İnsan Kaynakları 11 EKİM 2010 / 18:00

Çok mu yoğunsunuz? O halde bir keyif molası: Hobiler

Hobiler, yoğun iş temposundan kaçış yolu.


Stres çağımızın hastalığı... Klişe olarak görünen bu cümle hayatımızın gerçeği haline gelmiş durumda. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre stres; ‘ruhsal gerilim’ ya da ‘ameliyat şoku, soğuk, coşku vb. etkenlerin organizmada oluşturduğu bozuklukların tümü’ olarak tanımlanıyor. Diğer yandan Doğan Cüceloğlu’nun tanımına göre stres, ‘bireyin fizik ve sosyal çevredeki uyumsuz koşullar nedeniyle bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde harcadığı gayret’ olarak nitelendiriliyor. Ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın stres; yoruyor, başarısızlığa neden olabiliyor, hatta uzun vadede vücudun ciddi hastalıklarla karşı karşıya kalmasına neden olabiliyor.
Yoğun çalışma programı, yetişmesi gereken işler, son teslim tarihleri, tutturulması gereken satış hedefleri ve daha bir sürü faktör söz konusu. Bu paralelde iş dünyası her geçen gün daha rekabetçi hale geliyor. Bu faktörler ister istemez omuzlarımızda birer yük ve stres kaynağı haline geliyor. Bu rekabetçi dünyanın oyuncuları olarak, baskıyla başa çıkabilmenin kendimize göre yöntemlerini bulmak durumundayız. Yani strese yenilmek yerine, onu yönetmemiz gerekiyor.
Aslında bu o kadar da zor değil. Buradaki anahtar kelime hobiler. Sürekli işe dedike şekilde geçirilen zaman aslında başarıyı getirmiyor. Uzmanlara göre bu durum iş vizyonunu daraltabiliyor ve motivasyonu düşürebiliyor. Hobilere eğlence aracı olarak bakmamak gerekiyor. Aslında yapmaktan keyif alınan; kişiyi iş rutininden çıkaran bu uğraşlar işle ilgili süreçlere de daha geniş çerçevede bakmayı; sorunlara saha sağlıklı çözüm bulmayı sağlıyor.
Hobi deyince akla pek çok uğraş gelebilir; spor, koleksiyon, dağcılık, satranç, otomobiller, bahçe işleri, maket yapımı ve daha niceleri. Bu ancak hayal gücüyle sınırlı.
Bilişim dinamizmi aynı zamanda yoğun rekabeti ve beraberinde stresi getiren öncelikli sektörlerden. Peki bilişim sektöründen yöneticilerinin hobileri neler?
Biz sorduk, onlar anlattılar.
Spor ve müzik tutkusu
Bircom CEO’su Burçin Bircanoğlu:
“Üniversite yıllarında ve sonrasında bisiklet hep hayatımdaydı”

Boş zamanlarını spor ve müzikle değerlendirmeyi tercih eden Bircom CEO’su Burçin Bircanoğlu, “Spor deyince kürek, bisiklet sporlarıyla uğraşıyorum. Müzik konusunda da iyi bir dinleyiciyim, amatör bir Audiophile olduğumu söyleyebilirim” diyor.
Kürek sporuna 80’li yıllarda Galatasaray Spor Kulübü’nün Kuruçeşme Ada Tesisleri’nde başlayan Bircanoğlu, o yıllarda İstanbul Boğazı’nda antrenman yaptıklarını ifade ediyor. Bircanoğlu sözlerini şöyle sürdürüyor: “Çok keyifli yıllardı. Fakat bir rahatsızlık geçirerek kürek sporunu bıraktım. Ardından bisikletle ilgilenmeye başladım. Anadolu Bisiklet İhtisas Kulübü’nde bu spora başladım. Üniversite yıllarında ve sonrasında bisiklet hep hayatımdaydı. Ancak yarışlara katılmıyorum. 1997 senesinde geçirdiğim bir motosiklet kazasından sonra sol diz kapağım biraz sorunlu. O yüzden dikkatli olmaya çalışıyorum.
2008 senesinde Bircom kürek takımını oluşturduk ve bu takımla birlikte pek çok yarışlara katıldık. Halen kürek antrenmanlarımızı yapıyoruz. Bu yaz biraz ihmal ettik, ancak çok yakında tekrar tempoya gireceğiz. Ben kürek ve bisiklet sporlarını yaparken kafamdaki pek çok konuyu düşünebiliyorum. Ritm duygusu müzikle çok ilgilenmemle ilişkili olduğumdan mı bilmiyorum bu sporlarda en çok hoşuma giden taraf. Özellikle bisiklet kullanırken müzik dinleyerek çok keyifli saatler geçiriyorum. Tabii bunu yani bisiklette müzik dinlemeyi çok tavsiye etmiyorum tehlikeli olabilir. Kesinlikle yarıyor. Motivasyonumda azalma hissettiğim zamanlar hep sporu ihmal ettiğim zamanlar olduğunu fark ettim. Gerçekten spor benim hayat tempomu hızlandırıyor ve stresle başa çıkma kapasitemi artırıyor.”

