Yazarlar 07 EKİM 2012 / 15:30

Bir Alex değilim

Ajanda kelimesi ilk olarak 1870’li yıllarda batılı ülkelerde sanayi devrimi ile birlikte dile gelmeye başladı. Randevular, toplantılar, önemli gün ve olaylar ajandalara kaydoldu. O günden bugüne kadar gelişen ve değişen ihtiyaçlar nedeniyle, başkalarına bağlı olduğumuz kadar, zamana da bağlı yaşamak kaçınılmaz oldu.
Danimarkalı Claus Moller zamanı yönetmek için önce tanımlanması gerektiğini düşünerek Time Management International’ı (TMI) kurmuş. Daha sonra ise tanımlamaların aslında bireysel olduğu ve mutluluk için zamanın doğru bir şekilde “yönetilmesi” değil planlanması gerektiğini söylemiş. Yönetilmesi kelimesini özellikle tırnak içinde yazıyorum çünkü zamanı yönetmek sanırım pek mümkün değil. Zaman tutulamaz, durdurulamaz, kontrol edilemez bir kavram olduğu için onu yönetmekten bahsetmek çok da doğru olmaz sanırım. Ancak, kendimizi zamana uygun şekilde yönetebilirsek bunu kısmen başarmış oluruz ki bu da planlamak demek oluyor. Planlamak ise tamamen bir öngörü işi. Planlama yapmak için önce hedef veya hedeflerin çok net belli olması gerekiyor.
Ne istiyorsun? Bu soruya aslında herkesin bir cevabı vardır? Eğer bir kişi bu soruya cevap veremiyor ise o zaman soru “Neden İstemiyorsun?” olabilir. Ancak bu yazıyı bu arkadaşlar zaten okumayacağı için problem değil.
Bu konuda klasik ama bir o kadar güzel bir söz var ki lisede masa tenisi takımında iken beden eğitimi hocamız tahtaya sürekli yazdırırdı. “Hedefi belli olmayan yelkenliye hiçbir rüzgar yardım edemez!”  Ne istiyorsun sorusunun cevabı bu nedenle çok önemli. İstediği şeyin farkında olmak bilinç, bu farkındalıkla hareket etmek bilinçli olarak adlandırılsa gerek.
Ne yapmak istediğimizi bildiğimizi ve buna göre hareket ettiğimizi birey, toplum ve ülke olarak söyleyebilir miyiz? Sağlık, eğitim politikalarımız her 4 yılda bir değişmiyor mu? Başarılı insanların bir yandan heykellerini dikerken, ertesi gün aynı insanları kadro dışı bırakıp dışlamıyor muyuz? Ya da bakış açısı farkıyla heykelimiz dikildiğinde egomuza yenilip rakiplerimizi şaşırmıyor muyuz? Ne istediğimizi tam bilememekten kaynaklanıyor bunlar sanırım. Buna da şükrediyorum gene. Tamam bir Alex değilim ama bir gün birisinin “Neden İstemiyorsun” demesinden korkuyorum.
ETİKETLER : Sayı:891