Yazarlar 23 EYLÜL 2013 / 08:09

Çevik yazılım, çevik banka

“Çevik yazılım geliştirme” iş birimlerine doğru sunulduğunda ve BT organizasyonu tarafından özümsendiğinde “çevik banka” olma yolundaki kurumlar için gerçek anlamda bir yazılım stratejisi olma yolunda.

İngilizce “agility“ sözü çok doğru bir şekilde Türkçe’ye “çeviklik” olarak çevriliyor. “Agility” sözünü ilk olarak menajerlik oyunlarında futbol oyuncularının bir özelliği olarak görmüştüm. Türk Dil Kurumu sözlüğü bu sözün karşılığı olan çeviklik kelimesini “kolaylık ve çabuklukla davranan” olarak tanımlamış. Wikipedia ise daha geniş bir tanımlama yapıyor: “Vücudun pozisyonunu verimli bir şekilde denge, koordinasyon, hız, refleks, kuvvet ve direnç yeteneklerini bütünleştirerek değiştirebilmek”. Spor dünyasının bir terimi olarak karşılaştığım çevikliği tanımlayan bu sözler yazılım dünyasının yönünü çevirdiği “çevik yazılım geliştirme”yi de çok güzel betimliyor aslında. Çevik manifesto 2001 yılında tanımlandığında bu tanımlamalarla hareket etmişti. Temelinde ise değişiklikler karşısında sürekli geliştirmeyi mümkün kılacak hızlı ve çabuk adımlar yer alıyordu. Şimdilerde teknoloji üreticileri uygulama hayat döngüsü yaklaşımlarını çevik metodolojiler üzerine kurguluyorlar.

Projenin başarısı: Doğru ve zamanında teslimat
Çevik yazılım geliştirme bir ihtiyacın sonucu olarak doğuyor. Bu ihtiyaç da yazılım geliştirme maliyetlerinin giderek arttığı bir dünyada projelerin başarısız olma riskini azaltmak olarak ortaya çıkıyor. Başarısız projenin tanımı PMI’da çok net: Zamanında yetişmeyen ve kapsamın dışına çıkan proje başarısızdır. Yazılım geliştirme dünyası ise başarısız ya da daha insaflı olmak gerekirse verimsiz projeler üretilmesi ile proje yönetimi fakiri olan bir iş alanı olarak algılanıyor. Yazılım projelerinin verimsizliği ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte temelde yazılımın yeniden inşa edilebilir olması, iş gereksinimlerinin tam olarak kavranamaması gibi nedenler bu projelerin yaşam döngüsünde sürekli değişikliklere gidilmesini, bunun sonucu olarak projelerin zaman ve maliyet artışlarını beraberinde getiriyor. Bunun yanı sıra rekabetçi ortamın iş dünyasına getirdiği pazara hızlı giriş klasik yazılım metodolojisi olan şelale (waterfall) benzeri uygulamalar üzerinde çevik yazılım geliştirme yöntemlerinin öneminin artmasına neden oluyor.

