spot 11 EKİM 2010 / 18:00

Yeni çağın tanığı: Sayısal Sanat

Geleceğe yönelik ipuçları veriyor, fütüristik önermeler de ortaya koyuyor.



Mete GÜRKAN
Sanat, yalnızca zamana tanıklık etmez. Sanat ve sanatçı zamanının ötesini de arar. Yaşadığı zamanın önünde olur sanatçı. Sanatçı geleceği de arar. Geleceğe dair olanı merak eder, geçmişi ve anı sorguladığı kadar geleceği de sorgular. Sanatın dokusunda geçmiş ve bugün kadar gelecek de vardır. Sanat, bu yüzden sürekli yeni üretim ortamları arayışı içindedir. İşte tam da bu nedenle, sanat ve teknoloji birbirine yakınlaşır. Sanatçılar, sayısal çağın sunduğu sınırsız olanaklarla, görüntü, animasyon, ses, film ve metin bileşimiyle yeni anlatım biçimleri yaratıyorlar.

Algının kapıları zorlanıyor
Sayısal sanat, yeni çağın tanığıdır. Geleceğe yönelik ipuçları veren sayısal sanat, fütüristik önermeler de ortaya koyuyor. Akbank’ın desteğiyle Türkiye’de yayınlanan Bruce Wands’in “Dijital Çağın Sanatı” isimli kitaba yazdığı önsözde, Türkiye’nin önde gelen aydınlarından ve düşünürlerinden Hasan Bülent Kahraman şunları yazıyordu sayısal sanata dair: “Bilgisayar insanın yerleşik yapısına tam ve cepheden bir saldırı idi. Bilgisayarın devreye girmesiyle birlikte gerçeğin içeriği, anlamı ve konumu tümden değişti. Sanallık artık her alanda ve düzeyde yerleşik gerçeğin yerini aldı. Bilgisayar belleği bilginin aktarımı ve dolaşımı bağlamında da önemli bir gelişme olanağı yaratıyor. Buna algılama yapısındaki değişiklikleri de eklemek gerekir. Sayısal sanat bugün teknolojiyle sanatın, gerçekle sanallığın, yerleşik algıyla duyu yitiminin birleşimini sunuyor. Günümüz dünyasının sanatı biyolojiden çevreye sanal gerçeklikten gerçeğin yitimine dek hemen hemen bütün alanlarda soru üretmekle meşgul. Algının kapıları zorlanırken, ortaya çıkan sadece sanatsal bir tercih ve sınırlar değil, ondan öte bir şey. Sayısal sanat, önümüzdeki büyük çağı anlamak için büyük bir olanaktır.”

Son on yılda büyük gelişmeler yaşandı
Dünyada özellikle son on yılda sayısal sanatta çok önemli gelişmeler yaşandı. Bu sanat formuna duyulan ilgi uluslararası düzeyde büyük artış sergiledi. Teknolojiden yararlanan sanatçıların sayısı da giderek arttı. Bazı uluslararası sanat merkezleri yıllardan beri sayısal sanatı desteklerken dünyanın çeşitli bölgelerinde bu tür sanat eserlerini sergileyen müzelerle galerilerin sayısında da dikkat çekici bir artış gözleniyor. Sayısal teknolojiler, çağdaş sanatı ve kültürü derinden etkiliyor, etkilemeye de devam edecek.
Sanatçılar bir yandan interneti de yeni bir sanat aracı olarak kullanıyorlar. Sayısal cihazlarla teknikleri kendi yaratım süreçlerinin bir parçası olarak benimsiyorlar. Teknoloji öyle olanaklar sunuyor ki sanatçılara, elle yaratılamayacak çok karmaşık görüntüleri, bir taşa veya madene oymak yerine üç boyutlu veritabanlarında oluşturulan heykeller, internet aracılığı ile dünyanın her yerinden katılmanın mümkün olduğu etkileşimli enstalasyonlar buna sadece iki örnek.

