Yazarlar 11 KASIM 2013 / 08:05

Bir "pazar" yazısı

İstanbul'un önemini anlatmak için “Asıl soru değişmez, İstanbul’a kim sahip olacaktır" demiş Napolyon, gerçekten bazen çevresinde dolanmadan, ara sokaklara sapmadan bu kadar yalın ve açık bir soruyla durumu özetlemektir aslolan. Bizde sorumuzu baştan soralım "Türkiye'de para var, gençler var, teşvik var, fikirler var neden küresel bir yazılım şirketi çıkmıyor?"

Girişi yaptık gelişmeyle devam edelim. Sorunun öyle tahmin ettiğiniz gibi onlarca nedeni yok, bence tek bir cevabı var; pazar..

Pazar deyince haftanın 7. günü, Rize'nin bir ilçesi veya hıristiyanların kutsal ayin gününden bahsetmiyorum tabii ki, üretilen ürünlerin pazar bulması kastetdiğim.

Üretim sürecinin son ve en önemli halkası olan pazar yani.

Tarımı düşünelim, Zeytin ağacı ekimi sonrası 5-6 yıl içinde, Nar 3-5 yıl içinde meyve vermeye başlıyor.

Bu zamana kadar her türlü hava şartları da, sulaması, gübresi, ilacı,  bakımıyla ilgileniyorsunuz. Yıllar sonunda ilk meyveleri topladığınız zaman mutlu oluyorsunuz ama henüz asıl süreç yeni başlıyor, ürettiklerinizi satmak için pazara gidiyorsunuz, pazar üretiminizin devamına karar veriyor; Talep olursa, yaptığinız onca yatırım geri döner ve süreç başarıyla tamamlanır, bahçenizi büyütme, kaliteyi sürdürme, yeni pazarlara gitme, yeni ürünler sunma çalışmaları devam eder. Tersi bahçenin sökülmesi demektir.

Bilişimdeki durumda tarımdan farklı değil, bir ürün geliştirmek ve pazara sunabilmek için senelerce yatırım yapılmak zorunda; rakiplerin analizi, yeni özellikler, yeni teknolojiler, mimarinin belirlenmesi, standartlara uyum, geliştirme, binlerce test, bug çözümleri, stabilite, dokümantasyon..

Ekibin oluşturulması, yönetilmesi, mutluluğu, devamlılığı..

Ve en sonunda beklenen an gelir, ortada artık bir ürün vardır, en güzel şeyde budur, ortada daha önce olmayan bir şey vardır artık, hazırdır.

Asıl sorunun zamanı gelir, pazara çıkılır, tanıtım ve ziyaretler başlar. İşte tam burada, ürünün ve tabi arkasındaki firmanın yatırımlarının akibeti belli olacaktır. Ya bunca verilen emek karşılığını bulacak, yatırımlar geri dönecek, şirket bu geri dönüşle güç ve cesaretle küresel pazarlara çıkacak, ülkenin önemli bir markası olma yolunda ilerleyecektir, ya da kötü senaryo film "son" yazısıyla bitecektir.

Başa dönersek, üretim sürecindeki destekler, teşvikler, TEYDEP'ler değildir önemli olan, "pazar" yani ürünün müşteriler tarafından kullanılmasıdır asıl destek. Ürün tüketildikçe gelişecek, tüketildikçe beslenecek, tüketildikçe uluslararası alanlara çıkarak bir marka olabilecektir. Evet üretim, üretim deyip durduk yıllarca, yerel yazılım üretiminin öneminden konuştuk, şimdi üreticiler var, girişimciler var, üretilen yerel ürünlerimiz var, peki kullanmaya hazır bir bilişim sektörü var mı? Kamu var mı? özel sektör var mı? Asıl cevaplanması gereken soru budur, asıl çözülmesi gereken nokta budur.

Son söz; yerel ürünlerimiz yerelde pazar bulamadığı sürece, Kamu'da kullanılmadığı sürece, Türkiye'den küresel bir yazılım markamız ortaya çıkmayacaktır.