spot 03 EKİM 2011 / 11:09

Fark yarattılar, dünyaya uzandılar...

İnovatif bakış, atılan farklı adımları dünyada milyon dolarlık şirketlere dönüştürüyor.

Günümüz iş dünyasında herkesin ortak amacı fark yaratabilmek, yenilikçi düşünebilmek. Çünkü ilerlemenin yolu buradan geçiyor. Dünya fark yaratanların dünyası. İnovatif bakış, atılan farklı adımları dünyada milyon dolarlık şirketlere dönüştürüyor. Bizim için katedilecek yol henüz hayli uzun olsa da; bu bakışla atılan adımlarla yeni dünyalara yelken açanlar da var.

Dünyanın en büyük şirketlerinin büyük bir bölümü son 15 yıllık süreçte hayatımıza girdi. Çünkü onlar, üründe, hizmette ve işte farklı düşündüler, fark yarattılar. Nasıl mı? Sergiledikleri inovatif bakışla...
Bugün geldiğimiz noktada inovatif bakış, inovasyon ve girişimci ekonomisinin iş dünyasındaki başarı anahtarı olduğunu söylemeye bile gerek yok. Son yıllarda geçirdiğimiz süreçte dünyada gördüğümüz inovatif bakışların ulaştığı noktada da bu gerçeği bir kez daha gösteriyor. Google’ın öyküsü, yeni iş dünyasında, farklı olmanın, fark yaratmanın ortaya koyduğu mucizelerin son dönemdeki en çarpıcı örneği. “Bize güvenin. Ne yaptığımızı biliyoruz. Eğer buna karşı geliyorsanız, bu hiçbir şey anlamadığınız anlamına gelir.” Kendinden bu kadar emin ve iddialı konuşan Larry Page ve Sergey Brin, tanıştıklarında, 24 ve 23 yaşlarında, üniversiteden yeni mezun olmuş 2 gençti. İlk günler konuştukları her konu hakkında zıt görüşleri vardı. Ancak ikilinin ortak noktada buluştukları tek konu; İnternet üzerinde bulunan tonlarca verinin bir şekilde sınıflandırılması ve arandığı zaman kolayca bulunabilmesiydi.
1996 yılında birlikte çalışmaya başladılar ve “BackRub” adını verdikleri arama motorunu geliştirdiler. Eski ve düşük seviyeli bilgisayarlardan kurdukları sunucu ortamı için, üniversitede “ödünç parçalar” bulmak o zamanlar için büyük bir nimetti. Aradan geçen bir yıl içerisinde BackRub’ın getirdiği yeni yöntem ün kazanmaya başladı. Page ve Brin çalışmalarını geliştirmeye devam edip, pazarlık ederek satın aldıkları diskleri yurt odasına yerleştirdiler. Böylece “Google’ın ilk veri merkezi” hayata geçti. Bu sırada Brin de potansiyel müşterilere ellerindeki ürünü anlatıp proje için kaynak sağlamaya çalışıyordu. Ancak o zamanlar yükselişte olan “.com” şirketleri bile bu işe pek sıcak bakmıyordu. Hatta görüşülen potansiyel alıcılar arasında Yahoo’nun kurucularından David Filo da vardı ve 2 genç arkadaşa projelerini kendi kendilerine geliştirmelerini ve belirli bir noktaya geldikten sonra müşteri aramalarını tavsiye etti.
Dünyanın en büyük arama motoru Google, işte böyle bir ortamda doğdu. Larry Page ve Sergey Brin, bugün genç yaşlarında, dünyanın 1 numaralı şirketine sahipler. Silikon Vadisi’nde ise Page ve Brin dendiğinde 3 tanım yapılıyor: “Kendini beğenmiş, idealist ve saf.” Google arama motoru bugün tüm dünyada, 116 dilde kullanılıyor. Her gün gerçekleştirilen arama miktarının sayısını belirlemek mümkün değil. Bu Google’ın “devlet sırrı”. ABD’nin en zenginleri listesinde üst sıralarda yer alan Page ve Brin’in derdi ise para değil. Onlar çevreye zarar vermemek için elektrikli araba kullanıyor, patenlerle geziyor ve başarılarını Burger King’de kutluyor.
290 milyar dolarlık piyasa değerini sürekli yukarı taşıyan Google ise inovasyon adına irili ufaklı şirket alımlarından uzak durmuyor. Bugüne kadar 91 şirkete 9 milyar dolar ödeyen Google’ın bu alımların ardından hayata geçirdiği basit ve inovasyon temelli projeleri internet dünyasında karşılığını bulmaya devam ediyor.

