spot 04 EKİM 2010 / 17:22

Etkileşimli internet hayatımıza göz dikti

Bu bağlılık tehlikeli boyutlara ulaşmadıkça hayatımız kolaylaşacak.



Webin ortaya çıkışı dosyanın başlığında görünen Web 3.0’a gelene kadar nasıl yollardan geçtiğimizi gözden geçirmek yeni sistemin özelliklerini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Webin yaratıcısı Tim Berners-Lee hayalinin “semantic” ya da “meaningful” yani “anlamlı” web içeriği olduğunu açıklıyor. Semantik Web bizlere anlamlı bir dünyanın kapılarını açmaya hazırlanıyor. Siber ortam ile bütünleşen hayatımız artık eskisi gibi olmayacak. Peki eskisi nasıldı?
1980 yılında Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi yani CERN’de bilgisayar profesörü Tim Berners-Lee, ENQUIRE isimli bir sistem yarattı. Bu sistemde insanlar çalışmalarını kişisel sayfalarında sergileyebiliyordu. Ayrıca kişisel sayfalara hyperlink’ler–kullanıcılara referans olabilecek başka sayfalara doğrudan yönlendiren yollar- de verilebiliyordu.
Berners-Lee dört yıl sonra CERN’de yeni araştırmalar için geri döndü. Tim, dünya çapında çalışmalarını sürdüren fizikçilerden haber alınacak bir platform yaratılması gerektiğini ifade etti. Bu fikrini paylaştığında beklediği ilgiyi görmemişti ancak patronu Mike Sendall çalışmalarına devam etmesi ve projeyi geliştirmesi için teşvik etti.
Tim Berners-Lee çalışmalarını NextStation isimli iş bilgisayarıyla bütünleştirdi. NextStation için ilginç bir not aktaralım. NextStation’ı Apple’dan bir dönem ayrılması için zorlanan Steve Jobs’ın üretti. Apple’ın tarihe “çılgınca bir hata” olarak geçen zorlaması belki de Tim Berners-Lee için farklı bir kapı açtı.
1990 yılında Berners-Lee, CERN’de birlikte çalıştığı Robert Cailliau ile webin oluşturulması için çalışmalarını hızlandırdı. Projesine “WorldWideWeb” ismi verdikten sonra yılsonuna doğru Tim, web için gereken her parçayı oluşturdu. HyperText Transfer Protocol (HTTP), HyperText Markup Language (HTML), ismi World Wide Web olan ilk web tarayıcısı, ilk http sunucu yazılımı, ilk sunucu ve ilk web sayfaları hazırlandı.
İlk çalışmalar tamamlandığında web tarayıcısı sadece NextStation’da çalışabiliyordu. CERN’de çalışan bir başka World Wide Web projesi çalışanı Nicola Pellow, neredeyse her bilgisayarda çalışabilen bir tarayıcı yarattı. CERN’de projenin kullanılması için telefon numaraları sisteme aktarıldı. Böylece çalışanlar sisteme ilk olarak telefon numaralarına bakabilmek için başvurdu. O sırada CERN’deki önemli biliminsanları bu sistemin çok da uzun bir zaman geçmeden dünyanın her yerini saracağından çoğunlukla habersizdi.
1991 Eylül’ünde parça fizikçi ve yazılım geliştiricisi Paul Kunz, CERN’i ziyaret ederek web ve kurucusu Tim Berners-Lee ile tanıştı. Paul Kunz, oluşturulan sistemi Avrupa’nın dışına çıkararak Amerika Birleşik Devletleri’nde kuran ilk kişi oldu.
Bundan sonra süreç çok daha hızlı gelişti. Web, biliminsanlarının çalışmalarını yayınladıkları sıradan sayfalardan ibaretken, insanların paylaşım mecrasına dönüştü. Bugünkü ve gelecekteki webi düşünmeden önce daha önce webde neler yapabildiğimize bir göz atalım.

