Yazarlar 11 AĞUSTOS 2014 / 13:22

Depremler ve Türkiye

1999 depreminden bu yana neler yaptık? Örneğin bilişim ağımız depreme hazır mı? Geleceği aşikar olan büyük depreme hazır olduğumuzu söyleyebiliyor muyuz? Maalesef hayır.

 

Peki acaba asıl sorunumuz riski görememek  mi, görüp yönetememek mi? Belki de çok unutkanız.Ya da yapmamız gerekenleri ertelemek kolayımıza geliyor. Bu en azından ABD’den bakınca bana öyle görünüyor.

Tarih 17 Ağustos 1999. Yoğun bir iş günü sonrası sakin bir gece. Saat  03:00 den hemen sonra Kuzey Anadolu fay hattı Kocaeli’nin 17 km derinliğinde kırılıyor. Tektonik hareketlerin sonucu yıllardır biriken enerji o denli büyük ki  U.S. Geological Survey’in verilerine gore, Düzce’den İzmit Körfezine kadar uzanan 150 kilometrelik fay hattı saniyeler içerisinde 270 santimetre kayıyor. Richter ölçeğinde 7,6 şiddetinde kaydedilen deprem, yoğun nüfusun barındığı Kocaeli, Sakarya, Yalova, İstanbul ve civarındaki il ve ilçeleri şiddetle sarsıyor.

Sabah olduğunda görülen manzara korkunç, çünkü İstanbul ve çevresi depreme hazır değil.

Bir dakikadan biraz uzun süren deprem binlerce binayı yerle bir etmiş. Resmi raporlara göre 17127 kişi yaşamını yitirmiş, 43959 kişi yaralı, 285211 konut ve 42902 işyeri ağır hasarlı. Toplam ekonomik bilanço ise 23 milyar dolar.

Depreme hazır olmak ne demek?

 Arama ve kurtarma çalışmaları başladığında tam bir kaos yaşanıyor. Devletin bu tür bir felâket senaryosuna hazır olmadığı ortada. Halk kendi kısıtlı olanakları ile bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ulaşım ve iletişim hatları felç. Yiyecek, içecek, ilâç, barınacak yer yok...

İstanbul depreminden yıllar önce, 17 Ekim 1989’da akşam 5:04 te yine bir fay hattı üzerinde kurulu olan San Francisco kenti 6,9 şiddetinde bir depremle sarsılıyor. Şehirdeki 50 ilâ 100 yıllık tarihi evlerin büyük bölümü hasar görüyor, kalabalık bir viyadük ve Bay Bridge’in bir bölümü çöküyor. Gerçi San Francisco depreminin şiddeti İstanbul depremine göre daha düşük ama şehrin böyle bir âfete hazır olduğu açık bir şekilde görülüyor. Şehir yönetimi, en ince ayrıntısna kadar plânlamış oldukları kurtarma çalışmalarını derhal devreye sokuyor ve şehirde yaşam çok kısa bir sürede normale dönüyor.

California eyaleti bu depremden çıkardığı dersler ile ilâve tedbirleri de derhal hayata geçiriyor. Bölgedeki tüm köprü ve otoyollar gelecekte olabilecek daha şiddetli bir depreme karşı güçlendiriliyor.

 ABD hazır da, Japonya değil mi?

Dünyada depremlere hazırlık açısından en ileri ülke olduğu bilinen Japonya’nın 2011 yılında Tohoku depreminde yasadıkları evdeki hesabın çarşıya uymadığını, “yeterli hazırlık“ diye bir kavramın olmadığını tüm dünyaya gösteriyor. Anlaşılıyor ki depremlerden korunmanın tek yolu riski anlamaktan ve bu riski azaltma yönünde sürekli olarak çalışmaktan geçiyor.

ABD yine kolları sıvıyor; California devleti Tohoku depremi sanki ABD’de olmuşçasına Japonya’nın depremden önce almış olduğu tüm tedbirleri ve sonuçlarını en ince ayrıntısına kadar inceleyip, öğrendiklerini derhal uygulamaya koyuyor.

Tohoku depreminden alınan dersler ki bunlara hasara uğrayan nükleer santrallerin akibeti de dahil masaya yatırıldığında, California eyaleti depremlere karşı hiç de umduğu kadar hazır olmadığı gerçeğini fark ediyor. Görüyorlar ki: Los Angeles yöresinde oluşabilecek 7,5 şiddetinden daha güçlü bir deprem 2000 kişiden daha fazla can kaybına yol açacak. Devlet yüklü bir fon ayırıp bu riski bertaraf etmek için zaman kaybetmeden çalışmaları başlatıyor.

 Tedbirlerden söz ediyoruz da, depremleri önceden tahmin edemez miyiz?

Ne yazık ki şu an için depremlerin önceden belirlenmesi henüz olası değil. Ama bu konuda oldukça olumlu sonuçlar da alınıyor. Bu çalışmalardan birini IEEE (Amerikan Elektrik ve Elektronik Mühendisleri Enstitüsü) üyelerinden oluşan bir grup yürütüyor. Li-Xin Wu, Shan-Jun Liu ve Kai Qin kariyerlerini bu konuya adamışlar

Üzerinde çalıştıkları teoriye göre, litosfer olarak tanımlanan ve yer kabuğu ile atmosferin oluşturduğu ara yüzdeki kızıl ötesi enerjinin dağılımı, depremlerden önce anormal bir değişim gösteriyor.

Grup, GEOSS’dan (Global Earth Observation System of Systems) aldıkları verileri kullanan bir istatistiksel analiz yöntemi ile deprem tahmini yapılabileceğini kanıtlamaya çalışıyorlar. Diyorlar ki, depremlerden önce yer kabuğunda mekanik gerilime ek olarak sıcaklık, nem ve kızıl ötesi radyasyonda değişimler oluşuyor. Deprem bölgelerinden toplanan ve birbirleriyle ilişkili olduğu bilinen verilerin istatistiksel dağılımlarını inceleyip normale göre sapmalarını belirleyebilirsek, depremlerin olacağı yer ve zaman hakkında da bir ön bilgi elde edilebiliriz.

Henüz kesin bir deprem tahmininde bulunamamakla beraber, grubun geçmiş depremlerden önce topladıkları veriler doğru yolda olabileceklerine işaret ediyor. Örneğin Çin’de 12 Mayıs 2008’de olan depremden 6 gün önce deprem bölgesinde radyasyon ve sıcaklık verileri gerçekten de anormal değişimler göstermiş.

 Çalışmalar olumlu ama yol uzun

 Göründüğü kadarı ile bir gün deprem tahminleri de hava tahminleri gibi yapılabilecek. Bu gerçekleştiğinde erken uyarı sistemleri ile can kayıpları da engellenebilecek. O gün gelene dek depremlere olabildiğince hazır olmaktan başka seçeneğimiz ve kaybedecek zamanımız pek yok.

Doğan Haber Ajansında çıkan bir haberde, İstanbul’u 6,5 şiddetinde sarsacak bir depremin binlerce cana ve 15 ilâ 30 milyar dolar zarara mal olacağı tahmin ediliyor.
Geçtiğimiz Mayıs ayında çıkan bir haberde ise Türkiye Deprem Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan şöyle diyor: “24 Mayıs'ta meydana gelen 6,9 büyüklüğündeki  deprem, Kuzey Anadolu Fayı'nın Saroz Körfezi'nden batıya doğru devam ettiğinin en belirgin kanıtıdır.” ve devam ediyor: “1999 depreminden sonra her yıl Kuzey Marmara'da büyük deprem olma olasılığı artıyor”.