Google’ın başarılı hikâyesinden sonra farklı çapta olsa da hikayeler dünyada yayılırken Türkiye’de durum ne?
Küresel inovasyon endeksleri hala kat etmemiz gereken çok uzun bir yol olduğunu gösterse de, sayıları çok olmasa da inovatif  bakışların yansıdığı başarılı inovasyon hikayelerimiz de var. İki yıl önce Ericsson’a satılan Bizitek, e-Bay’ın hisselerini satın aldığı Gittigidiyor.com, 2007’de Microsoft’un satın aldığı iki elektronik mühendisinin kurduğu DevBiz, işte bu  başarılı inovasyon hikayelerinden bazıları... Herbirinin hikayeleri ise birbirinden farklı...

Burak_DivanlıogluBir inovatif başarı hikayesi: Gittigidiyor.com

Üç genç girişimci. Yıl, 2001. Serkan Borançılı, Burak Divanlıoğlu, Tolga Kabataş. “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok” diye düşünerek yola çıkan üçlü, “alışveriş mi portal mı” derken, en kârlı modelin açık artırma modeli olduğuna karar verip Gittigidiyor.com’u kurdu. Örnek aldıkları model şirketi sattıkları eBay’di. Hızlı büyüdüler, sadece dışarıdaki modeli örnek almakla yetinmeyip anahtar adımı attılar üzerine kendi teknolojilerini de eklediler. ‘Sıfır Risk Sistemi (SRS)’ni geliştirdiler. eBay’e alıcı ile satıcı arasında mal, para transferi tam gerçekleşmeden paranın bir hesapta tutulduğu ‘güvenli ticaret’ modelini transfer ettiler. Şimdilerde satış bitti, kazanan onlar oldular.
Biz de bu hikâyenin arkasındaki isimlerden Divanlıoğlu ile yaşadıkları süreci ve girişimcilere önerilerini konuştuk.

>>2001 yılında kurulan bir e-ticaret sitesi olarak ilk olarak 2007 yılında eBay ile el sıkıştınız. 2011 Nisan ayında ise bu satın almanın devamını duyduk. Siz GittiGidiyor.com’u kurarken nasıl bir düşünce ile yola çıktınız? Bugünlere geleceğinizi öngördünüz mü?
GittiGidiyor.com’u Serkan Borançılı ve Tolga Kabataş ile birlikte 3 ortaklı bir şirket olarak 5 Şubat 2001’de kurduk. 2004 yılına geldiğimizde 100 bin kullanıcıya ulaşan ve hızla büyümesini sürdüren bir şirket halini aldı. Bu dönemde eBay’in Türkiye’ye yatırım yapacağını öngörerek ortak bir arkadaş vasıtasıyla eBay ile irtibat kurduk ve Türkiye pazarında birlikte var olmak istediğimizi ilettik. Ancak ilk somut gelişme eBay’in o dönemki CEO’su Meg Whitman’ın bir toplantı için Türkiye’ye gelmesi ve bu pazarda var olmaları gerektiğini fark etmesiyle oldu. Kendilerinden gelen talep üzerine ilk ortaklık 2007 yılının Mayıs ayında kuruldu.
O dönemde eBay sadece yüzde 10 hisseye sahipti ve yapılan anlaşmaya göre 4 yıl sonra isterse şirketin tamamını da satın alma hakkına sahipti böylece ortaklığın çerçevesini de çizmiş olduk. Geçen 4 yılın sonunda eBay çoğunluk hissedarı olmak üzere yeni bir anlaşmayla geldi ve karşılıklı görüşmelerin neticesinde yüzde 93 hisse ile GittiGidiyor.com’un sahibi oldu.
Türkiye büyük bir e-ticaret pazarına sahip ve GittiGidiyor.com, eBay olmadan da faaliyetlerini sürdürebilen bir kurum. Yapılan birçok ölçümlemeye göre GittiGidiyor.com, bu pazarın en büyükleri arasında yer alıyor.