“Bakın, katılın hatta lütfen dokunun”
Geleneksel müzelerde ve galerilerde rastlanan “bakın, dokunmayın” etiketleri sayısal sanatla birlikte tarihe karışıyor. İzleyicinin katılımını gerektiren ve bunu talep eden, hatta ‘bakın ve de dokunun lütfen’ uyarısını kullanmanın yayılacağı bir dönemdeyiz.
Sayısal sanatın geleneksel formları arasında baskılar, fotoğraflar, heykeller, enstalasyonlar, video, animasyon, müzik ve performanslar sayılabilir. Sayısal alanın kendisine özgü yeni formlar olarak da sanal gerçeklik, yazılım sanatı ve net sanatı sayılabilir. Sayısal sanat çağdaş sanatın bir alt kümesi olarak değerlendirilebilir.
Pek çok küratör ve eleştirmen sayısal sanata fotoğraf, sinema ve videonun mekanik ve elektriksel süreçlerinin evrimci bir gelişmesi gözüyle bakıyor.
Bir sayısal sanatçının hamurunda teknolojik merak da önemli bir öğe. Sayısal sanatçıların ortak yönü yeni aletler ve teknikler kullanarak sanat eserleri yaratma arzusudur. Sayısal sanatçılar doğaları gereği risk de alırlar. Onların yaratıcı çalışmaya duyduğu ilgi, geleneksel sanatın yerleşik sistemine uyum gösterme isteğinden daha baskındır.

Sayısal sanat tarihinden kilometre taşları
l 1895’te George Melies, kare kare çekimle yaratılan animasyonu icat etmenin yolunu açtı. Bu gelişme elektronik medyayı müjdeliyordu.
l Ben Laposky, 50’li yıllarda oskiloskop üstüne dalga formlarından elektronik görüntüler yarattı, daha sonra bunları fotoğrafladı.
l 1960’da Almanya Stuttgart’taki Stuideingalerie der Th gibi galerilerde çığır açıcı bilgisayar sanatı
sergileri açıldı.
l 1966’da Billy Klüver, Sanat ve Teknolojide Deneyler’i (EAT) kurdu. İki yıl sonra, Londra’da Britanya Bilgisayar Sanatları Derneği kuruldu.
l 1977’te Apple II bilgisayarı, sanatçıları renkli grafik yetenekleri olan ilk kişisel bilgisayarla tanıştırdı.
l 1979’da Ars Electronica, Avusturya’nın Linz şehrinde elektronik sanatların geliştirilmesi ve sergilenmesini desteklemek amacıyla kuruldu. Yıllık bir festival düzenlenmeye başlandı.
l 80’li yıllarda Paintbrush gibi yazılım programlarının rahatça elde edilebilmesi sonucu sanatçılar, sayısal görüntüler yaratabildiler, onları slaytlara ya da kağıt baskılara dönüştürebildiler.
l 1982’de düzenlenen ‘The World in 24 Hours”, dünyanın on beş farklı şehrinde bulunan ve telefon, faks ve bilgisayar sistemleri sayesinde bir dizi diyaloğa giren sanatçı gruplarını kapsıyordu. Sanat ve iletişim teknolojleri birleşiyordu.
l Steve Jobs, Lucasfilm Computer Graphics Division’ı George Lucas’tan satın alınca Pixar’ı kurdu. Pixar’da yürütülen ilk araştırmalar üç boyutlu bilgisayar grafik resim oluşturma ve animasyonun geliştirilmesinde büyük rol oynadı.
l 1984’te Macintosh bilgisayarı geliştirildi ve müzik aleti sayısal arayüzü (MIDI) kuruldu.
l AT&T, 16-bit görüntünün ve 32 bin rengin oluşumuna olanak sağlayan Targa 16 grafik kartını geliştirdi. Bu sanatçılar açısından önemliydi.
l 1987’te Bernhard Leitner, stereo kulaklıklarla dinlenen işlenmiş elektronik seslerden şekillenen bir dizi işitsel heykelden oluşan ‘Head Spaces’i piyasaya sürdü.
l 1996’da John F. Simon, bilgisayar ikonlarının standart büyüklüğü olan 32 x 32 piksel ızgaraya dayalı rastgele görüntüler yaratan Every Icon’u ortaya çıkardı. Bu çalışmanın matematiksel niteliği, sanat topluluklarının dikkatini Net sanatına çevirdi. Simon, eserini amazon.com’da da satarak, geleneksel sanat pazarının eğilimlerine meydan okuyordu.
l 2001’de ABD’de düzenlenen San Francisco Modern Sanat Müzesi’ndeki “010101: Teknolojide Çağda Sanat” gibi önemli müze sergileriyle dikkatler sayısal sanatın üstüne çekiliyordu.

