Mektup 21 MART 2011 / 23:16

Mektubunuz var

Merhaba,
Bu hafta içim kıpır kıpır, yağışlı ve kapalı havanın ardından güneşi görünce bir bahar sarhoşluğu başladı hemen. İnsan açık havada yürüyüş yapmak, bir kır gazinosunda elinde kitap çayını yudumlamak istiyor. Sen de değil mi? Haftasonu açık hava planları yapabileceğiz artık belki seninle de görüşürüz.
Bu hafta gözüme ilginç bir yazı ilişti. Biliyor musun dünyanın ilk dizel binek otomobili tam 75 yaşında imiş. İlk seri üretim dizel binek otomobili olan Mercedes-Benz 260 D, 1936’da Berlin Otomobil Fuarı’nda ilk defa görücüye çıkmış. Zaman tüneli diye tam buna denir işte. Bildiğin gibi Azot Oksit emisyonlarının yarıdan fazla düşürülmesi gerektiği anlamına gelen Euro 5’ten Euro 6 emisyon standardına geçişle birlikte son yıllarda yakıt tüketimini düşürme hedefleri de daha sıkı hale geldi. Bosch yetkililerine göre 2015’te dizelle çalışan bir otomobilin 100 kilometre sürmek için sadece 3,6 litre yakıt tüketeceği belirtiliyor. Bu, 2009 standart bir dizel modelin kullandığından yüzde 30 daha az yakıt anlamına geliyor. Hibritleşme ile dizel motorların yakıt tüketiminin yüzde 40’a kadar azalacağı düşünülüyor. Duydun mu bilmiyorum ama ilk Bosch donanımlı dizel hibritin de bu yıl içinde PSA Peugeot Citroën’de seri üretime girmesi planlanıyormuş. Çevre demişken sonunda çevreci fare de üretilmiş. Hep ilklerden bahsediyor gibi oldum ama Fujitsu da doğada yüzde yüz çözünebilir bir fare üretmiş. Çevreci fare, geri dönüşebilen maddelerden ve hiç plastik kullanılmadan üretilmiş.
Aklımdayken haftasonu kır gazinosuna gidersen, okuyacağın bir kitabın yoksa sana önereceğim yeni yayınlanan bir kitap var.“Tek Suçlu Beyniniz“ isimli kitap, okuyanlara göre ‘Yapabilirim’ kavramının nasıl yapılacağını öğrenmek isteyenler için...” yazılmış. Kimileri de bu kitap için fark etmek istiyorsanız doğru adreslerden birindesiniz diyor. Ne dersin merak uyandırıyor değil mi?
Son olarak sana bugüne kadar tanışıp tanışmadığını bilmediğim bir tiyatrodan daha doğrusu tiyatro modelinden bahsedeceğim. 2005 yılından beri oyun sergiliyorlar aslında İstanbul’da. Bana göre sinemayı tiyatroya tercih eden pek çok kişiyi de tiyatroya yakınlaştırdılar. Bahsettiğim Tiyatro DOT, İstanbul’da bulunan ve Britanya’da doğmuş olan ‚“In-yer-face“ akımı oyunlarını, Türkiye’de ilk kez sahneleyen özel tiyatro aslında. In-yer face tiyatrosu seyirciyi boğazından yakalayan ve mesajını iletene kadar sallayan bir akım diyebilirim.Bu akımda agresif ve provokatif oyunlar, seyircinin umursamama veya kayıtsız kalma lüksünü adeta elinden alıyor. Aslına bakarsan bence ünlü Mısır Apartmanı’nı mesken tutan Tiyatro DOT, seyirci-oyun ilişkisine de yeni bir bakış getiriyor. Alışılagelen tiyatro mekanlarının aksine orada sahne yok. Siyaha boyalı mekan tek bir odadan oluşuyor. Seyirci ise odanın etrafına dizilmiş sandalyelerde oturarak oyunu izliyor ve o sandalyelere oturduktan sonra da gösterilen olayın seyircisi değil, hissedeni haline geliveriyorsunuz. Oyuncularla aynı odadasınız, sahne kavramı yok, mesela ben en önde oturuyordum, oyuncularla aramda nerdeyse bir metre bile yoktu, hatta oyuncuların fırlattıkları çöp kovasındaki kağıtlar ayaklarımın üzerine kadar gelmişti. İnsan aynı odada bu derece yakınken nefesini tutarak tamamen konsantre olmuş halde oyunun ortasında buluyor kendini. Ben Karatavuk isimli oyunlarına gitmiştim o gün bugündür de unutmuyorum. Yeni dönem de çok güzel oyunlar var bence sen de eğer tiyatroda bu farklı bakış açını yakalamak istersen tam zamanı derim.
Bahar sarhoşluğu dolu güzel bir hafta olması dileğiyle
Hoşçakal
ETİKETLER : Sayı:813