Görüş 25 MART 2012 / 12:09

ULUSAL

“BİLİŞİM ÜSSÜ”(?!)

UlusalGeçen hafta gazetelerde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün “FATİH Türkiye’yi Bilişim Üssü Yapacak” sözünün büyük başlıklarla verildiğini görünce, merak ettim ve Google’da tırnak içerisinde “bilişim üssü” yazarak bir arama yaptım. Yaklaşık 37,200 sonuç bulundu. Bunların içinde defalarca ve farklı tarihlerde “AB’nin bilişim üssü oluyoruz/olacağız” başlıklı olanlar ile, “Erzurum bilişim üssü olma yolunda”,  “Sivas bilişim üssü oluyor”, “Aksaray bilişim üssü”… tür başlıkları olan haberler ve yazılar vardı!
Bu arada geçtiğimiz ay açıklanan BM’nin e-devlet sıralamasında, 2011 yılında 192 ülke içerisinde 80. sıraya düştüğümüz, BSA’nın bulut bilişim mevzuat altyapısı sıralamasında 24 ülke içerisinde 17. sırada olduğumuz gerçekleri ile de karşı karşıyayız. Ayrıca, İnterpromedya Yayın Grubu tarafından düzenlenen ve sonuçları BThaber’in geçen haftaki manşet haberinde özetlenen “Türkiye Yazılım Sektörünün Yurtdışı Açılımı” başlıklı toplantısında yazılım sektörünün önde gelen isimleri de ülkemizde sektörün anlaşılmadığını, ihmal edildiğini ve sahipsiz kaldığını ifade etmişler.
Galiba bu kadar sık ve çok “bilişim üssü” olmamıza nazar değiyor!

BİREYSEL

İNTERNET GENÇ BEYİN İÇİN İYİ Mİ KÖTÜ MÜ?

İnternetin genç beyinler üzerinde etkisi dünyada yoğun bir tartışma konusu. Pew Araştırma Merkezi ile Elon Üniversitesi ortak bir araştırmasında, başlıktaki soruya ışık tutmak amacıyla, konunun uzmanlarından ve paydaşlarından oluşan 1,021 kişiye şu iki aşırı uç iddiadan hangisini doğru buldukları soruldu (İngilizce’den çeviri bana aittir, raporun bir özeti için bkz: http://www.pewinternet.org/Reports/2012/Hyperconnected-lives/Overview.aspx):
A. 2020 yılında, ergen yaştakilerin ve gençlerin aynı anda çok işlem yapabilen (multitasking) beyinleri, 35 yaş üstündekilerden farklı ve daha iyi bir yapıda (wired) olacak. Bilişsel (cognitive) bir yetersizlik sergilemeden, hem kendisi hem de işiyle ilgili işlemler arasında hızlı geçişler ve aynı anda çok sayıda işlemler yapabilecekler. Hatta, kısmen internet sayesinde etkin arama yapabildikleri ve ortak akla (collective intelligence) erişebildikleri için daha çok ve derinlemesine öğrenmeye yatkın olabilecekler. Özetle, gençlerdeki öğrenme davranışlarında ve kavrayışlarında (cognition) oluşan değişikliklerin sonuçları olumlu olacaktır.
B. 2020 yılında, ergen yaştakilerin ve gençlerin aynı anda çok işlem yapabilen (multitasking) beyinleri, 35 yaş üstündekilerden farklı ve daha olumsuz sonuçlar veren bir yapıda (wired) olacak. Enerjilerinin çoğunu sosyal nitelikte kısa mesajlarla eğlenmek amacıyla harcarken, farklı yerlerde olan akılları nedeniyle odaklanamayacakları için, bilgi ve insanlarla derin bir ilişki kuramayacak ve malumat (information) sahibi olamayacaklar. Derinlemesine düşünebilme ve yüz yüze sosyal ilişki becerilerinden yoksun bir şekilde, sağlıksız bir internet ve mobil cihaz bağımlısı olarak ancak işlevsel olabilecekler. Özetle, gençlerdeki davranış ve kavrayış değişikliklerinin sonuçları olumsuz olacaktır.
Yanıtların yüzde 55’i A, yüzde 42’si ise B iddiasının gerçekleşeceğini tahmin etmişler. Bir orta durum sunmadan, yanıtları bu iki aşırı uçtaki iddiadan birisine zorlamanın amacı, yanıt sahibini doyurucu bir açıklama yapmaya motive etmekmiş. Böylece, toplanan görüşlerin analizinden hem 2020 için gerekli becerilerin neler olduğu hem de bunları elde ederek A durumunun doğru çıkmasının gerekleri belirlenebiliyor.
Sonuçların ayrıntılı incelenmesi, yarının beyinlerini eğitim konusunda bugün atılacak her adıma önemli katkılarda bulunacaktır.  Burada sadece en önemli gördüğüm iki sonucu belirteceğim. Birincisi, açıklamaları inceleyen araştırmacılar, yukarıdaki iki iddianın hangisinin doğru olduğuna verilen yanıtların aslında yüzde 55 - yüzde 42 değil,  yüzde 50 - yüzde 50 şeklinde dağıldığı sonucuna varmalarıdır. Yani, iki aşırı uç arasında tam bir belirsizlik var. Bu belirsizliğin kaynağı nedir diye bakıldığında, bana göre en önemli bulgu ortaya çıkıyor: Yukarıdaki iddiaların hangisinin doğru çıkacağını belirleyecek en önemli unsurun eğitim sistemi olduğu üzerinde genel bir görüş birliği var. Bu iki sonucu birleştirecek olursak, A veya B iddiasının hangisinin doğru çıkacağını bilemeyiz; ama, doğru ve bugünkünden tamamen farklı bir eğitim sistemi ile A, bugünkü veya yanlış bir eğitim sistemi ile B iddiası doğru çıkacaktır.
Eğitim sistemi dediğimiz zaman da, müfredat ve öğretmen öne çıkıyor! Oysa, şu anda ülkemizde eğitim ile ilgili atılmak istenen radikal adımlar içerisinde ne müfredat ne de öğretmen öne çıkıyor.

