Yazarlar 25 KASIM 2013 / 08:02

FATİH SATIN ALMA GİRİŞİMİ VE EĞİTİM

12 Kasım günü, bir FATİH satın alma ihalesi daha sonuçlandı: Dokuzuncu sınıf öğrenci ve öğretmenlerine dağıtılmak üzere 675 bin tablet, 550 bin kılıf ve 125 bin klavye ihalesi 409 milyon TL karşılığında Telpa’nın oldu.
Aynı gün, iş dünyasının saygın kuruluşu Bloomberg’in yayın organı BusinesWeek’te şu başlıkta bir yazı çıktı: “The False Promise of Classroom Technology” (Sınıflara konan teknolojinin sahte vaatleri, http://buswk.co/I58a5T). ABD’den ve dünyadan örnekler vererek, sınıflara teknoloji fırlatmanın olumlu sonuçları olmadığını anlatan bu araştırmacı gazetecilik örneği yazının, sadece bir paragrafını Türkçe’ye çevirerek dikkatlere sunarım:
“ABD ve İngiltere okulları daha iyi olabilir. Problem şu ki eğitimin krizde olduğu yönündeki sürekli algı nedeniyle, kestirme çözüm arayışlarına girilir - bunların en yenisi de sınıflara enformasyon teknolojilerini fırlatmaktır. Bu “çözüm”ün Batı dünyasında kötü bir karnesi vardır. Okulların gerçekten çok yetersiz olduğu ülkeler dahil, dünyanın geri kalan kısmında daha da kötü bir karnesi vardır. Çocuğunun iyi eğitim almasına kendini adamış velilerin desteğini arkasına alan, ders verme konusunda esnekliği olan ve teşvik edilen öğretmenin yerini hiçbir teknoloji alamaz.”
Bunları biz de söylüyoruz (örneğin, http://bit.ly/1cGTySZ, http://bit.ly/1fVXIZF); ama ülkemizde nedense ABD gibi gelişmiş ülkelerden gelen görüşler daha çok itibar gördüğü için, yukarıdakini paylaşma ihtiyacı duydum. Üstelik, İngilizce bilen ve konuya ilgi duyanların mutlaka okuması gereken bu inceleme yazısı bir eğitim, öğretim dergisinden değil, şu veya bu şirketin lobiciliğini yapma gereği duymayacak kadar güçlü ve bağımsız bir iş dünyası dergisinden.
Öte yandan, gerçekçi olmak gerekir. Gerek teknoloji şirketlerinin müthiş para kaynakları, haber gibi sunulan reklamları ve lobi gücünün zorlamasıyla, gerekse slogan olarak ortaya atılan “bilgi çağının gereği, bilgi teknolojileri” gibi söylemlerin insanımızın hayalinde yarattığı fantaziler nedeniyle, tüm uyarılara karşın sınıflarımıza teknoloji giriyor ve girecek. Ayrıca, sınıfları, öğrencileri ve öğretmenleri donatacak teknoloji talebinin ülkemizde yaratacağı müthiş boyutlardaki pazar da diğer bir önemli bir konu. Dolayısıyla, özellikle eğitim ve öğretim sistemimizin A dan Z’ye değişmesi gerektiğinin genel kabul gördüğü bugünlerde (http://bit.ly/17M2CZo), önümüzde hem eğitim ve öğretimi iyileştirmek hem de bilgi teknolojileri sektörümüzün gelişmesine katkıda bulunmak için müthiş bir fırsat var.
Şu ana kadar bir satın alma girişimi olmanın ötesine geçememiş ve bir eğitim projesi olamamış olan FATİH’in eleştirisini Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın dergisinde Mustafa Akgül “FATİH Projesi: Sorunlar, Riskler ve Endişeler” başlığı altında etraflı bir şekilde ortaya koymuş (http://bit.ly/1aRW1az). Özetle, başarısız bir uygulama sürüyor.
Projenin amacı eğitim ise, sürükleyicisi Milli Eğitim Bakanlığı olmalı. Fakat, MEB bırakın eğitim, öğretim ve müfredat ile ilgili koşulları hazırlamayı, satın alınan teknolojilerle ilgili konularda bile bazı aksamalar içerisinde. Örneğin, Vestel’in ürettiği etkileşimli tahtaların tasarımını yapan MEB, bunun yurtiçi patentini alırken, başvuru süresini kaçırdığı için uluslararası patentini alamadığı iddia ediliyor (http://bit.ly/1bDxGX1).
Şu anda yapılması gereken ne onu bunu suçlamak ne de bazı sahte hayalleri yaymaktır. Herhangi bir ön çalışma ve hazırlığı olmadan (bkz: MEB 2011-2014 Stratejisi http://bit.ly/HZWMHL, içinde bu projeyle ilgili tek kelime yoktur), pilot çalışma yapılmadan, geri besleme mekanizmaları geliştirilmeden, paydaşların katılımcılığı aranmadan, sadece satın alma ihalelerine odaklanmış, şeffaf olamayan bu süreci Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın derhal durdurması gerekir. Daha sonra: (1) Şimdiye kadarki uygulamalardan elde edilen deneyim ve birikim, olumlu ve olumsuz yönleriyle şeffaf bir şekilde açıkça ortaya konmalı. (2) Pedagoji ve teknoloji alanlarından bağımsız uzmanları, bilim insanlarını ve paydaşları içeren bir yönetim yapısı kurulmalı. (3) Bu yönetim, gerek şu ana kadarki uygulamalarla ilgili raporları gerekse dünyanın geri kalan kısmındaki uygulamaları inceledikten sonra pedagojik ve teknolojik boyutları iyi ve beraberce düşünülmüş, teknolojiyi değil öğretmenleri merkeze alan bir pilot proje tasarlayıp eylem planını yaptıktan sonra, sürekli izleme, diyalog ve geri besleme mekanizmaları ile beraber projeyi uygulamaya koymalı. (4) Pilot uygulama sonuçlarını değerlendirip gerekli revizyonları yaptıktan sonra ülke çapında uygulamaya, şeffaf ve toplumla diyalog mekanizmalarını açık tutarak geçmeli.
Yukarıda, gerçekçi olmak gerektiğini, dolayısıyla teknoloji satmak isteyen firmalar ile politik nema peşinde olanların baskısının ihmal edilemeyeceğini yazdım. Fakat, bu ekonomik ve siyasi güç odaklarının MEB’e bir an önce birşeyler satılması yönündeki baskılarını frenlemek gerekir. Söz konusu olan sadece 8 milyarlık bir proje değil. Ülkemizin eğitim ve teknoloji geleceğine önemli katkıları olma potansiyeli olan bu projeye, onu ham bir şekilde ortaya atan Başbakan Erdoğan’ın sahip çıkması gerekir.