Sayısal görüntüler oluşturma
Sayısal sanatın ilk örnekleri baskı kalemli ve nokta vuruşlu yazıcılardan alınmış basılı görüntülerden ya da bilgisayar ekranlarının fotoğraflarından oluşuyordu. Son yıllarda sayısal görüntü oluşturmada kaydedilen gelişmelerin kaynağı da esasen sayısal fotoğrafçılığın hızlı ilerleyişinde yatıyor.

Sayısal heykel
Sayısal teknoloji kullanılarak üç boyutlu nesnelerin yaratılması, bilgisayar destekli tasarım ve imalatından doğmuştu. Sayısal yoldan heykel üretimi yapan ilk makineler bir elektrikli torna veya bir freze başlığı kullanılarak ve üç boyutlu olarak kontrol edilebilecek bir çıkartımsal süreçten oluşmaktaydı. Böylece girintili çıkıntılı şekiller yaratılabiliyordu ama sanatçıların yapabilecekleri şeyler donanımlarla sınırlıydı. Prototipleme süreci artık hayli ilerlemiş durumda. Sanal heykel, sayısal heykelin gelişmesinden doğmuştur. Burada sanal eser fiili bir fiziksel nesne formunu almaz, sadece siber uzayda ya da bilgisayarın sanal dünyada içinde bir dosya şeklinde var olur. Sanal dünyada artık gerçekler farklıdır. Yerçekimi yoktur, ebat, ölçü ve malzemeler bir yazılım mönüsündeki maddeleri seçerek kolayca değiştirilebilir öğelerdir. Sanatçı kendi eserini sonsuz sayıda bakış açısına göre irdeleyebilir, eserini içinde sergileyebileceği sanal etkileşimli bir dünya yaratabilir.

Sayısal enstalasyon ve sanal gerçeklik
Sayısal teknoloji, enstalasyon sanatçılarının önündeki yaratıcı seçenekler yelpazesini büyük ölçüde çoğalttı. Onların kendi eserleri üzerinde tam bir denetim kurmalarını sağlıyor. Sanal deneyimler, donanım/yazılım arayüzüne bağlı olarak farklı şekillere bürünür. Bazı sistemler izleyicinin başına takılan görüntü birimine (HMD) ya da benzer tipte bir arayüz cihazına ihtiyaç duydururken, başka sanal deneyimler de yapay karakterler ve hayat formları sayesinde üç boyutlu dünyaların keşfedilebileceği internet için tasarlanmıştır.

Yazılım, veritabanı ve oyun sanatı
Sayısal medyalarının çoğunun kökleri geleneksel sanat formlarındayken yazılım veritabanı ve oyun sanatı yalnızca sayısal formlara dayanıyor. Yazılım ve oyun sanatı bir sanatçının ya tek başına ya da bir bilgisayar programcısıyla işbirliği halinde yazdığı çalıştırılabilir kod eserleri şeklinde tanımlanabilir. Sanat eserini yaratan şey, programın işletilmesi, yani uygulanmasıdır. Yazılım ve oyun sanatı örnekleri
arasnda etkileşimli çizim ve müzik yazılımını, algoritmaya dayalı ve üretilebilir eserleri, veri dönüşümünü, net sanatını, sanatsal oyunları sayabiliriz.
Veritabanı sanatı, eserin özünü oluşturacak şekilde mevcut verilere bağlı olan bir yazılım sanatı varyasyonudur. Yazılım sanatı, bir programın uyguladığı komutlara dayanırken, veritabanı sanatı sanatçının ya veritabanlarına uyumlu ya da kendi veritabanı yarattığı, elde mevcut veriler kümesini yorumlamaya yoğunlaşmaktadır.