Sörfümüzün ilk durakları: Web 1.0

Tim Berners-Lee, WorldWideWeb projesini, tüm bağlantıların herhangi bir bilginin herhangi bir yerde oluşmasına izin verdiği bir sistem olarak tanımlıyor. Proje başta sadece fizikçiler arasında bilgi, haber ve belgelerin paylaşılması için hazırlanmıştı. Ancak fizikçilerin duyduğu benzer iletişim ihtiyaçları Web 1.0 ile insanlara açıldı. Artık fizikçilerin yanında birçok kişi daha kendine web sisteminde bir yer bulabiliyordu.
Web 1.0 hayatımızda 1991’den 2004 yılına kadar kaldı. Bu hızla gelişen teknoloji için bakıldığında uzun bir süre gibi gözüküyor. Ancak bu sürede Web 2.0 için altyapı oluştuğunu da gözden kaçırmamak gerekiyor. Web 1.0 hatırlayacağınız gibi 56K modemlerimizle bağlandığımız, pek de derine inemediğimiz sayfalardan ibaretti. Sadece içeriğin öne çıktığı ancak kullanıcıyı tekrar siteye çekemeyecek yapıdaydı. Neredeyse bir broşür gibiydi. Örneğin kişisel bir web sayfasında kişisel bilgiler paylaşılabiliyordu ancak bugün kullandığımız bloglar ya da sosyal siteler gibi güncellenemiyordu.
Web 1.0’da yine bugün hayatımızda önemli yere sahip olan daha katılımcı siteleri görmek mümkün değildi. Ziyaretçiler sayfalardaki içeriğe ulaşabiliyor ancak katkıda bulunamıyordu. İçerik ve görünüm kişiselleştirilemiyordu.
Bir program indirilebiliyor ancak açık kodlu olmadığı için program geliştirilemiyordu. Web 1.0’a uygun tarayıcı Netscape çoğu kullanıcının hala aklındadır diye tahmin ediyorum. Bu tarayıcı, şimdikinden çok daha büyük bir tekel olan Microsoft’un Internet Explorer’ına rakipti. Internet Explorer ve Netscape o dönemlerde açık kodlu yazılımlar olmadığı için geliştirilemiyordu. Bugün Firefox, Chrome ve Safari gibi tarayıcılar için doğrudan uygulamalar geliştirilebiliyor.