“2007 yılında kurulan ortaklıktan bu yana eBay, GittiGidiyor.com’un faaliyetlerinden, çalışanlarından ve e-ticarete bakış açısından etkilendi”

2007 yılında kurulan ortaklıktan bu yana eBay, GittiGidiyor.com’un faaliyetlerinden, çalışanlarından ve e-ticarete bakış açısından etkilendi ve GittiGidiyor.com’un faaliyetleri de rekabetçi ortama rağmen güçlü kalarak kullanıcı sayısında artış sağladı. Şirket geliri de bu oranda arttı. eBay de bu kadar canlı olan bir pazarda tek başına var olarak GittiGidiyor.com’a rakip olmaktansa bizimle ortak olmayı tercih etti.

>>GittiGidiyor.com’da alıcı ve satıcı arasındaki ödeme ve ürün döngüsünü güven altına alan zorunlu “Sıfır Risk Sistemi”ni yarattınız. Sizce satın almada bu etkili oldu mu? Sizi eBay’e satışa götüren süreçte neyi doğru yaptığınızı düşünüyorsunuz?
Sıfır Risk Sistemi, bizim GittiGidiyor.com kurucuları olarak kullanıcılarımıza sunduğumuz en önemli değerlerden biriydi. Çevrimiçi alışverişi daha keyifli ve güvenli kılan bir ödeme-onay sistemi olan Sıfır Risk Sistemi’ni siteyi açtığımız zaman kurmuştuk. İşleyişini kısaca anlatmak gerekirse; alıcı ürünü satın alır, ürün bedeli GittiGidiyor havuz hesabına aktarılır. Alıcının, ürünü teslim alıp onaylamak için 3 iş günü süresi vardır. Ürünü onayladığında,
havuz hesabındaki para satıcının hesabına aktarılır. eBay’de PayPal sistemi kullanılıyor, dolayısıyla onların GittiGidiyor.com’da gördükleri en büyük fark Sıfır Risk Sistemi oldu.

>>Girişimcilere önerileriniz neler?
Yeni girişimcilere önerim de, dikey iş modellerine yönelmeleridir.

Bir inovatif başarı hikayesi: DevBiz

Bir başka başarılı inovasyon örneği ise 2001 yılında 10 metrakarelik ofiste başlayan ve Microsoft’un satın alımıyla sonuçlanan ve şimdilerde Microsoft bünyesinde teknoloji geliştirmeye devam eden DevBiz’in hikâyesi.
DevBiz’i 2001’de İzmir’de iki elektronik mühendisi kurdu. Kurucular, Hakan Eskici ve Ahmet Ali Nakkaş kısa sürede inovasyonla fark yaratanlardan oldular. 2007’de şirketi Microsoft’un Redmond’daki merkezinin yürüttüğü operasyonun ardından yazılım devine sattılar. Şirket başta e - posta bileşeni olmak üzere, güvenlik ve ileri teknoloji alanında ürün geliştirdi. İki mühendis ürünlerini New York’ta kurdukları şirket üzerinden pazarladılar. Unilever, Yahoo, Texas Instruments’a ürün pazarladılar. Şimdilerde Microsoft bünyesinde teknoloji geliştirmeye devam ediyorlar. Kendi tabirleriyle “Her kör atın bir kör alıcısı vardır” diye işe koyuldukları işte, Microsoft’a dâhil oldular.
2001 yılında İzmir’de küçücük bir ofiste“yazılım bileşenleri” üreterek işe başlayan ikili olarak yaptıkları işlerle Microsoft’un dikkatini çekmeyi başardılar. Biz de DevBiz’in kurucularından Hakan Eskici’nin ağzından bu çıkışın hikâyesini kalema aldık.