Net sanatı
Net sanatının öne çıkması Netscape ve İnternet Exlporer gibi tarayıcıların geliştirildiği 90’lı yılların ortamlarında gerçekleşti. Net sanatı, interneti nihai ortam olarak kullanıyor. Yazılım sanatının ağa bağlantılı bir varyasyonu olarak düşünülebilir. İnternetin sunduğu özgürlük, sansürsüz ya da dış denetim olmadan bağımsız web siteleri
yaratma olanağı, sanatçıların gözünde oldukça caziptir. Sanatçılar bu sayede geleneksel galeri ve müze
gibi kurumları atlayarak, doğrudan izleyicilere ulaşabiliyor. Net sanatı evrim geçirmeye devam ediyor. Sanatçıların net sanatı alanında elde ettikleri özgürlük, onun canlı aktif ve dinamik bir sanat formu olarak kalmasını sağlıyor.

Sayısal sanatın en önemli etkinliklerinden biri 2011’de İstanbul’da
Dünyanın sayısal sanat alanında en önemli etkinliklerinden biri olan Uluslararası Elektronik Sanat Sempozyumu’nun (ISEA) 17.cisi İstanbul’da düzenlenecek
ISEA International, 17. Uluslararası Elektronik Sanat Sempozyumu’nun (ISEA 2011) Istanbul’da gerçekleşeceğini ilan etti. 2010’daki Istanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerini takip edecek olan ISEA 2011, Eylül 2011’de gerçekleşecek ve itibarlı bir sanat etkinliği olan Istanbul Bienali ile aynı zamana rastlayacak. ISEA 2011’de günümüz Istanbul’unun kozmopolit atmosferinde büyüyen canlı görsel sanat sahnesini ve bu alandaki akademisyenlerle sanatçıları biraraya getirmeyi amaçlıyor. Sergi, performans ve atölye çalışmalarının eşlik ettiği akademik bir konferans ile ISEA 2011, sanat ve teknolojinin arayüzünde çalışan öncü ve yeni düşünürlerin, uygulayıcıların uluslararası bir buluşması olacak. Etkinlik, 1988’de Hollanda’da kurulan yerleşik ve dinamik ISEA etkinlikleri dizisinin bir devamı olma niteliğini taşıyor. ISEA dünya çapında bugüne kadar, aralarında Japonya, Avustralya, ABD ve Avrupa’nın da bulunduğu birçok bölgede gerçekleşti. ISEA 2009 İrlanda’nın Belfast şehrindeydi, ISEA 2010 ise Almanya’nın Ruhr bölgesinde düzenlendi.

AMBER’in bu yılki teması: Verikent
Sayısal sanatın dahil olduğu alanda Türkiye’deki en önemli etkinliklerden biri Amber. Amber bu yıl Kasım ayında gerçekleştirilecek. Amber’in bu yılki teması Verikent. amber’10 Verikent başlığıyla modern kenti diğer tanımlarının yanı sıra bir veri kümesi olarak tanımlamayı öneriyor ve sanatçıları Verikent’in yaşam formlarını, üretim-tüketim biçimlerini ve politikalarını sanat ve teknolojinin ekseninden yorumlamaya çağırıyor.