KÜRESEL

KureselGÜÇLER KAVGASI VE TOPLUM

Ocak (Sayı: 856) ve Şubat (Sayı: 860) yazılarım, internet üzerinde süregiden küresel güç kavgası üzerineydi. Bu güç kavgasının interneti sınırlamak isteyen “kötüler” ile özgür kalması için mücadele eden “iyiler” arasında olduğu şeklinde koymak, yanıltıcı bir basitleştirme olur. Bu kavganın içindeki aktörleri ve amaçlarını iyi anlamak, internetin toplum için özgür kalması yönünde mücadele veren STK’lar ve aktivistler için önemli.
Ekonomik boyutta, “Hollywood” diye adlandırabileceğimiz eğlence sektörü, telif hakları ve sanatkarları korumak adına interneti sınırlamak ister. Müthiş para ve lobi gücü ile siyasileri de etkileyen bu sektör, karşısında “Silikon Vadisi” diye adlandırabileceğimiz BT sektörünü buldu. Somut olarak, ABD’deki SOPA ve PIPA yasa tasarıları ve uluslararası ACTA anlaşması karşısında her ne kadar interneti özgür kılmak isteyen toplum örgütlü bir mücadele verdiyse de, esas belirleyici güç “Silikon Vadisi” oldu. Yani, “Silikon Vadisi” karşısında şimdilik “Hollywood” kaybetti.
Siyasi boyutta, totaliter eğilimli yönetimleri olan devletler, farklı görüşlerin daha serbest dolaşabildiği interneti sınırlamak, sansürlemek hatta tamamen kontrol altına almak ister. Bu ülkeleri ikiye ayırabiliriz: Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders) tarafından her yıl listelenen İnternet Düşmanı Ülkeler ile Gözetim Altındaki Ülkeler.  İran gibi İnternet Düşmanı Ülkeler tamamen hükümet kontrolünde bir ulusal internet yaratmak isterken, bunların karşısında mücadele için kullanılacak parasal fonlar ayıran ve programlar geliştiren ABD ve AB’yi görüyoruz. Rusya ve Türkiye gibi Gözetim Altındaki Ülkelerin ise uyguladıkları sınırlamalar, internet teknolojisi karşısında zaten etkisiz kalıyor. Onlar da bunu gördükçe, uluslararası bir merkezi kontrol mekanizması, Binali Yıldırım’ın tabiriyle “İnternet BM”si talep etmeye başladılar. Bunun karşısında ise ABD duruyor. Bu mücadelenin ayrıntılarını Özgür Uçkan “BM İnternet’i Tehdit mi Ediyor” başlığı altında (Sayı: 862) yazdı.
Ekonomik ve siyasi boyutlarda süregiden interneti sınırlamak isteyenler ile özgür kalmasını isteyenler mücadelesi yukarıda özetlenenden çok daha kompleks çıkar ilişkileri içeriyor. İnternetin özgürlüğü için mücadele ediyor görünen “Silikon Vadisi” ile ABD’nin, bunu sadece toplumun internete erişim özgürlüğü için yaptığını sanmak ve bunu beklemek saflık olur.
İnternetin kullanıcı sayısı arttıkça hem çevrimiçi reklam gelirleri hem de kişisel verilerine sahip olduğu tüketiciler artarken, internetin Hollywood veya başka bir güç tarafından sınırlanmasını teknoloji firmaları istemeyecektir. Nitekim, geçen hafta Pew Araştırma Merkezi’nin açıkladığı “Haber Medyasının Durumu 2012” (State of the News Media 2012: stateofthemedia.org) raporuna göre, “Artık haberciliğin geleceğini Google, Amazon, Facebook, Apple gibi teknoloji şirketleri kontrol ediyor.”
Kendi ülkesinde WikiLeaks üzerine sansür uygulayabilen, telif haklarını savunmak veya başka nedenlerle de olsa internete sınırlama getirmeyi gündeminden tamamen düşürmemiş olan ABD’nin de, uluslararası bağlamda internetin üzerinde kendi kontrolünü zayıflatacak bir sınırlamaya veya yetki paylaşımına sıcak bakmaması da küresel  siyasi güç mücadelesinin doğal sonucudur.
Toplum şimdilik bazı güç odakları ile ittifak yapsa da, kendi haber kaynaklarına ve internete kendisi sahip çıkmak zorundadır.
ETİKETLER : Sayı:864