“Arkadaş tavsiyesiyle başladı”
Escort Teknoloji Yatırım Genel Müdürü
Hakan Çoruh:
“Hobilerim, stres yönetiminde kesinlikle işe yarıyor”

“İş dışında çok fazla bir şeyle ilgilenmeye zaman bulunamaması her ne kadar alışıldık bir cevap olsa da aslında doğruluk payı her zaman var” diyen Hakan Çoruh, zaman buldukça amatör fotoğrafçılığın ve motorlu model arabalarla ilgilenmenin en sevdiği uğraşlar olduğunu söylüyor. Çoruh hobileri konusunda şunları aktarıyor: “Yaklaşık olarak dört yıldır bu hobilerle uğraşıyorum. Bu hobilerin ikisi de arkadaş tavsiyesi ile başladı. Model araba kullanmak çok nadir gerçekleştirebildiğim bir hobi olsa da fotoğraf için her fırsattan faydalandığımı söyleyebilirim. Hobilerim, stres yönetiminde kesinlikle işe yarıyor. Kendim ya da sevdiklerimle birlikte hobilerimle ilgilenebildiğim zamanlar kesinlikle günlük streslerden uzaklaşarak enerji toplayabiliyorum. Hobilerimin stres yönetimindeki dezavantajı ise hobilere zaman ayıramamak. Sizi, stresten uzaklaştıran bir konuya zaman ayıramamak, sevdiğiniz ve sizi rahatlatan şeylerle yeterince ilgilenememek kendi başına bir stres sebebi olabiliyor.”

Öztürk için hobi
ikinci meslek
IFS Satış ve
Pazarlama Direktörü
ve Yönetim Kurulu Üyesi
Ergin Öztürk:
“Çıkan her iş bir diğerinden daha profesyonel hale
gelmeye başladı”
IFS Satış ve Pazarlama Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ergin Öztürk, hobi olarak görüntü yönetmenliği yapıyor. Yaklaşık 3 buçuk yıldır bu hobiyle uğraşan Öztürk, daha önce uzun yıllar müzikle ilgilendiğini ve gitar çaldığını söylüyor. Bir süre sonra gitar çalmayı bıraktığını ancak müzik ve video klip konusuna ilgisinin sürdüğünü belirten Öztürk, görüntü yönetmenliğine yolculuğunu ise şöyle anlatıyor: “Bir süre sonra kliplerin çekimi ve teknik detaylarına yani görüntü yönetmenliği konusuna eğildim. Önceleri standart tüketici kameralarıyla küçük video klip tarzı çekimler yapmaya başladım. Onları bilgisayarda montajladım ve üzerine efektler ekledim. Ardından bazı arkadaşlarımın özel günleri için birtakım çalışmalar yaptım. Bu şekilde çıkan her iş bir diğerinden daha profesyonel hale gelmeye başladı. Ancak bir noktada bunu ne kadar bilgisayar ortamında yaparsanız yapın, profesyonel çalışmalar gibi olmuyordu. Bu sefer de işin tekniğine yönelmeye başladım. Görüntü yönetmenliği sinema TV okullarında okutulan bir konu. Sinema TV bölümünden mezun olmanız gerekiyor. Ancak benim öyle bir şansım olmadığı için internet bu anlamda imdadıma yetişti. İnternet aracılığıyla konuyla ilgili çok sayıda kitap, CD ve benzeri kaynaklar getirttim. Bu konuda ciddi anlamda zaman harcadım. Bu arada konuyla ilgili Dijital Film Akademi isimli özel bir eğitim kurumuna giderek ders aldım. Görüntü yönetmenliği kursu aldım. İşin tekniğini öğrenmeye başladığınızda, asıl olayın pratikte olduğunu görüyorsunuz. Kursta tanıştığım; müzik klipleri çeken ve bu konuda çok başarılı olan bir hocam vardı. O bizi setlere davet etti. Dolayısıyla setlere gitmeye başladım.”
Setlerde bir şirket yöneticisi olmanın hiç önemi olmadığını; her şeye sıfırdan başlandığını ifade eden Öztürk, “Çay getirip götürmekten ışık taşımaya kadar her türlü işi yapıyorsunuz” diyor.
Bu şekilde çok sayıda sete gittiğini belirten Öztürk, sözlerini şöyle sürdürüyor: “O ortamın bütün mekanizmasını ve oradaki görev dağılımlarını; özetle işi öğrenmeye başladım. Bu arada kendim de kamera kullanmaya başladım. Ardından yavaş yavaş kendim çekim yapmaya başladım. Yurtdışından profesyonel bir kamera aldım. Bu benim için kırılım noktası oldu. Bundan sonra profesyonel çekimler yapmaya ve para kazanmaya başladım. Bu hobi benim için ikinci iş haline geldi. Yüksek Sadakat Grubu’nun ‘Haydi Gel İçelim’; Badem Grubu’nun ‘Bir An İçin’; Özgün’ün ‘Mühür’ ve Feridun Düzağaç’ın ‘Mütemadiyen Ağlıyorum’ parçalarını çektim.”