>>DevBiz’in hikâyesi nasıl başladı? Biraz anlatır mısınız?
Microsoft 2004-2005 yıllarında yazılım geliştiricilerin yazılım yazacağı yeni bir platform çıkarmıştı. Biz, Microsoft’tan daha hızlı bir şekilde o platformdaki eksikleri tamamlayan bir ürün geliştirip bunu müşterilere satmaya başladık. Başta piyasaya bu şekilde girdik. Sonrasında yurtdışından müşterilere satış yapmaya başladık. Zaten hedef kitlemiz hep yurtdışındaki şirketler oldu, daha sonra bizim buradan elde ettiğimiz kazançlarla kendi fikirlerimizi uygulayıp daha yenilikçi şeyler yapma fırsatımız ortaya çıktı. Hiçbir pazarlama faaliyeti yapmadan, müşterilerin kendisini web sitesi üzerinden bulmasını sağlayan DevBiz, bir süre sonra Yahoo, Unilever, Accenture, Texas Instruments gibi şirketlere hizmet vermeye başladı.

>>Sizce DevBiz, Microsoft’un dikkatini hangi noktada çekti?
Sizi bu satın almaya
götüren kırılım ne oldu?
DevBiz Microsoft’un dikkatini ise aslında ‘TeamPlain Web Access’ ürünleri ile çekti.
‘TeamPlain Web Access’ uygulaması Microsoft ‘un Team Foundation Server  ürünü için bir web arayüzü sunuyordu. Arayüz,
program geliştiricilerin her an her yerde uygulamalara uzaktan ulaşabilmesini sağlayan bir web yazılımından oluşuyor. Müşteriler ‘gelecek internette, siz hala bizim masaüstü bilgisayarlardan bu ürünü kullanmamızı istiyorsunuz ama biz bunu internetten kullanmak istiyoruz’ diye Microsoft’a bastırıyorlardı, Microsoft’ta çok büyük bir şirket olduğu için bu talebe hızlı bir cevap veremedi, biz hızlı bir şekilde cevap verdik. Yani DevBiz olarak var olan bir ürüne yazılan ek bir uygulama ile yazılım devinin dikkatini çekmeyi başardığımız söylenebilir. Microsoft’la görüşmelere başladık. Microsoft’un genel stratejisi şudur: ‘Zaten
yapılmışı var, biz tekrar yatırım yapıp bu ürünü kendimiz geliştireceğimize hazır müşterisi olan, teknolojisi olan bir çözümü şirket bünyesine katalım, ürünümüzü bütünleştirelim.’ Microsoft’ta bize bu stratejiyle yaklaştı, biz de süreci devam ettirip şirketi ve ürünü Microsoft’a sattık. Bugün hala aynı takım içinde aynı ürün üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.

>>Şu anda Microsoft içinde nasıl konumlanıyorsunuz, bu satın almanın yansımaları neler oldu?
Ağırlıklı olarak ‘yazılım bileşenleri’ alanında faaliyet gösteren DevBiz, şimdide Microsoft bünyesi altında yeni uygulamalar geliştirmeye devam ediyor. Oraya gidip çok üst düzey bir yönetici olmadık. Başta e-posta bileşeni olmak üzere, güvenlik ve ileri teknoloji alanında ürün geliştirmeye Microsoft çatısı altında daha geniş bir yapıda devam ediyoruz.

