Yazarlar 11 KASIM 2012 / 11:37

Deprem

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar depremden korkuyor ama pek de bir şey yap(a)mıyorlar. Öyle ya; diyelim kendi yaşadığınız yeri yeterince dayanıklı yaptınız, peki hiç mi dışarı çıkmayacaksınız? Kamu ise, hem büyük olasılık ilk büyük depreme dayanamayacak olan binaları yıkıp yenilemenin yollarını uygulamaya koyuyor (kentsel dönüşüm), hem de deprem olduğunda oluşacak hasarı bölge bölge, hızla belirlemeye yönelik kestirim mekanizmasını kurmaya çalışıyor.
Mevcut yaklaşım, depremin merkez üssü ve derinliği ile şiddetini çabucak çözümlemek, buna bağlı olarak, jeolojik yapısına da bakarak hangi bölgede ne şiddette hissedileceğini kestirmek. Buradan, o bölgedeki yapı stoğunun incelemesi (doğru) yapılabilmiş olanlarının ne derecede hasar gördüğü tahmin edilecek ve yardım ona göre yollanacak. Çökmüş, enkaz altında yaralısı bol olan yere arama kurtarma ve sağlık ekipleri, hasar görmüş ama çökmemiş, içindekilerin kendi olanakları ile kurtulacakları yerlere de barınma ve gıda yardımı gönderilecek. Arama kurtarmayı esas ihtiyaç duyulan yere vaktinde ulaştıramadınız mı, can kayıpları artıyor.
Peki, deprem merkez üssü ile başlayan, yapı stoğunun kalitesi ile biten ve doğruluğu tam olmadığından “kestirim” olarak nitelenen hasar, eksik veya aşırı tahmin edilmişse ne olacak? Yardım çalışmaları tam zamanında ve doğru olarak yapılmış olmayacak. O zaman hasar belirlemesini kesin verilere dayanarak elde etsek daha etkin olmaz mıyız? Oluruz.
Gelin o zaman bir yapı hasar belirleme ağı kuralım. Her binanın önemli her kolon ve kirişine algılayıcılar koyalım. Kolonların yana yatma açılarını, kirişlerin bir diğerine mesafelerini sürekli ölçelim ve her koşula dayanıklı bir ağ ile bir merkeze bildirelim. Bir bina çöktüyse kolonları dik olmayacak, kirişleri de bir diğerine (sağlam ise iki kiriş arasında bir kat yüksekliği kadar uzaklık olması gerek) yaklaşmış olacak. Bu ölçümler, kurtarma ekibine yıkıntının neresine, nereden geçerek ulaşabileceği konusunda da yol gösterici olacaktır.
Eeee?, haydi, ne duruyorsunuz?
ETİKETLER : Sayı:895