Görüş 18 EYLÜL 2015 / 15:07

Telekomünikasyon sektöründe entegrasyonun faydaları

Son dönemlerde Türkiye’de telekomünikasyon sektörünün gündemini organizasyonel entegrasyon işgal ediyor. Ancak bu konu, sadece Türkiye’nin değil, pek çok gelişmiş ülkenin de telekomünikasyon gündeminde ilk sırada yer alan bir konu.

*Prof. Dr. Fuat Oğuz

Telekomünikasyon sektöründeki şirketleri organizasyonel entegrasyona yönelten ve birleşmelerin sektörde yeniden gündeme gelmesinin başlıca sebepleri nelerdir?

Sebeplerin belki de en önemlisi; sektördeki hızlı teknolojik gelişmelerin ve değişen tüketici eğilimlerinin, şirketlerin rekabet güçlerini gözden geçirmelerini tetiklemesidir. Dijital içerik ve haberleşmeye olan talep çok boyutlu hale geldikçe; sadece sabit ya da mobil pazarda yer alan firmalar rekabet güçlerini gözden geçirmek durumunda kalırken, aynı anda farklı pazarlarda faaliyet gösterebilen şirketler ise rekabet gücü kazandılar. Bu anlamda entegrasyon ve birleşmelerin, sektördeki rekabeti yeniden işler hale getirmek için bir yöntem olarak tercih edilmeye başlandığını söyleyebilmek mümkündür.

Avrupa’da ilk önemli birleşme, Almanya’da Telefónica’ya ait olan O2 ile KPN’nin E-Plus’ı arasında olmuştur. Nitekim, Alman Başbakanı Angela Merkel’in de desteklediği bu birleşme, Komisyon’un da olumlu bakmasıyla sonuçlanmıştır. Benzer şekilde, Nisan 2014’de Fransa'da Altice grubu SFR’yi Vivendi’den satın almıştır. Bu birleşmenin amacı, SFR’nin 22 milyon düzeyinde olan müşterilerini, kendi kablo şirketi olan Numericable’nin yaklaşık 2 milyon müşterisiyle birleştirmekti. Benzer şekilde, İngiltere’de Hutchison grubunun şirketi Three, O2’yi satın almıştır.

Genel yargıların aksine, sektörde daha önce yaşanan sektörel organizasyon deneyimlerinin etkinlik ve rekabet açısından olumsuz sonuçları olmamıştır. Söz konusu entegrasyon deneyimleri; ilgili ülkelerde rekabeti azaltmadığı gibi, düzenleyici otoritelerin de konuya daha olumlu yaklaşmalarının önünü açmıştır. Bu açıdan, telekomünikasyon sektöründe şirketler arasındaki birleşmelerin önümüzdeki dönemlerde de artarak devam edeceğini öngörebilmek mümkündür.

Organizasyonel entegrasyon ve birleşmeleri gündeme taşıyan bir diğer neden de sabit ve mobil pazarlarda şirket geliri büyümelerinin yavaşlaması ile birlikte, sektördeki yatırımların geri dönüşünün uzaması kaynaklı yavaşlama ivmesidir. Özellikle bu trendler, Avrupa Birliği'nin birleşme ve devralmalara daha olumlu bakmasının da en önemli nedenidir.

Yatırımları artırmanın yolu

Yatırımları artırmanın yolu, şirketlerin entegrasyon ve birleşme yoluyla kapsam ekonomilerinden istifade edebilmelerini sağlamakla mümkündür. Nitekim, sektörde geçmişte farklı kabul edilen ürünlerin gittikçe paket halinde sunulması da şirketlerin kapsam ekonomilerinden yararlanabilmelerinin önünü açmaktadır.

Sektörde yaşanan tüm bu iktisadi ve teknolojik gelişmeler düzenleyici otoriteleri de ekonomik gerçeklikleri kabul etmeye yönlendirmektedir. Bu kapsamda; sektördeki şirketlerin organizasyonel entegrasyon ve birleşme arzularını sadece tekelci olmak ve aşırı kar elde etmek olarak değil, rekabet gücü kazanmak ve yatırımlarını sürdürebilmek olarak değerlendirmek daha doğru bir ekonomik yaklaşım olacaktır.