Murat_SahinogluOzgur_TohumcuBir inovatif başarı hikayesi:
BiziTek

2000 yılında Bizitek adıyla işe başladılar. Kendilerini, yazılım ve internet teknolojileri ile kendi ürünlerini geliştiren, uçtan-uca yazılım teknolojileri üzerine uzmanlaşmış bir şirket olarak tanıttılar. Güçlerini Ar-Ge’den aldılar, İngiltere, Almanya pazarı başta olmak üzere yurtdışına yaydılar. Ekibin üç haneli rakamları gördüğü 2010 yılına gelindiğinde İsveçli Ericsson’dan satın alma teklifi aldılar. Şimdi artık yollarına küresel bir vizyonla devam ediyorlar. Biz de Bizitek Genel Müdürü Murat Şahinoğlu kendi açılarından bu süreci, kazanımlarını ve önerilerini konuştuk.

>>2000 yılında kurulan bir şirket olarak kısa sürede çok yol katettiniz. Bu süreçte aldığınız DeloitteFast 50, Fast 500 Emea gibi ödüllerin yanı sıra sizce 2009 yılında Ericsson’un Bizitek’i satın alması sonucunu doğuran kırılma nerede yaşandı? Neyi doğru yaptığınıza inandınız? Sizi bu satışa götüren süreç ne idi?
Bizitek kurulduğu günden itibaren kendi geliştirdiği çözüm ve ürünler üzerinde yurtiçi ve yurtdışında aktif olan bir şirket. Bizitek, CRM (CustomerRelationship Management) ve BPM (Business Process Management) gibi büyük küresel şirketlerin hâkimiyetinde olan alanlarda rekabet eden, sadece teknik çözümler sunan bir şirket profilinin ötesinde müşterisinin stratejisini, sıkıntılarını, beklentilerini ve kısıtlarını anlayarak ve gözeterek iş çözümleri sunan bir iş ortağı olmayı başardı. Bizitek açısından önemli kilometre taşları 2005 yılında telekom sektörüne odaklanma kararı alması, ardından Almanya’da ilk yurtdışı ofisini açması ve Avrupa’da edindiği proje deneyimleri ile değer önerisini uçtan uca katma değerli sistem bütünleştirmesi olarak belirlemesi olmuştur. Bu dönemde çalışan sayısının 100’ün üzerine çıkması, müşteri kitlesinin konularında lider şirketlerden oluşması ile yatırım teklifleri almaya başlamıştı. Şirket ortakları olarak çıkış stratejimizi kendi alanında lider, Ar-Ge’ye önem veren ve bizlere küresel anlamda başarı hikâyeleri yaratabilecek ortamları sunan bir şirket ile birleşme olarak belirledik.

>>Şu anda çok uluslu bir şirketin çatısı altında Bizitek olarak nasıl kazanımlar elde ettiniz? Bunların şirkete yansımaları neler?
Bizitek’in Ericsson tarafından satın alınması sonrasında ekiplerimiz dünyanın dört bir tarafındaki projelere destek vermeye başladılar. Aslında bu bizim her zaman söylediğimiz Türk yazılım sektörünün büyüklük olarak olmasa da yeterlilik olarak ne kadar ileri bir seviyede olduğunun da bir göstergesi. Şirketimiz satın alınma sonrasında Ericsson organizasyonun bir parçası oldu, çalışanlarımız kariyer olanakları açısından büyük bir sistemin içine girdiler. En önemli değişim ise Ericsson’un en küçük ülkelerde dahi operasyonlarının ve ekiplerinin bulunmasından dolayı inanılmaz boyutta potansiyele sahip bir pazarda çalışmaya başladık.

>>Şu anda Ericsson’da nasıl konumlanıyorsunuz? Nasıl bir sinerji doğduğunu düşünüyorsunuz?
Bizitek Ortadoğu ve Kuzeydoğu Afrika’yı kapsayan 23 ülkenin bulunduğu RMEA’da bölgesel yetkinlik merkezi olarak konumlandırıldı. Ekiplerimiz bölgedeki her türlü CRM, Middleware, Business Intelligence gibi iş destek sistemlerinin sorumluluğunu üstlendiler. Bunun dışında Ericsson’un uzman olduğumuz konulardaki küresel strateji ekiplerinin içinde yer alıyoruz. Şu anda bir ekibimiz Ericsson’un küresel anlamdaki CRM çözümlerinin oluşturulmasında aktif olarak görev alıyor. Daha önce kısıtlı olanaklar ile yürüttüğümüz Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarında Ericsson’a katıldıktan sonra çok daha fazla fırsat ve potansiyele sahip olduk. Bizitek ekiplerinin küçük şirket dinamiğinde edindikleri esnek ve yaratıcı yaklaşımların Ericsson açısından da büyük bir değer oluşturduğuna inanıyorum, katkıda bulunduğumuz işlerde bu alanda aldığımız geribildirimler son derece olumlu.