“Hobiler insanın ruhunu dinlendiriyor”
Öztürk haftasonlarının büyük bir bölümünü bu konuya ayırıyor.
“Bu sayede kafamı dağıtıyorum. Bu benim için
bir tür rahatlama aracı. İşimi çok severek yapıyorum. Ancak iş, onu ne kadar sevseniz de size stres yüklüyor. O stresi boşaltmanın bir yöntemi olması gerekiyor. Bu tarz hobiler insanın ruhunu dinlendiriyor. Bu hobiyle belirli bir süre uğraşıp işe döndüğünüzde kafanız boşalmış oluyor” diyen Öztürk, işin dışında gerçekten çok severek emek verilen bir uğraşın olması gerektiğini vurguluyor.
“Ben resim koleksiyonu hobimle sanki vücudumdaki bu elektriği toprağa aktarmış gibi hissediyorum”
Index Grup CEO’su Erol Bilecik:
“Güzel sanatlar içinde resim benim için ayrıcalıklı bir yere sahip”
Index Grup CEO’su Erol Bilecik, resim koleksiyonu yapıyor. Bilecik; koleksiyonunda genellikle 1900’lü yılların başında doğmuş, Osmanlı döneminde resim eğitimi almış, Cumhuriyet ile kendini olgunlaştırmış ressamların eserlerinin bulunmasından büyük keyif aldığını söylüyor. Aynı zamanda denk düşerse, yeni dönem ressamların eserlerini de toplamaktan büyük keyif alıyor. Resim koleksiyonu yapmaya 1995 yılında aktif bir şekilde başladığını belirten Bilecik, konuyla ilgili sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Gerçi, 1990-95 arasında da resim almaya dönük alışkanlığım vardı. Ne var ki 1995’ten itibaren bende düzenli bir alışkanlık haline geldi. Güzel sanatlar içinde resim benim için ayrıcalıklı bir yere sahip. Resim yapma konusunda en küçük bir yeteneğim olmamasına rağmen resim sanatının sadece bir koleksiyoner olarak içinde olmak ve konuya odaklanmak, kendimi en iyi hissettiğim anlardandır.”
İş hayatıma ilişkin iki tespit yapan Bilecik; “Birincisi, güncel teknoloji dünyasının merkezinde yer alıyoruz. İkincisi ise çok yoğun bir tempoda çalışıyoruz. Bu ikisi, bizim işimizde hem bir zorunluluk hem de bir keyif. Toplamda bakıldığında, değişen teknolojinin gerisinde kalmadan bu teknolojiyi Türkiye ile buluşturmak amacıyla yoğun bir süreçten geçiliyor. Bu da insanları ister istemez bir miktar strese sokuyor; çünkü, adrenalini yüksek olan bir iş yapısı ve temposu söz konusu. Dolayısıyla, bu iş yoğunluğu insanın bünyesinde adeta yüklü bir elektrik oluşturuyor. Ben resim koleksiyonu hobimle sanki vücudumdaki bu elektriği toprağa aktarmış gibi hissediyorum. Bu anlamda, bir sanat eserine bakabilmeyi çok değerli bulduğum gibi, aynı zamanda dinlendirici ve keyifli buluyorum” diyor.