Şirketleri, rekabet gücü ve yatırımlarını sürdürebilir kılması dışında entegrasyona yönelten bir başka neden ise yatırım maliyetlerini azaltma arayışıdır.  Ekonomik girdilerin daha randımanlı kullanılabilmesi, sektörün daha verimli çalışmasını sağlayacak, ortaya çıkacak surplus yatırımların sürdürülebilir olması, innovasyon ve temel metriklerin örneğin genişbant penetrasyon vb iyileştirilmesine kanalize olacaktır. Bu açılardan entegrasyon düzenleyici otoritelerin temel amaçları için de katalizör olacaktır.

Tüketici tercihlerinin sektördeki değişime etkisi

Tüketiciler, gittikçe artan bir şekilde, telefon, internet, IPTV gibi hizmetleri bir arada almayı tercih etmektedir. Firmalar için de başta üçlü paketler olmak üzere, değişik paketlerde ürünleri beraber satmak, gerek yatırım gerekse tüketici tercihlerini takip edebilmek açısından daha fazla ön plana çıkmaktadır.

Bu anlamda ülkemizde de tüketici ihtiyaçlarını en efektif ve verimli karşılayacak modellerin geliştirilmesi giderek daha da çok önem kazanmaktadır. Şirketlerin entegrasyona giderek ürünleri paket halinde sunabilmesi, kapsam ekonomilerinden yararlanmalarını ve yatırımlarını sürdürebilir yapabilmelerini sağlamaktadır.

Sabit-mobil ikamesi (SMİ) ve paket satış uygulamalarının piyasalarda belirleyici olması nedeniyle, farklı pazarlardaki firmalar rekabet etmek yerine gittikçe daha fazla birbirlerine ihtiyaç duyar hale gelmiştir.  SMİ’nin önemli bir sonucu, ses-veri ve sabit-mobil ayrımlarının ortadan kalkmasıdır. SMİ, her şart ve koşul altında birbirinin yerine geçebilirlik olarak algılanmamalıdır. Sadece tüketici nezdinde sabit ve mobil hizmetlerin birbirinin yerine geçebilir olarak görülmesi ikame açısından yeterlidir. Sabit ve mobil hizmetler arasındaki kalite farklılığı, tek başına söz konusu hizmetlerin farklı pazarlar olarak tanımlanması için yeterli değildir. Nitekim, artan SMİ'ye rağmen yerleşik operatörün sabit pazarda karşılaştığı asimetrik regülasyonlar, mobil pazardaki firmalara aynı pazarda haksız rekabet avantajı sağlamaktadır. Bu anlamda, yerleşik operatörün entegrasyona gitmesi pazarda rekabetin ve etkinliğin yeniden daha adil bir şekilde tesis edilmesi olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye’de son on yılda Türk Telekom’un önce bölünmesi ve son dönemde reorganizasyon ile tekrar, etkinliği grup içinde sağlamaya dönük çabaları, öncelikle SMİ ve paket satış uygulamaları bağlamında değerlendirilmelidir. Benzer bir yeniden yapılanma Turkcell’de de gözlemlenmektedir.

Türkiye’deki entegrasyonlar Avrupa’daki örneklerden farklı

Telekomünikasyon sektöründe gerçekleşen entegrasyonları aynı zamanda kavramsal olarak da incelemek gerekir. Entegrasyon, grup içi birleşme veya devir alma yolu ile birleşme şeklinde olabilmektedir.  Grup içi entegrasyon hukuken bir birleşme veya devralma işlemi değildir. Ekonomik olarak ise, grup içi entegrasyon ile farklı şirketlerin birleşmesi veya devralınmasının arkasında farklı iktisadi teşvik mekanizmaları rol oynamaktadır. Bu iki işlem birbirinden çok farklı olmakla birlikte bazı yayınlarda bunların karıştırıldığı görülmektedir. Piyasadaki bir rakibin satın alınmasıyla, zaten grup içinde yer alan firmaların reorganizasyonu  birbirinden farklı düşünülmelidir. Nitekim, Türkiye’de de Rekabet Kurumu ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun konuya bakışları, böyle bir ayrımın varlığını göstermektedir.