>>Yazılım şirketlerine inovatif bir yol izlemeleri açısından tavsiyeleriniz neler?
Öncelikle belli bir fikre ya da alana odaklanmak için büyük bir çaba sarfetmeleri gerekiyor. Şirketin yaşamdöngüsünü oluşturacak adımları iyi planlamaları şart. Sürprizleri öngörüp bunları nasıl fırsata çevirebilecekleri şirketlerinin başarısı için önemli. Bugünkü finansal olanaklar bizim başlangıç zamanımıza göre çok daha fazla. Eğer yeterli finansal ve insan kaynağı ile işe başlıyorlar ise hiç kimsenin yapmadığı alanlara yönelmeleri, eğer kaynaklar yeterli değilse de herkesin yaptığını daha farklı nasıl yapabileceklerini düşünmeleri gerekir. Seçtikleri alandaki iş dinamiklerini, sorunları, fırsatları, tehditleri, gelişmeye açık alanları tespit edebilecek kadar bilgi ve deneyim sahibi olmaları lazım. Ve en önemlisi kuracakları ekibi tüm bu döngünün bir parçası haline getirmeleri, aynı hedefe koşmaları, takım ruhunu, yaratıcı iş ortamını oluşturmaları, başarının ekibin gelişimi ile şirketin gelişiminin paralel olduğu aşamada oluştuğunu devamlı hatırlamaları gerekir.
Ericsson Türkiye Genel Müdürü Özgür Tohumcu ile de Ericsson’un bakış açısı ve sürecin yansımalarını konuştuk.

>>2009 yılında Ericsson olarak Bizitek satın almasını gerçekleştirdiniz. Neden Bizitek seçildi?
Ericsson müşterilerine uçtan uca bilişim ve iletişim çözümleri sunmak vizyonu ile hareket eden bir şirket. Zaten pazar lideri olduğumuz şebeke çözümlerine ek olarak müşteri için çok önemli olan iş destek sistemleri konusunda da çözümler üretiyoruz. Bizitek, telekom operatörlerinin iş süreçlerine ve müşteri ilişkisi yönetim döngüsüne çok hâkim bir şirket. 2009 yılında gerçekleştirdiğimiz Bizitek satın alması, Ericsson’un değer zincirinde son kullanıcıya yaklaşmak ve telekom operatörlerine sunduğu çözümleri tamamiyle yeni alanlara taşımak istemesi hedefi ile tam örtüşüyor.

>>Bizitek, şu anda Ericsson içinde nasıl konumlanıyor? Bu Ericsson ekosistemine nasıl yansıyor?
Bizitek Ericsson sadece Türkiye değil, Ericsson Ortadoğu Bölgesinin Müşteri İlişkileri Yönetimi (CRM) alanındaki etkinlik merkezi olarak konumlanmış durumda. Son iki senede çalışan sayısı ikiye katlandı ve bu alanda çalışanlarımız sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda yurtdışında da birçok ülkede büyük transformasyon projelerinde görev alıyorlar. Bizitek’in Ericsson’a katılması, öncesinde Türkiye ile sınırlı kalmış bu yetkinliğin dış pazarlara da açılmasına olanak verdi. Buna ek olarak, üretilen çözümlerin içerisindeki 3. parti
yazılım ve donanım ihtiyaçları sebebiyle, Ericsson etrafında daha önce başlangıç aşamasında olan bir ekosistemin de hızla gelişmesine olanak verdi.
ETİKETLER : Sayı:840