Özgürlük hissini seviyor
Inveon Yönetici Ortağı
Yomi Kastro:
“Günlük olarak hemen hemen tüm ulaşımımı motosikletle gerçekleştiriyorum”

Inveon Yönetici Ortağı Yomi Kastro’nun en büyük hobisi motosikletle gezmek. Yaklaşık 3 yıldır motosikletle gezmeye ilgi duyduğunu belirten Kastro şunları söylüyor: “Günlük olarak hemen hemen tüm ulaşımımı motosikletle gerçekleştiriyorum. Motosiklet ile gezmek ve yeni ülkeler keşfetmek içimdeki motosiklet aşkını körüklüyor. Güney Tayland’ı ve Güney Amerika’nın bir kısmını motosikletle dolaştım. Bir şehri keşfetmenin en güzel yolunun motosikletle gezmek olduğunu düşünüyorum. Özgürlük hissi ve çevreden soyutlanmadan bir parçası olma hissi de motosikletin bir bağımlılık haline dönüşmesine sebep oldu. Ayrıca, motosiklet kullanmayı iş dünyasına benzetiyorum. Yıllarca çok iyi kullansanız bile bir anlık dikkatsizlik hayatınızı tehlikeye atacak bir kazaya yol açabilir. İş hayatında da aynı şekilde, ne kadar tecrübeli ve dikkatli olursanız olsun, bir hata şirketinizin imajını batırabilir. Hobiler, yoğun stresin yaşandığı günümüzde huzur ve mutluluğun kaynağı olarak gösteriliyor. Bunlar geliştirilerek, daha mutlu ve ilgi çekici bir hayata kavuşmak mümkün. Artık kısıtlı olan boş zamanımızı verimli değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Önemli olan, kendime uygun olan hobiyi seçmek ve belirli zamanlarda bunu yaparak günün stresinden ve kafamda dolanan onlarca hatta yüzlerce sorudan biraz uzaklaşmak. Dolayısıyla hobilerime zaman ayırdığımda işimde çok daha zinde ve verimli çalışmaya hazır oluyorum. En önemli iş kararlarımı motosikletle çok keyifli bir yolda gezerken, farklı bir bilinç seviyesindeyken alırım. Özellikle bir toplantıdan çıkıp, başka bir stresli toplantıya motosikletle gidince, bu aradaki süre kafamı toplayıp, her toplantıya beyin olarak yenilenmiş olarak girmemi sağlıyor.”

Uzun soluklu bir tutku
Inveon Yönetici Ortağı Sencer Berrak:
“Uzun mesafeli koşulara katılmamın en büyük nedeni, bitiş çizgisinde aldığım haz ve tatmin duygusu”
Inveon Yönetici Ortağı Sencer Berrak maraton koşuyor. Koşuya olan tutkusunun uzun yıllar öncesine dayandığını
belirten Berrak,
“Son 5 yılda yarı maraton
koşmaya başladım.
Runtalya, Nike Human Race gibi birçok farklı organizasyonlara
katıldım ve dereceler
elde ettim. Sonuçta kaçıncı olduğunun hiç önemi yok. Uzun mesafeli koşulara katılmamın en büyük
nedeni, bitiş çizgisinde aldığım haz ve tatmin duygusu. Bitiş çizgisini geçmek üzerinde aylardır çalıştığınız zorlu bir projeyi başarıyla teslim ettiğiniz
ana çok benziyor”
diyor.

Bir aile geleneği
Inveon Yönetici Ortağı
Emir Alkaş:
“Dedemden gelen yarış atı yetiştiriciliği hobisi beni çok heyecanlandırıyor”
Inveon Yönetici Ortağı Emir Alkaş aile geleneği olan yarış atı yetiştiriciliğiyle ilgileniyor. Alkaş konuyla ilgili şunları söylüyor: “Yarış atı yetiştiriciliğine ilgim küçüklüğümde başladı artarak devam etti. Dedemden gelen yarış atı yetiştiriciliği hobisi beni çok heyecanlandırıyor. Hem bu geleneği devam ettirmek, hem de keyif almak için bu hobiyi seçtim. Ayrıca, atlarla zaman geçirmek beni çok rahatlatıyor.”