Firmaların kapsam ekonomilerinden istifade etmek ve yatırımları daha etkin hale getirmek için birleşme yarışına girdiği ve devralmaların hızlandığı bir dönemde, zaten aynı grup içinde olan şirketlerin bu kazanımlara daha verimli ve efektif sahip olmak istemeleri doğaldır. Bu nedenle, gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de aynı grup içerisinde yer alan telekomünikasyon şirketlerinin etkinliklerini artırmak için birlikte hareket etmek istemelerini olağan karşılamak gereklidir. Böyle bir davranışın bizatihi kendisinde rekabete aykırılık bulunmamaktadır.

Entegrasyon, şirketlerin ekonomik etkinlikleri açısından gerekliliğe dönüşmüştür

Aynı grup içinde bulunan firmaların bir reorganizasyonla daha bütünleşik bir yapıya geçmeleri, yatırımlarını daha verimli ve sürdürebilir yapabilmelerini sağlamaktadır, bu ise tüketici ihtiyaçlarını daha etkin bir şekilde karşılayacak yenilikçilik sürecini işletecek temel bir öğe ve katalizördür. Bu nedenle; grup şirketlerinin entegrasyon süreçleri konuşulurken, piyasada yatırımların daha iyi koordine edilmesinden kaynaklanan kazançların, ayrıştırma yoluyla ortaya çıkacak rekabetten kazanılması beklenen etkinlik kazançlarından daha fazla olduğu gerçeği her zaman göz önünde tutulmalıdır.

Rekabet Kurumu, konuyla ilgili bir ön araştırmada Türk Telekom’un organizasyonel entegrasyon çabalarında ekonomik etkinliği ön plana çıkaran bir karar vermiştir.[1] Rekabet Kurumu kararında; Türk Telekom’un dikey bütünleşik yapısını güçlendirdiğine dönük iddialara, koordinasyonu artırmaya ve kapsam ekonomilerinden daha iyi faydalanmaya yönelik bir yeniden yapılanmanın rekabet açısından olumlu olduğu ve bir şirketin iç etkinliğini artırmasında rekabet hukukuna aykırı bir durum olmadığını ifade ederek yanıt vermiştir. Bu karar, şirketlerin rekabet ortamına uyum sağlamak için faaliyetlerini koordine etmelerinin, hakim durumu kötüye kullanma sonucunu ortaya çıkarmadığı sürece ekonomik etkinlik açısından olumlu olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Oysa ki, telekomünikasyon firmalarının entegrasyonunda etkinlikten ziyade genellikle entegrasyonun sadece fiyatları artıracağı yanılgısı ön plana çıkarılmaktadır. Örneğin, AB Rekabet Komiseri Margrethe Vestager, bu katı bakışı yansıtan bir görüşe sahiptir. Kendisi son bir yıl içindeki birleşme ve devralmalardaki yaklaşımıyla; rekabeti korumak ile rakibi korumak arasında, ikinciyi tercih eden bir eğilime sahiptir. Bir anlamda; ekonomik değişime karşı olan direnç, piyasaların girişimci ruhu ile regülatif müdahalecilik arasındaki gerilimi ön plana çıkartmaktadır.

Bu noktada vurgulamak gerekir ki, AB Komisyonu’ndaki katı bakış, pazarda yoğunlaşmanın, ya da farklı sahipliklerin birleşmesinin olumsuz yönlerine ağırlık vermektedir. Türkiye’deki durum AB’deki birleşmelerden önemli ölçüde ayrışmaktadır. Türkiye’de Türk Telekom ve Turkcell’in reorganizasyon çabalarının, rekabeti azaltma isteğinden ziyade değişen piyasa koşullarında daha iyi rekabet edebilme çabasından kaynaklandığı gözlemlenmektedir.

[1] RK, 04.11.2014 tarih ve 14-43/789-352 sayılı kararı.

* Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

 
ETİKETLER : 1039