e-toplum Kamu 21 ŞUBAT 2016 / 14:00

Sadece Ar-Ge tek başına yeterli değil

Türkiye’de Ar-Ge için yatırım yapılıyor ama ürün ve hizmete dönüştürmede sıkıntılar yaşanıyor.

Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin ve dünyanın en önemli üniversitelerinden birisi olan ODTÜ ve bünyesinde bulunan merkezleri ve Teknokent’i ziyaret ettik. Aslında bir nevi yıllardır duyduğumuz Ar-Ge çalışmalarını, bu çalışmaların sonuçlarını, teknokentlerdeki durumu, şu ana kadar neler yapıldığını, neler yapılması gerektiğini en üst düzey yöneticilerden duyma fırsatını yakaladık. Ayrıca Türkiye’deki üniversitelerin durumu ve yapılması gerekenler konusunda ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar’ı da dinledik.

Üniversite merkezleri, YÖK tarafından onaylı birimler ve üniversite bünyesinde fakülteler ve enstitüler dışında faaliyet gösteriyorlar. Bu merkezler fiziksel olarak da ayrı binalarda faaliyetlerini yürütüyorlar. ODTÜ’deki merkezler yurtdışındaki benzerleri ile kıyaslandığında oldukça ileri seviyelerde yer alıyor. Mikro Elektro Mekanik Sistemler (MEMS) Merkezi, Güneş Enerjisi Araştırma Merkezi (GÜNAM), Rüzgar Enerjisi Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (RÜZGEM), Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Mükemmeliyet Merkezi (BIOMATEN), ODTÜ’de teknoloji geliştiren merkezler arasında yer alıyor. Bu merkezlerde ısıya duyarlı kameralardan çiplere, biyomedikal cihazlara kadar birçok ürün ve teknoloji geliştiriliyor, araştırma faaliyetleri yürütülüyor. Bu merkezlerin hepsinin en büyük amacı yurtdışından ithal edilen ürün ve teknolojilerin Türkiye’de üretilmesi ve geliştirilmesi, böylelikle Türkiye ekonomisine katkıda bulunmak. Bu konuda oldukça önemli yollar kat edilmiş. Örneğin şu an yurtdışından ithal edilerek özellikle savunma sanayisinde kullanılan termal ve kızıl ötesi kameralar bu merkezlerde geliştirilmiş ve kullanıma hazır. Yine bu merkezlerde geliştirilmiş, patenti alınmış yapay kornea, yapay menisküs gibi biyomedikal protezler de mevcut. Bu merkezlerde geliştirilmiş, ürün haline gelmiş ve projelerde yer almayı bekleyen birçok teknoloji ve ürün bulunuyor. Bunların hepsini burada anlatmak ne yazık ki mümkün değil.

Geliştirilen ürün ve teknolojilerin ticarileştirilebilmesi için destek bekleniyor

Türkiye’de son yıllarda Ar-Ge konusunda çok önemli gelişmeler elde edildi. Geçtiğimiz yıl TÜİK tarafından araştırmaya göre, kamu kuruluşları, vakıf üniversiteleri ve ticari sektördeki anket sonuçları ile devlet üniversitelerinin bütçe ve personel dökümlerine dayalı olarak yapılan hesaplamalara göre Türkiye’de gayrisafi yurtiçi Ar-Ge harcaması 2013 yılına göre yüzde 18,8 artarak 17 milyar 598 milyon TL oldu. 2013 yılında yüzde 0,95 olan gayrisafi yurtiçi Ar-Ge harcaması 2014 yılında yüzde 1,01’e yükseldi. Fakat sadece Ar-Ge faaliyetleri tek başına yeterli olmuyor. Bu faaliyetler sonucunda ortaya çıkan ürün ve teknolojilerin ürün ve hizmetlere dönüştürülmesi gerekiyor. Bu noktada üniversite merkezleri devlet ve özel sektörden destek bekliyor. Bu merkezlerde geliştirilen ve şu an yurtdışından ithal edilen birçok ürün ve teknoloji bulunuyor.

Yurtdışına açılan kapı ODTÜ TEKNOKENT

Türkiye’nin uluslararası arenada rekabet gücünü artıracak teknolojileri geliştiren ve üreten şirketlere, araştırmacılara ve akademisyenlere çağdaş alt ve üst yapı olanakları sunmak amacını güden ODTÜ TEKNOKENT’te 320’nin üzerinde şirket yer alıyor. Bu şirketlerde çalışanların yüzde 90’ının üniversite, doktora veya yüksek lisans mezunu olduğu 5000’den fazla kişi çalışıyor. 2015 yılı Haziran ayı sonu itibariyle faaliyet gösteren şirketlerin yüzde 49’u yazılım ve bilişim, yüzde 21’i elektronik, yüzde 15’i makine ve tasarım, yüzde 5’i enerji, yüzde 4’ü medikal teknolojiler ve kalan yüzde 6’sı tarım, gıda, uzay ve havacılık, otomotiv gibi alanlarda araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütüyorlar. ODTÜ TEKNOKENT bünyesinde hem yurtiçinden hem de yurtdışından yatırım almış birçok şirket bulunuyor. Geliştirilen teknolojilerin ve girişimlerin ticarileşmesini hızlandırmak için 2013 yılında TeknoJUMP programı hayata geçirilmiş. 2014 yılında Washington’da savunma sanayi odaklı, 2015 yılında ise Malezya’da BT odaklı iş geliştirme ofisleri açılmış. 2015 yılında ise San Franciso’da T-Jump Hızlandırma Merkezi faaliyete geçmiş. Bu merkezler TEKNOKENT bünyesindeki irili ufaklı birçok şirketin dünyaya açılan kapıları olmuş.
 