Amber’10 Sanat ve Teknoloji Festivali’nin teması Amber ekibi ve tema danışma kurulu üyelerinin katılımıyla açıklandı. 2010 temasını her türlü verinin üretilmesi ve kullanılmasının kent ve kent hayatındaki artan önemini dikkate alarak Verikent olarak belirleyen amberFestival’in yanı sıra, amberKonferans 2010 da aynı temayı paylaşacak.
Tarihte ilk kez küresel kentsel nüfus kırsal nüfusu aştı ve kentler insanlığın esas yaşam mekânları haline geldi. Kalabalıklaşan ve büyüyen kentin gereklilikleri ve günümüz teknolojilerinin olanakları kenti veriden oluşan bir gerçeklik haline getirdi. Amber’10 bu yılki festival temasında kent ve veri ilişkisini ele alıyor. Temayla ilgili yapılan açıklama metninde şu satırlara yer veriliyor: “İstatistiğin bir bilim dalı olarak ortaya çıkışının sosyal bir form olan modern kentin tarihiyle örtüşmesi bir tesadüf değil. Sanayi devrimiyle yükselen modern kent, bir taraftan istatistik diğer taraftan da fotoğraf ve çoğaltma tekniklerinin gelişen olanaklarıyla kendi suretini üreterek yaygın bilgi dolaşımına girdi ve daha başlangıcında hem bir gerçeklik hem de bir temsil biçiminde ortaya çıktı. Kent ve temsilleri, birini diğerinden ayırmanın güç olduğu geniş ve karmaşık bir ilişki içine girdiler. Aydınlanma ve sanayi kapitalizmiyle eşzamanlı bu tarihsel süreçte, büyüyen ve karmaşıklaşan kenti anlamanın ve anlamlandırmanın yolu ürettiği veriyi okuyup işleyebilmeye koşullandı. Böylelikle veri, kentsel sosyal ilişkilerin ve politikaların temel faktörlerinden biri haline geldi. Özellikle son otuz yılda yeni teknolojilerin gelişmesiyle her türlü veriyi toplama ve işleme kapasitesi öngörülemez biçimde arttı. Kapitalist parlamenter demokrasinin dayattığı saydamlık, verimlilik ve mutlak güvenlik şartlarının yeni teknolojilerin sunduğu geniş olanaklarla birleşmesiyle veri, stratejik bir önem kazandı. Artık kenti kente dair veriden üretilen imgelerle tanıyor ve tanımlıyoruz. Verinin toplanması, saklanması ve işlenmesi gündelik hayatımızın görünen ve görünmeyen pratiklerinden biri olarak hukuktan etiğe, insan haklarından sağlığa kadar geniş bir alanda kimileri için mutlak bir yarar kimileri için bir tehdit unsuru halini alıyor. amber’10 Verikent başlığıyla modern kenti diğer tanımlarının yanı sıra bir veri kümesi olarak tanımlamayı öneriyor ve sanatçıları Verikent’in yaşam formlarını, üretim-tüketim biçimlerini ve politikalarını sanat ve teknolojinin ekseninden yorumlamaya çağırıyor.

Ars Electronica her yıl Linz’i sayısal sanat şehrine dönüştürüyor
Tekno-kültürel üretim alanında dünyadaki en önemli etkinliklerden biri de Ars Electronica Festivali. Avusturya Linz şehrinde gerçekleştirilen ve artık bu şehri hatırlatan markalardan biri olan Ars Electronica Festival bu yıl Eylül ayında düzenlendi. Ars Electronica Festival’e Ars Electronica’nın genişletilmiş merkez binası ev sahipliği yapıyor. Festival animasyon-Film, etkileşimli sanat, sayısal müzik, sayısal toplum, medya sanatları gibi birçok dalı kapsıyor. İlki 1979 yılında gerçekleştirilen Ars Electronica Festival sanat, teknoloji ve halkın dikkatini çeken sosyal konuları ele alıyor. 1979 yılında toplam 20 sanatçının ve bilim adamının katıldığı festivale 2009’da ise 25 ülkeden 500’e yakın konuşmacı katıldı. Zamanla dünyanın önemli sayısal sanat ve medya etkinliklerinden biri haline gelen festival, geçen yıl 2009’un Avrupa Kültür Başkentinin Linz olması sebebiyle ilgi oldukça artmıştı.
Ars Electronica, geleceğe odaklanan bir etkinlik. Spekülatif fütüristik senaryolar, provakatif aktivizimler, mevcut gelişmelere de sanatsal, teknolojik ve fütüristik açılardan bakış hakim. Festivalde her yıl Ars Electronica Award adı altında çeşitli dallarda ödüller de dağıtılıyor. Bu yılki ödüllerinden birinin sahibi de geçtiğimiz yıl Türkiye’ye gelen Stelarc oldu. Bu yıl Ars Electronica’da ilgi çeken bir gösteri Honda’nın humaonid robotu Asimo’nun gösterisi oldu. Festivalin ziyaretçileri Asimo’nun sıradışı yeteneklerini görme şansına erişti.