“Hobilerimle uğraşırken her şey geride kalıyor”
Markafoni Kurucu Ortağı Sina Afra:
“18 farklı ülkeden 200’e yakın kitabım var”

İki hobisi olduğunu belirten Markafoni Kurucu Ortağı Sina Afra, bunları dalmak ve Cumhuriyet’in kuruluşu zamanında yabancılar tarafından yazılmış kitapları toplamak olarak sıralıyor. Dalmaya ufak yaşta başladığını belirten Afra, şunları söylüyor: “Ailem Heybeliadalı. Sonra dalmaya diğer su sporları eklendi. Ancak, yapmaya zaman bulduğumda içlerinde bana hala en çok zevk veren, dalgıçlık. Denizle iç içe olmayı seviyorum.
Kitap koleksiyonuma ise bundan on yıl önce başladım. Şimdi evimdeki kütüphanede muhafaza ettiğim, 18 farklı ülkeden 200’e yakın kitabım var. Bunlardan en ilgincinin Arjantinli bir yazar tarafından kaleme alınmış, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını anlatan bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitapları genelde eBay’den alıyorum.”
Denizin içinde olduğu zaman gündemindeki işleri geride bıraktığını ve stresinin kaybolduğunu ifade eden Afra, “Hatta vücudum buna şartlanmış gibi sanki. Ama denizden çıkınca bütün sorumluluklarım, yapılması gerekenler, kısacası kafamı meşgul eden her şey tekrar aklıma geliyor. Kitap koleksiyonum da beni başka bir zamana götürüyor. Yine bir şekilde bugünün sorunlarından kısa süreliğine de olsa uzaklaşmış oluyorum. Bir de Türkiye’nin önemli bir dönemini dışarıdan bir gözle anlatan bu kitaplar, olaylara farklı bir perspektiften yaklaşabilmenin önemini bana hatırlatıyor. Bu da iş hayatında çok değerli bir şey” diyor.

“Yaşadığım her ülkedeki en yüksek dağa tırmanıyorum”
Nokia Türkiye Genel Müdürü Conor Pierce:
“Macerayı seviyorum ve ekstrem sporlardan hoşlanıyorum”

Nokia Türkiye Genel Müdürü Conor Pierce boş zamanlarında dağcılık yapıyor. 20 yıldır bu hobiyle uğraştığını belirten Pierce, “Macerayı seviyorum ve ekstrem sporlardan hoşlanıyorum. Ayrıca doğayı ve fotoğraf çekmeyi de seviyorum. Bütün bunların birleşimini dağcılıkta bulduğum için bu hobimi sürdürüyorum. Yaşadığım her ülkedeki en yüksek dağa tırmanıyorum. Bugüne kadar İran’da bulunan Damavand Dağı ve Tanzanya’daki Klimanjaro Dağı’nın yanı sıra Güney Amerika’da, Moğolistan’da ve Vietnam’da da tırmandım, Şubat ayında da Ağrı Dağı’na tırmanmayı planlıyorum” diyor. Pierce sözlerini şöyle sürdürüyor: “Dağcılıkta doğayla başbaşa kalmanın, doğanın zorluklarına insan gücüyle ve zekâsıyla karşı koymaya çalışmanın insanın hayata bakış açısını ve hayattaki gücünü etkilediğini düşünüyorum. İş yaşamında sizi stresle karşılaştıran her şeyden uzak olmanız da aslında rahatlamanız, kafanızı ve vücudunuzu bambaşka şeylerle uğraştırarak dinlenmenizi sağlıyor.
Ayrıca dağcılık bir ekip işi. Bir parkur sırasında birlikte olduğunuz ekiple edindiğiniz deneyim iş yaşamınız açısından da yönlendirici olabiliyor.”

Pembe domates merakı
Nokta Kurucu Ortak ve Platformlar Direktörü Çağatay Karabulut:
“Hayat ve iş hayatı ile ilgili pembe domateslerden öğrenecek çok şey var”