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar: Yükseköğretimde kalite sorunu devam ediyor

Yükseköğretim Kanununda, lisans ve ön lisans eğitimi yapan üniversite anlayışı öne çıkıyor. Araştırma ve lisansüstü eğitim ağırlıklı üniversitelerin gelişmesi ve başarısı önünde ciddi engeller var. Son yıllarda devlet üniversitesi ve öğrenci sayılarındaki artış kadar bütçeler artmadı. Yükseköğretimde kalite sorunu devam ediyor. Üniversite mezunlarının işsizlik oranı da çok yüksek. Türkiye’de devlet üniversitelerine ayrılan kadro ve kaynaklarda üniversiteler arasında belirgin bir farklılık gözetilmiyor. Lisansüstü eğitim veren, öğretim üyesi ve sanayi için araştırmacı yetiştiren, bilgi üreten, bilgi transferi yapan, teknoloji geliştiren üniversiteler için çok da tutarlı bir vizyon yok. Uluslararası düzeyde eğitim-araştırma yapacak, Türkiye’ye rekabet gücü sağlayacak teknolojileri geliştirecek, inovasyon süreçlerinde rol oynayacak üniversitelere yönelik tutarlı ve kapsayıcı politikalara ihtiyaç var.

Özlük hakları yeterli düzeyde değil”

Dünya ölçeğinde başarılı üniversite yaratmanın, J. Salmi’nin söylediği gibi,  3 temel gereği var. Birincisi “nitelikli insan gücü”, ikincisi “yeterli maddi kaynaklar”, üçüncüsü ise “iyi yönetim”. Şu anda devlet üniversitelerinde çalışan akademisyenlerin ve idari personelin özlük hakları hiç yeterli düzeyde değil. Bugün, devlet üniversitelerinde yardımcı doçent olarak çalışmaya başlayan, dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim almış akademisyenlere verilen maaş dört bin lira civarında; vakıf üniversitelerinde ve sanayide bu rakam rahatlıkla 8-10 bin liraya kadar çıkabiliyor. Ücretler açısından devlet üniversitelerinin, vakıf üniversitelerine ve özel sektöre göre dezavantajlı olduğu ortada. Nitelikli öğretim elemanı çekmekte bizim esas avantajımız, ODTÜ isminin itibarı ve çalışma ortamının cazibesidir. Özgür ortamın ve liyakata dayalı kurum kültürünün ODTÜ’yü cazip kıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir diğer avantajımız ise, genç öğretim üyelerimize verdiğimiz mesleki destek ve kendilerini geliştirmeleri için sağladığımız çalışma ortamı. ODTÜ’de görev yapan bir öğretim üyesi rahatlıkla “Ben, ODTÜ’de kendimi geliştirebilirim, alanımda dünyanın sayılı kişilerden biri olabilirim.” diyebiliyor.

“Üniversite ve sanayinin birbirini tamamlaması gerekir”
 
Ulusal inovasyon sistemi içerisinde araştırma üniversitesinin konumu bellidir. Bir yenilik fikrinin ürüne dönüşüp nihai kullanıcıya ulaştığı noktaya kadar olan süreçte, üniversitenin ve sanayinin birbirini tamamlaması gerekir. Üniversitenin bilgi birikiminin sanayiye aktarılmasında, sanayinin üniversitenin bünyesindeki bilgi birikimini inovasyona dönüştürmesinde sorunlar yaşanıyor. Üniversite bünyesinde yürütülen bilimsel araştırmalar, çoğu durumda sanayinin gündemiyle, ihtiyaçlarıyla örtüşmüyor. Bunun için, son yıllarda sanayiyle birlikte araştırma yapmaya özen gösteriyoruz. Sanayinin ihtiyacına göre araştırma yapılırsa, bilgi aktarımı çok daha hızlı oluyor. Dolayısıyla, sanayiyle üniversitenin ortak hareket etmesi ve el sıkışması gerekiyor. Bu nedenle, ODTÜ olarak San-Tez gibi programların geliştirilmesine öncülük ettik. Ülke olarak verimlilik bazında rekabet eden bir ülke konumundan, inovasyon bazında rekabet eden bir ülke konumuna geçmeye çalışıyoruz. Bu anlamda, sanayiyle stratejik, yani uzun soluklu ve geniş kapsamlı, işbirliklerine ihtiyaç var. Büyük sanayi kuruluşlarıyla veya sektör şemsiye kuruluşlarıyla üniversiteler arasında sürekliliği sağlanan, uzun vadeli vizyona sahip işbirliklerinin desteklendiği ulusal sistemleri geliştirmemiz gerekiyor.