Web 2.0: Kendin pişir kendin ye

Günümüzde insanlar herhangi bir olayla karşılaştıklarında hemen tepkilerini dile getirmek istiyor. Eskiden beri insanın içinde var olan iletişim isteği, gelişen iletişim araçlarının etkisiyle de iyiden iyiye artıyor. Bu artış da iletişim araçlarının artmasına sebep oluyor. Böylece iletişime merakımızı artırıyor, iletişim araçlarımız da buna bağlı olarak çeşitleniyor, artmaya devam ediyor. Sürekli etkileşim içinde tetiklenen merakımız artık bağımlılık haline dönüştü.
Web 2.0 iletişim ihtiyaçlarımız ve kendimizden bahsetmemiz için özel olarak inşa edildi. Artık sitelerde bilgilerimizi paylaşabiliyor, kişiselleştirebiliyor, birden fazla işlemi aynı anda yapabiliyoruz. 2004 yılından beri hayatımızın tam ortasına hızlı bir dalış yapan sosyal ağlar bu sayede doğdu. Bloglar, Wikipedia gibi ortak hazırlanan ansiklopediler, çağımızın en önemli sitelerinden YouTube gibi video paylaşım siteleri, sürekli zenginleşen ve bağımsız geliştiriciler tarafından yaratılan uygulamalar hep Web 2.0 ile kendini gösterdi.
Etkileşime açık olan sitelerin kazandığı bir çağdayız. Şu anda bilişim sektörüne dünya çapında yön veren Google, kurulduğu sıralarda sadece arama motoruna önem vererek kullanıcılar ile siteler arasında bir köprü oluşturdu. Aramalarda kullanıcı tercihlerine güvenerek arama sıralamalarını oluşturdu. Etkileşime çabucak ayak uydurdu.
YouTube sadece kullanıcıların eklediği videolarla ayakta kalmayı başardı. Hiç içerik üretmeden, içeriği doğrudan kullanıcıdan alarak fayda sağlayan en büyük platformlardan biri oluştu. Myspace, Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin altında yatan gerçek de pek farklı değil.
İnternetin en önemli getirilerinden biri olarak görülen Wikipedia da basılı ansiklopedilerin sayısal ortama taşınmasını beklemeden kullanıcıların kendi ansiklopedilerini oluşturmasına güvendi. Bu sayede çok daha kısa sürede derin bir bilgi havuzuna ulaştı.
Günümüzün yayıncısı da okuyucusu da son kullanıcı oldu. Bu düzlemde devam edildiğinde bilgi havuzunun genişlediği görülüyor. Ancak her havuzda olduğu gibi bazı hijyen problemleri de ortaya çıkıyor. Şu an web üzerinde büyük bir bilgi kirliliği de bulunuyor. Artık arama motorlarında karşımıza çıkan sitelere güvenmek için bile yeni uygulamalar kullanıyoruz. Bu sayede bu derin havuzda daha seçici olmaya çalışıyoruz.
Bizi ve bilgileri anlayabilen bilgisayarlar dönemi: Web 3.0 “Semantik Web” terimi ilk olarak yine Tim Berners-Lee tarafından ortaya atıldı. Sözü geçen daha akıllı teknolojiler ile daha anlamlı bir Web ağı… Peki biz sosyal ağlarımız ile mutluyken neden fazlasını isteyelim ki? Web 2.0’dan Web 3.0’a geçmek için bir sebep var mı?
Öncelikle, farkında olmasak da sayısal ve gerçek hayatımızda birçok engel bulunuyor. Sayısal ortamda herhangi bir bilgi ararken doğru sonuca ulaşmak için zorlu yollardan geçiyoruz. Doğru bağlantıları kurabilmek için pek çok yanlış yola giriyoruz. Semantik Web artık yanlış yollara girmeden istediğimiz sonuçları bulmamıza yardımcı olacak. Hatta yardımcı olmakla kalmayarak doğrudan o sonuca ulaşacak. Bürokratik engellere takılmadan sadece işimize odaklanmamızı sağlayacak.
Örneğin düşük fiyatlı bir ürünü web kullanarak bulabilmek sadece insana özgü bir eylemdir. Web içindeki araçlardan taranarak istenilen ürün ve fiyata ulaşılabilir. Ancak bir
bilgisayar bilgileri okuyamadığından istenileni bulamaz. Burada kilit nokta mevcut sistemin sadece insanların okuması için geliştirilmesi. Bilgisayarlar girilen içerikleri okuyamıyorlar.

Peki ya okurlarsa?
Web’in babası olarak bahsedebileceğimiz Tim Berners-Lee, Semantik Web için de tam bu noktada görüşlerini belirtiyor. Tim’in hayaline göre Web- yani Web’i barındıran bilgisayarlar-  insanlar ve bilgisayarlar arasında gelişen Web içeriğini analiz edebilecek. Web 2.0’da depolanan ve ortaya konan tüm bilgiler anlamlı hale getirilerek inanılmaz büyüklükte bir bilgi havuzu oluşacak. Bu havuzdaki bilgiler makineler tarafından anlaşılarak, yeni anlamlar ortaya çıkarılacak.

Bulut bilişim imdadımıza yetişiyor

Oluşması tahmin edilen devasa bilgi havuzunu da depolamak ortaya bir sorun çıkarıyor. Dünyanın tüm bilgisi hangi bilgisayara sığabilir ki? Son dönemin popüler depolama araçlarından Bulut Bilişim burada insanlığın yardımına yetişiyor. Bulut bilişim adını su parçacıklarından oluşan gerçek buluttan alıyor. Su parçacıkları yerine bilgilerin depolanacağı bilgisayarlar bulutları oluşturacak. Buraya kaydedilen bilgiler başkaları tarafından görülemeyecek. Biz de bilgilerin nereye kaydedildiğini bilemeyeceğiz.