Nokta Kurucu Ortak ve Platformlar Direktörü Çağatay Karabulut’un hobisi pembe domatesler. “Pembe domates diye bir hobi olur mu demeyin” diyen Karabulut bu hobiye nasıl başladığına dair sözlerini şöyle sürdürüyor: “Şu an internette Pembe Domates Ağı adlı bir grubumuz var ve bu grup bir sivil toplum hareketi halini almış durumda. Çocukluğum Gökçeada’da geçti. 70’lerden 80’lere kadar Gökçeada’da bulundum. Bu tarihlerde ada haliyle gözlerden uzak, Türkiye’nin en batı ucu durumundaydı. Adada hala az da olsa adanın eski Rum nüfusu yaşamaktaydı. Bu Rumlardan biri de Cano. Barba Cano derdik. Eşeği ile her akşam üzeri gelir sebze satardı. Bademli köy var, eski Rum köyü. Oradaydı bahçesi. Ben de o zamanlar tanıştım pembe domateslerle. Bir tanesi 1 kilo gelirdi. Tabii o zaman hobiden öte ekmek arasında peynirle beraber yenen bir şeydi domates. Yıllar sonra Ankara’ya yerleştim. Yazları hala önemli zamanlarını geçiren aileme sordum ve bana pembe domates tohumu temin ettiler. Evimizin bahçesinde küçük bir alanda denemeler yapmak isterken internette “Pembe Domates Ağı”na rastladım. Baktım bayağı ciddi ciddi bu kültür yaygınlaşmış. Hem gem bilimsel yöntemlerin hem de geleneksel yöntemlerin, bilginin ve tabii Türkiye’nin her yöresinden tohumların paylaşıldığı bir ortam.”
Karabulut başlangıçta pembe domates yetiştirmeyi önce hobi olarak seçmemiş. Sadece bu çok özlediği tadı bulabilmek, kendisi yaratabilmek merakıyla kolları sıvamış. Karabulut’a göre tohumları geldikten sonra girdiği süreç kendisini içine çekmiş ve bırakmamış. “Tohumları ekmek, birkaç gün topraktan fışkırmalarını beklemek, daha sonra nazikçe daha geniş kaplara almak, burada büyümelerini izlemek... İlk çiçekleri sonra tozlanma süreçleri ve fındık büyüklüğünden kilolara giden kavuniçi pembe arası meyveyi her gün gidip incelemek, sonra tohumları alıp ertesi sene her şeye tekrar, baştan başlamak. Stres ile beraber aslında hayat ve iş hayatı ile ilgili pembe domateslerden öğrenecek çok şey var. Bir kere, toprak ile uğraşan her kişinin sahip olması gereken meziyetleriniz gelişiyor. Bol araştırma, sabır, bir çocuk ile ilgilenir gibi ilgilenmeniz gerekiyor” diyen Karabulut, dolayısıyla güne az da olsa bunlardan katıldığında, strese sebep olan konulara karşı olumlu etkilerin hemen görüldüğünü söylüyor.
27 yıllık koleksiyon tutkusu
Software AG Türkiye Genel Müdürü Yüce Erim:
“İyi bir koleksiyoncuyum”
İyi bir koleksiyoncu olduğunu söyleyen Software AG Türkiye Genel Müdürü Yüce Erim, hobisiyle ilgili şunları söylüyor: “Kağıt para, eski mekanik hesap makinesi, köstekli saat, yağlıboya tablo, sarık maşası gibi koleksiyonlarımın yanı sıra çok keyifli olan bir tanesi, çok özenle oluşturmaya başladığım kurşun asker koleksiyonum. Yoğun çalışan her insan veya yönetici gibi, iş yaşamının girdaplarına yakalanma riskini yok etmek amacıyla hobi alanları yaratmaya çok erken başladım. Koleksiyon tutkum ise 1983 yılında başladı. Annemin bir kitabının arasında sakladığı çil paralar dikkatimi çekti ve ben de koleksiyonculuğa Cumhuriyet dönemi paralarıyla başladım. Son 10 yıldır da kurşun asker koleksiyonu yapıyorum.
Küçüklüğümden beri biriktirmeyi severim, kolay kolay bir şeyi atamam. Kurşun asker koleksiyonculuğu da bana çok büyük keyif veriyor; çünkü, sonu yok. İstediğiniz kadar satın alıp koleksiyonunuzu çeşitlendirmeye devam edebiliyorsunuz. Bu nedenle, seyahatlerimden önce gideceğim bölgedeki kurşun asker satıcılarını mutlaka araştırırım. Kurşun askerlerin en büyük özelliği, savaşı, kavgayı ve düşmanlığı insan boyutlarına göre çok küçük ölçülere indiriyor olmaları. Artistik ve konfigüratif özellikleri bir yana, ressamının bütün yeteneğini taşıyabilecek bir görselliğe de sahip olduklarını düşünüyorum.
Bahçemin ihtiyacı için kompost üretimi yapacak kadar bahçe merakım olmasına, tuttuğum futbol takımının yurtdışı deplasman maçlarına gidecek kadar takım sevdalısı olmama, veteran tenis turnuvalarının müdavimi olacak kadar tenissever olmama rağmen, sanırım, en çok stres attıran, yaşam damarım diyebileceğim koleksiyon merakım.”