Giyimden çağdaş sanata: Hüseyin Çağlayan
Sanat eserlerinin teknoloji ile bütünleşmesinin kaçınılmaz olduğu sayısal çağa katkıda bulunan önemli sanatçılardan biri de ülkemizde sergisi hala devam etmekte olan Hüseyin Çağlayan.

1993’te Londra’da bulunan Central Saint Martins Sanat ve Tasarım Okulu’ndan mezun olan Çağlayan, atıldığı moda dünyasında yaratıcı tasarımlarıyla dikkatleri kısa sürede üzerine çekmeyi başardı.
Moda tasarımlarıyla kalmayıp, enstalasyon ve film projeleri ile sanata katkıda bulunan Çağlayan, giyimi, kavramları ifade etmek ve daha geniş izleyici kitlesinin erişimine açmak için bir keşif alanı olarak kullanıyor. Yeni malzeme ve tekniklerle deneylere girişiyor, tasarladığı giysiler, ardında yatan düşünce süreçlerini yansıtıyor.
İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde hala devam etmekte olan Çağlayan’ın “Hüseyin Çağlayan: 1994-2010” başlıklı sergisini sizin için inceledik.

Hareketsizlik / Inertia
Pek çok disiplinden yararlanan sanatçı geçmişi, şimdiyi ve daha çok geleceği moda koleksiyonları, enstalasyonları ve film projeleri üzerinden sorguluyor ve bunu yaparken teknolojiyi etkin bir biçimde kullanmayı ihmal etmiyor. Sayısal çağdaki yaşantımızın hiç olmadığı kadar hızlı ve rahat olduğunu, teknolojiyi daha ne kadar hızlı ve verimli hale getirebileceğimizi ve dolayısıyla tüm sayısal gelişmelerin nerede sonlanacağını sorgulayan sanatçı, bu düşüncesini hızı tasvir ettiği “Hareketsizlik/Inertia” isimli koleksiyonunda dile getiriyor mesela. Hız dolayısıyla oluşmuş bir otomobil kazasını yansıtan hareketsiz bedenler, sinemasal bir duruş sergilerken, hız ve statik duruşun melez bir temsili gibi duruyor. Bedenler böylece yaşam ve teknoloji deneyimini sahnelemiş oluyor.
Çağlayan’ın teknolojiye dönük yüzünü her fırsatta keşfeden ziyaretçiyi düşündüren bir başka yapıt ise “Uçak Elbise/Aeroplane Dress”. Videoda uçak teknolojisinin kullanıldığı uçak elbise uçağın kalkış iniş süreçlerini taklit ediyor. Öte yandan duyulan müezzinin sesi ise kişiyi namaza davet ederken, sanatçı Irak’ta yapılan Çöl Tilkisi hava operasyonuna gönderme yapıyor.

Okumalar / Readings
Bir diğer tasarımı “Okumalar”da ise 200’den fazla hareketli lazerin ve kristallerin yer aldığı giysi, kişilerin şöhret kültürü saplantısına işaret ediyor. Lazer ışınları modelin bedeninden çıkarken, güneş ışınlarına benzer bir etki yaratıyor. İzleyici ise bunu geri yansıtmaya çalışıyor. Böylece etkileşimli bir deneyim çıkıyor ortaya.