Bankalarda çevik geliştirme
Yazılım geliştirme ihtiyacı en yüksek kurumlardan olan banka ve finans endüstrisi de hızlı pazar, maliyet düşüklüğü, esneklik ve müşteri odaklılık kavramları doğrultusunda çevik yazılım geliştirme yöntemlerini organizasyonlarında hayata geçiriyorlar. Bu süreç özellikle bankalar için çok kolay olmadı ve şimdilerde yeni yeni uygulama alanları buluyor. Banka yazılım geliştirme stratejilerinin çevik yöntemleri geç benimsemesinin ise birkaç haklı nedeni bulunuyor. Bunlardan ilki çevik yazılım geliştirmenin öne çıkardığı kavramlardan biri olan “esneklik”ten banka organizasyonlarının yoksun olmaları. Banka BT organizasyonlarının yazılım geliştirme sonuçlarında esneklik beklentisinde olabilmeleri için kendi organizasyonlarında bu esnekliği yakalayabilmeleri gerekiyor. Dünya genelindeki örneklere bakıldığında bu esnekliği sağlamak için yazılım geliştirme ve BT organizasyonlarının daha dinamik, yer değişebilir bir şekilde yapılandırılmaya başladığı görülüyor. Çevik yazılıma geçişi bankalarda geciktiren bir diğer önemli unsur ise bankaların yıllardır kullana geldiği kalıtsal sistemler olarak görülüyor. Anabilgisayar (mainframe) temelli kalıtsal sistemler üzerinde yazılım geliştirme ile günümüzde kabul gören servis odaklı mimariye uygun nesne tabanlı yazılım geliştirme sadece teknoloji değil, süreçler açısından da esneklik, hızlı geliştirme ve yeniden kullanılabilirlik özelliklerinin kullanılmasına olanak veriyor. Servis tabanlı mimari ile servislerin yeniden kullanılabilirliği, özünde değişimi ciddi bir biçimde barındıran yazılım geliştirme sürecini de çevik yönde etkiliyor olmaları, bankaların geliştirme stratejilerinde bu yöntemlerin ciddi bir şekilde düşünülmesini beraberinde getirdi. Son olarak bankaları çevik geliştirme uyumunu yavaşlatan konulardan biri de sıkı ve ciddi denetime tabi olmaları olarak düşünülebilir. COBIT standartlarına göre BDDK denetimine tutulmaya başlanan yazılım geliştirme için dokümantasyonun önemi, süreçlerin buna göre tariflenmeleri gerekliliği, çok doğru olmayan bir şekilde klasik yazılım yaşam döngüsü süreçlerinin içinde yorumlandı. Oysa bu süreçler çevik yöntemler temelinde yeniden değerlendirildiğinde ve organize edildiğinde standartlara uygunluk temelinde BT denetimleri açısından bir problem yaratmayacağı hatta işleri daha pratik hale getirdiği görülmeye başlandı.

Çevik yazılım ve çevik organizasyon
Pratikte tüm bu organizasyonel yapı ve kalıtsal sistemlere bağlılık içinde bankalarda yazılım geliştirme süreçlerinin tamamen çevik yöntemlere geçmesi yine de pek kolay görünmüyor. Bunu uygulamaya kalkan organizasyonlar ise pilot projeler, çevik proje takımları, çifte yazılım organizasyonları ile denemeler yoluna gidiyorlar. Birçok kurum açısından risk olarak görülebilecek bu yaklaşımlar klasik yöntemlerin getirdiği mali riskler ve rekabet gücü kaybı gibi olumsuzlukların yanında kayda alınmaya değerler. Bu yaklaşımda müşteri açısından da risk yerine esneklik geliyor. Çünkü müşterinin yani banka iş biriminin talebini doğru aktarmakla uğraşmak ve kapsamını kesinleştirip sınırlamak aslında çok da istemedikleri bir şey. Bunu yapmaya ne onların teknik kapasiteleri ne de BT birimlerinin iş kapasiteleri yeterli oluyor. Çoğu zaman iş birimlerinin kendileri de fikirlerinin geliştirilebilir olmasının, ihtiyacı oldukları şeyin aslında gerçekten ihtiyaçları olduklar şey olduğunu anlayabilmek için ürünü “görmek”, “denemek”, “ya aslında bu bizim için yeterli” ya da “böyle güzel oldu” diyebilmek adına ve proje süresince pazardaki değişimlere ayak uydurulabilmek için çevik yaklaşımlara tepkileri olumlu oluyor.
Bütün bunlar ekseninde çevik yazılımın çevik bankayı oluşturma hedefi çok manidar. Yeni ürünlerin, i’li uygulamaların, pazara erken çıkmanın, sosyal medya gibi yeni kanalların ve daha da önemlisi maliyetten kazancın yolunun inovatif çalışmaları ve bunun temelinde yer alan yazılım geliştirmeden geçtiği kabul edilen bir gerçek artık. Çevik yazılım geliştirme yöntemleri de tam da bu hedefler üzerine kurgulanan bir yapıyı sunuyor. Gerek yurtdışında ve onlardan önde olacağına emin olduğumuz şekilde yurtiçindeki bankalarımızın bu gelişmeleri yadsımaması ve çeviklik yönünde adımlar atması bunu gösteriyor.
ETİKETLER : Sayı:939