Tenis oynamayı seviyor
Trend Micro Akdeniz Ülkeleri Pazarlama Müdürü Sibel Yılmaz:
“Bazen keşke çok erken başlasaydım ve tenisi profesyonel olarak yapsaydım diye düşündüğüm çok oldu”

Tenis oynamayı çok sevdiğini belirten Trend Micro Akdeniz Ülkeleri Pazarlama Müdürü Sibel Yılmaz, “Üniversite yıllarımda Boğaziçi yurdunun penceresinden tenis kortu görülüyordu ve ben oynayanları seyrederken çok keyif alarak “Ben de bunu yapmalıyım” diye düşünmüştüm. Sonra gidip raket ve top aldım. Yurdun yanındaki duvarda kendi kendime top çevirmeye başladım. Asıl bu hobiyi ciddi teknik derslerle hayata geçirmem, ilk kızımın doğumundan sonra, yani 2000 yılında oldu. Bir ara kendimi öyle bir kaptırmıştım ki bütün büyük turnuvaları izleyip yöntem kapmaya çalışıyordum. Bazen keşke çok erken başlasaydım ve tenisi profesyonel olarak yapsaydım diye düşündüğüm çok oldu” diyor.
Tenisin hem bir spor hem de bir strateji oyunu olduğunu ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hem bedeninizi hem de beyninizi kullanıyorsunuz. Sonuç odaklı bir kişi olduğum için maçlarda kazanma ve kaybetme olgusu beni çok motive ediyor ve dinç tutuyor. Ben, birçok maçta teknik olarak benden çok daha iyi oynayan arkadaşlarımı strateji geliştirerek yenmişimdir. Bu da beni çok mutlu ediyor. Ayrıca, sosyal çevreniz de genişliyor ve sizin gibi tenis delisi kişilerle tanışma şansınız oluyor. Ek olarak, stres atmak için süper bir yöntem. Topa her vurduğunuzda stresinizi azaltmış oluyorsunuz.
Ben özellikle hem iş hem de çocuk yetiştirme konusundaki stresi yenmede tenisin çok faydasını gördüğümü söyleyebilirim.”
Tekne aşkı
XING Türkiye Ülke Müdürü Hakan Gönenli:
“Deniz ayrıca insanı olgunlaştırır. Olaylara sükunetle yaklaşmayı ve sabırlı olmayı öğretir”

XING Türkiye Ülke Müdürü Hakan Gönenli, “Hobim kısaca deniz diyebilirim” diyor ve bunu şöyle açıklıyor: “Uzun bir süre dalış ve sualtı fotoğrafçılığı yaptım. Sonrasında ise yelkene merak saldım ve yelken aşkı ağır bastı. Uzun bir süredir yelken sporuyla uğraşıyor ve yarışlara katılıyorum.”
Uzun zaman önce bir tekne hayali kurmaya başladığını belirten Gönünli, bunun başlangıçta biraz uzak bir hayal olduğunu; fakat gitgide yakınlaştığını ve ciddi olarak bir tekne aramaya başladığını söylüyor. Gönenliye göre eğer yenisini almayacaksanız, istediğiniz gibi bir tekne bulmak kolay değil. Gönenli hayalindeki tekneyi alışını ise şöyle aktarıyor: “Bütçenize uygun olan bir tekne yaşlı olabiliyor, yaşı genç olan da sizin bütçenize uymayabiliyor. Yaklaşık bir yıl boyunca haftada birkaç akşam düzenli olarak yerli ve yabancı web sitelerini takip ettim. Sonunda bir gece aradığım gibi bir tekne buldum, sabah sahibini aradım, daha tekneyi görmeden öğleye doğru kaparoyu yatırmıştım bile. Türkiye’deki bütün deniz sevdalıları gibi ben de açık denize Sadun Boro sayesinde merak saldım. Özellikle onun dünya turunu anlattığı Pupa Yelken adlı eseri uzun bir süre başucu kitabım oldu, defalarca okudum. Akşamları günün yorgunluğunu atmak ve hayallere dalmak için rastgele bir sayfasını açıp sayfalarca tekrar okurdum.”