Olmayıp Varolan/Absent Presence
Bu çalışmada Tilda Swinton’ın canlandırdığı biyolog kurumların bireyleri genetik özelliklerine göre eleyebileceği bir sistem tasarlıyor ve sayısal haritalama yöntemi kullanıyor. Ancak bu sistem şüphe duyulan kişilerin kimliklerini bir kez bile doğru tahmin edemiyor ve daha fazla belirsizliğe yol açıyor. Katı göçmenlik yasalarına bir anlamda cevap veren videoda, yabancı bireylere duyulan şüphe ve terörizm korkusunun abartıldığına dikkat çekiliyor. Bienali’nde Türkiye’yi temsil ettiği ‘Olmayıp Varolan’ adlı video çalışmasında terörizm ve bunun sonucunda ortaya çıkan yabancı düşmanlığını ele alıyor. Tilda Swinton’ın rol aldığı Olmayıp Varolan/Absent Presence başlıklı çalışma, coğrafi çevre ve DNA yapısı arasındaki ilişkiyi irdeliyor.

Yerden Geçide / Place to Passage
Hareket halindeyken çevrenizi de beraberinizde götürmekle ilgili “Yerden Geçide/Place to Passage” başlıklı video enstalasyonda, beyazlara bürünmüş bir figür Londra’dan İstanbul’a yolculuk ederek, anavatana dönme arzusunu ima ediyor.

Stelarc teknolojiyle bütünleşmiş bir Siborg
Üçüncü kol, yapay kas stimülatörleri ve daha pek çoğu… Stelarc, bedenin teknoloji tarafından işgal edildiği noktada evrimin tamamlanacağını söylüyor.

SayısaL teknolojileri ustalıkla kullanan, hatta kendini bu nedenle siborg olarak tanımlayan sanatçılardan biri de Avustralyalı performans sanatçısı Stelarc. 2009 tarihinde Haziran’da İstanbul’da Akbank Sanat Festivali ve Ekim ayında düzenlenen Amber’09 Sanat ve Teknoloji Festivali’ne konuk olan sanatçının performanslarında beden, teknoloji ile bütünleşen bir sahne halini alıyor.

Üçüncü kulak
Performanslarında kendi vücudu üzerinde çalışan Stelarc; kendini, vücuduna açtığı deliklerden tavana asma, vücuduna monte ettiği üçüncü bir robot kolu kullanma, iç organlarda film çekme, yapay kas stimülatörleri kullanarak kendi vücudunun bir başkası tarafından kontrol edilmesini sağlama gibi deneylerle, işlevini yitirmekte olan insan vücudu ile yeni iletişim yöntemleri geliştirmenin yollarını arıyor. ”Bedenin modası geçti” diyen sanatçı, bu şekilde insan bedenini ergonomik bir beden haline getirmeye çalışıyor.
Gösterilerinde protez yoluyla insan bedenini teknolojiyle bütünleştiren Stelarc, biyolojik ve evrimsel gelişimi bir kenara bırakıp, insanın var oluşunu teknolojide araması gerektiğini ve insanın geleceğinin teknoloji ile olan yaratıcı etkileşime bağlı olduğunu savunuyor.

İnsanın teknoloji ile yeniden tanımlanması gerekiyor
İnsanın teknoloji ile kendini yeniden tanımlaması gerektiğini vurgulayan sanatçı, performansları ile bize bir anlamda, benliği ve kişiliği neyin oluşturduğunu sorgulamaya yöneltiyor. Teknolojinin yardımıyla bedenle durmadan hesaplaşan Stelarc, Nietzsche’den Deleuze’e uzanan felsefi bir maceranın bir parçası oluyor. “Teknolojinin insan vücudunu ele geçirdiği noktada evrim sona erecektir” diyen sanatçı, teknoloji ve insan ilişkisinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.
ETİKETLER : Sayı:791