını iddia etti. Bu senenin Nisan ayında New York’da, Parisier ve konunun diğer önde gelen isimlerinin katıldığı ve ancak 40 dolarlık biletle girip izlenebilen bir münazaranın yapıldığını daha önce yazmıştım (Sayı 885; 30 Nisan -  6 Mayıs 2012). Diğer bir araştırma kulvarında da, sosyal ağların bireyleri asosyal yaptığı ve yalnızlaştırdığı veya mutsuzlaştırdığı üzerine iddialar ortaya atıldı ve tabii karşı tezler de hemen ileri sürüldü. Hatta, internetin beyni deforme ettiği veya hastalık olarak görülebilecek zihinsel ve ruhsal bozukluklara da neden olduğu yönünde araştırma sonuçları da açıklandı.
Özetle, internetin birey üzerindeki etkilerinin olumsuz olduğu iddiaları ağırlıklı da olsa, bunların güçlü karşı tezleri de var. Sonuçta, bana göre, medya kuramcısı Clay Shirky ile Harvard Psikoloji profesörü Steven Pinker’ın da içinde bulunduğu uzmanların dediği gibi, internet bizde zaten var olan alışkanlıkları ve davranış biçimlerini güçlendirmek dışında fazla bir şey yapmaz.
Bilişsel bilimcilerin deneylerle gösterdiği bir gerçek var ortada: zor olduğu için insanlar düşünmekten mümkün olduğu kadar kaçınır. İnternetin sağladığı olanaklar, erişilmesi kolaylaşan enformasyon çokluğunun yükü ve birçok işi bir arada yapma (multi-tasking) davranışı, zaten var olan derin düşünmek ve analiz çabasından kaçınma eğilimini daha da güçlendirebilir. Zihinsel tembellik artabilir. Tekerleğin icadından bu yana, yaşamı kolaylaştıran her teknoloji benzer bir etki yapmıştır. Örneğin, otomobillerin ve televizyonun yaygınlaşması ile insanda bedensel aktivitenin azaldığını biliyoruz. Bunun olumsuz sağlık sonuçlarını önlemek amacıyla, yürüyerek veya atla bir yerden bir yere gidilebildiği dönemlerde kimsenin düşünemeyeceği spor salonları çıktı ortaya.
Bedenimizdeki kaslara benzer bir şekilde zihinsel “kaslarımız” da ancak belli bir çaba ile geliştiğine göre, şimdi adeta bilim kurgu gibi görülebilecek olan “zihinsel spor salonları” belki de birey için en önemli sonraki adımlardan birisidir. İnternet bir yanda bireyin zihinsel aktivitesini azaltma eğilimini desteklerken, bir yandan da bireye katılımcılık ve iletişim konularında yeni yetkiler, olanaklar ve güçler kazandırıyor. Doğal olarak, bu yeni güçler ile bireyin sorumluluk ve yükümlülükleri de artmakta. Dolayısıyla, bireyin zihinsel gücünü geliştirmesini sağlayacak yaratıcı girişimlerin ortaya çıkması, yarının en önemli konularından biridir, bireysel bağlamda daha sonraki adımdır denebilir.
ETİKETLER : Sayı:887