“The Semantic Web”

Tim Berners-Lee, James Hendler ve Ora Lassila’nın birlikte kaleme aldıkları “The Semantic Web” isimli makalede Semantik Web’i şöyle açıklıyor: “Semantik Web, web sayfalarının anlamlı içeriğinin yapısını oluşturacak. Bilgisayarlar, Yıldız Savaşları filminde yer alan C-3PO gibi olmayacak ancak bizlere istediğimizi kolaylıkla verebilecek.”
Web 2.0’ın bilgilerin toplandığı bir geçiş süreci olarak düşünürsek, ortada gezinen büyük bilgi kirliliğinin önüne ancak Semantik Web ile geçilebilecek. Dünya çapındaki yüklemelerle bir süper bilgisayarın işlem hızıyla artan bilgi kirliliğinden kurtulmanın tek yolu, bu bilgilerin hangisinin işe yarar olduğunu saptayabilecek bilgisayarlardan geçiyor.
Son aylarda Hotmail ve Gmail gibi önemli e-posta sağlayıcıları önem sırasına göre e-postaların düzenlendiğini açıkladı. Şimdi adreslerimizi açtığımızda bizim için daha önemli olduğunu bildiğimiz postalar artık doğrudan karşımıza gelebiliyor. Gelişmesi gereken sistem yine de Semantik Web’in çok uzağında olmadığımızı gösteriyor.
Semantik Web farklı içerik ve bilgiler arasındaki bağlantıyı sağlayabilecek bir sistem olarak da görülüyor. Yeni sistem yani Web 3.0, siber dünyada bizim için zor gelen hemen her işlemi bilgisayar yoluyla halletmeyi hedefliyor.
Web teknolojisinin reklam ile akademik makaleyi ya da dilleri, kültürel farkları birbirinden ayırabilmesi öngörülüyor. Bu hedefler kısmen gerçekleşti. Kendi içeriğimizi oluşturduğumuz Web 2.0, yeni sistem için bilgi havuzunu doldurmaya devam ediyor. İnternet kullanıcısı arttıkça Web 3.0 için yolumuz kısalıyor.
İngiliz Bilgi Teknolojileri Uzmanı Conrad Wolfram’a göre Web 3.0, insanlardansa bilgisayarların bilgiyi üretebileceği bir platform olacak. Karşıt görüşlerden birindeyse Amerikalı yazar Andrew Keen bulunuyor. Keen, Semantik Web’in gerçekleşmeyecek bir hayal ürünü olduğunu düşünüyor ve ekliyor; “Yeni web düzeni yazar ve uzmanların öneminin artacağı bir platform sağlayacak.”