“İdareli olmayı öğreniyorsunuz”
Denizin hayatına kattıklarını anlatan Gönenli, bakın neler diyor: “Deniz, insanı hem zihnen hem de bedenen her zaman dinç tutar. Yelken yaparken, tek bir şeye konsantre olduğunuz için günlük yaşamın stresinden ve can sıkıcı detaylarından uzaklaşırsınız. Sürekli hareket halinde olduğunuz için, yorulsanız bile vücudunuz dinç kalır. Deniz ayrıca insanı olgunlaştırır. Olaylara sükunetle yaklaşmayı ve sabırlı olmayı öğretir. Özellikle uzun seyirlerde ve hele de kötü havaya yakalanmışsanız , kötü havadan kazasız belasız çıkmak için dikkatinizi toplamaya, sükunete ve sabra ihtiyacınız olur. Üstelik denizde bazen o kadar kötü durumlarla karşılaşırsınız ki bazıları sizin canınıza bile mal olabilir. Bu tür durumlarla karşılaşan birisi bir süre sonra günlük yaşamda canımızı sıkan konuların aslında o kadar da önemli olmadığını görüyor. Tabiri caizse denizciler zamanla eriyorlar. Tabii bir de idareli olmayı öğreniyorsunuz. Uzun seyirdeyken yakıt, su ve diğer ikmal malzemeleri tekneden kaynaklanan yer kısıtlamasından dolayı çok fazla miktarda olamıyor, dolayısıyla bütün bu malzemeleri idareli kullanmak durumundasınız.
Bir de başınıza gelebilecek zor durumlar için mutlaka bir kısım malzemeyi
yedekte tutmanız gerekiyor. Bir süre sonra bunları yaparken
aslında şunu fark ediyorsunuz; bunun için ekstradan kafa yormanız gerekmiyor, zaten bilinç altınıza işlediği için olağan bir davranış biçimi haline geliyor. Bir anlamda şartlanıyorsunuz.
Örneğin yine farkında olmadan, bunların avantajlarından iş
yaşamımda “kaynakların optimum kullanımı” konusunda faydalandığımı fark ediyorum.”

“Evim, yıllardır biriktirdiğim bu çizgi romanlarla doldu”
Yemeksepeti.com CEO’su Nevzat Aydın:
“Tam bir çizgi roman tutkunuyum”

“Tam bir çizgi roman tutkunuyum” diyen Yemeksepeti.com CEO’su Nevzat Aydın, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Özellikle İtalyan çizgi romanlarını seviyorum. Renkli kuşe kağıda basılı Amerikan çizgi romanlarını ise tercih etmiyorum, açıkçası onlarda diğer çizgi romanlardaki ruhu göremiyorum. Benim için çizgi romanın karşılığı Zagor, Mister No ve Martin Mystere gibi siyah-beyaz basılanlar. Favorim ise Zagor. 19 yıldır hiçbir sayısını kaçırmadım, eski sayıları da sahaflardan ve koleksiyonerlerden topluyorum.”
6 yaşımdan beri çizgi roman tutkusunun devam ettiğini ifade eden Aydın, çizgi romanların her sayısından mutlaka iki tane alıyor. Hatta bu çiftten bir tanesini yıpranmaması için poşetinden bile çıkarmadığını belirten Aydın, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yurtdışına çıktığım zamanlarda bulduğum çizgi romanları da mutlaka satın alırım. Evim, yıllardır biriktirdiğim bu çizgi romanlarla doldu. Ben de çözümü, neredeyse tamamını Bursa’da bir depoya koymakta buldum. Tüm çizgi roman koleksiyonumu yıpranmamaları için hava geçirmeyen özel paketlerde saklıyorum. Okul öncesi dönemde inanılmaz bir okumayı öğrenme isteğim vardı. Evdeki kitaplar o yaşlar için ağır geldiğinden çizgi romanlar ilgimi çekti. Okumayı çizgi romanlar sayesinde öğrendim diyebilirim. Günümüzdeki çoğu insan gibi yoğun ve stresli bir iş hayatına sahibim. Kendime ayırdığım vakitlerde beni dinlendirecek, eğlendirecek hobilerle zaman geçirmek çok keyifli oluyor. Benim için bunlardan en önemlisi çizgi romanlar. Bu tutkum hem günün stresini atmamı hem de dinlenmemi sağlıyor.”
ETİKETLER : Sayı:791