“Bağlı verilerin inanılmaz gücü hayatımızı değiştirecek”
Tim Berners-Lee bizlerden tüm verileri internete koymamız gerektiğini belirtiyor. Bu sayede veriler toplanacak ve olduklarından çok daha anlamlı bütünler elde edilecek. Her insanın elindeki bilgiyi paylaşabilmesiyle keşfedilemeyen çok daha fazla gerçek daha hızlı şekilde ortaya çıkabilir. Berners-Lee’ye göre her bilgi birbirine bağlıdır. Bağı bilgiler bütününde dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getireceğiz.
Bu konuda belki de en başarılı sitelerden biri: DPpedia. Bu site Wikipedia’da girilmiş tüm verilerin bağlantılarının oluşturulmasını sağlıyor. Bu doğrultuda şemalar oluşturuyor. Aslında Semantik Web için küçük bir prototip gibi gözüküyor.
OpenStreetMap sitesi de uydudan bir harita sağlıyor. Google Map benzeri uygulama, bizim verileri doğrudan girebilmemize olanak veriyor. Yani haritada bir yer görüyorsunuz ancak oranın ismi haritada yer almıyor. Siz bildiğiniz ismi hemen yazabiliyor ve diğer kullanıcıların görmesini sağlayabiliyorsunuz. Bu da bilgi bağının anlamını ortaya çıkarıyor. Herkes kendi sokağındaki yerleri işaretlediğinde bilgi doğrudan kullanılabiliyor. Mesela farklı bölgelerdeki hastaların neler hissettiğini, hükümetlerin ekonomiyi nasıl yönettiklerini öğrendiğimizde kendimizi buna göre geliştirebiliriz. Webin mucidi şu ana kadar bilim insanlarının ürettiği çalışma ve verilerin paylaşılmadan durduğunu düşünüyor.
Web 3.0 ile bilgiyi kontrol etmek oldukça kolay hale gelecek ancak hala alınması gereken çok yol olduğu görülüyor. Tüm bilgileri paylaşıma açabilmek, gelişimin temelini oluşturuyor. Sosyal ağların birbiriyle bütünleşmesi gerekiyor. Geçtiğimiz ay Twitter ve Facebook bu doğrultuda bir uygulama başlatarak ünlü siteleri bütünleştirdi.
Web 3.0’ın temelini oluşturabilecek fikirlerin bazılarındaysa yaşadığımız her yere daha fazla algılayıcı koyarak bilgisayarların kurduğu bağlantı ile bize mükemmel sonuçlar verebilmesi öngörülüyor. “Algılayıcılar arttıkça özgürlüğümüz kısıtlanıyor mu?” üzerine düşünülmesi gereken başka bir soru olarak karşımıza çıkıyor.
Her bilginin paylaşılmasında bazı sakıncalar da bulunuyor. “Toplumların birbirine yakınlaşarak daha hızlı bir ivme ile geleceğe doğru gitmesi” güzel bir fikir gibi görünse de ekonomik ve teknolojik gelişim açısından önde bulunan ülkeler kendi bilgilerini paylaşmaktan çekinecektir.
ABD Başkanı Barack Obama devlet kurumlarındaki bilgilerin internet üzerinden paylaşılacağını da açıklamıştı. Ancak yine de ABD’nin Afganistan’da savaş suçu işlediğini ispat eden belgeleri yayınlayan Wikileaks isimli web sitesi yaylım ateşine tutulmuştu. Devlet sırlarını açık etmek isteyen Wikileaks, belki de Tim Berners-Lee’nin bilgi paylaşımı konusundaki en önemli temsilcilerinden biri olacak.
Aslında yeni web düzeni yapboza ya da dedektiflerin parçalarını birleştirerek gerçeğe ulaşmasına benziyor. Web 3.0 “Hayatın karanlık parçaları ne kadar kaybolursa o kadar gerçekliğe ulaşılır. İnsanlık olarak o kadar hızlı ilerler” fikri temelinde çerçeveleniyor. “Hangi bilgi ne kadar değerli? Doğru bilgiyi nasıl elde edebiliriz?” sorularının cevabı Web 3.0 ile karşımıza çıkacak. Hayatımıza doğrudan etki edecek, ekonomideki serbest piyasa ve genetik bilimcilerin tartıştığı evrim teorisinin mükemmeliyet sınırlarına kadar ilerleyecek Web 3.0, şimdiden hayatımıza girmeye başladı. Farkına bile varmadan her yerde karşımıza çıkmaya devam edecek.

Televizyonda internet, internette televizyon devri başlıyor

Genel olarak görüşler “tamamen bütünleşmiş” bir dünyanın sinyallerini veriyor. İnsan hayatı ile bütünleşmiş bir internet düzeni, bunun yanında birbiriyle bütünleşmiş bir insan ırkından söz ediliyor. Ayrıca bizleri mutlu edebilecek televizyon kalitesinde açılan videolar, üç boyutlu canlandırmalar, artırılmış gerçeklik, insanlık tarafından inşa edilmiş semantik standartlar ve yayılmayı sürdüren geniş ağlar, sıkça karşımıza çıkacak algılayıcılar hayatımızda yer alacak.
Burada televizyon kalitesinde açılacak videolardan konu açılmışken Apple ve Google’ın yakında evlerimize sokmayı hedefledikleri televizyon projelerinin buraya uygun düştüğü görülüyor. Bu projelerde internet bağlantılı televizyon alınması ve internet ihtiyacı doğrudan televizyondan karşılanacak. İnternet üzerinden kaliteli video ya da televizyon yayını bu tür uygulamaların artabileceğini müjdelerken dünyanın en çok para kazanan şirketlerinin geleceği bu yönde görmelerinin anlamını bizlere açıklıyor.
ETİKETLER : Sayı:790