TPP VE TTIP: KÜRESEL TİCARETİ VE KURALLARI DÜZENLEYEN İKİ ÖNEMLİ ANLAŞMA TARTIŞILIRKEN

Alıştık ama bu alışkanlığa teslim olmamamız gerekir… Biri Pasifik (TPP: Trans-Pacific Partnership) öbürü Atlantik (TTIP: Transatlantic Trade and Investment Partnership) Okyanusu etrafındaki ülkeler arasında iki dev anlaşma tartışmalarının en sıcak günlerini yaşıyoruz ama ülkemiz gündemi küresel gündemden tamamen kopuk konularla çalkalanmakta.
ABD ile 11 Pasifik ülkesi arasında süren TPP ile yine ABD ve AB arasında süren TTIP’nin kapsamı bildik serbest ticaret anlaşmalarının çok ötesinde. Dünya ekonomisinin yaklaşık 2/3’ünü ve ticaretinin yarısını kapsayan TPP ve TTIP, gümrükleri ortadan kaldırmanın yanında, fikri mülkiyet haklarından çevre korumaya, hatta kamu satınalma ihalelerini küresel rekabete açmaya kadar uzanan çok sayıda alanda yeni düzenlemeler ve standartlar getirmeyi amaçlıyor.
Başbakan yardımcısı Ali Babacan 20 Ekim’de “Bu büyük pazar birleşmelerinde bizim de kayıtsız kalmamamız gerekiyor” dedikten sonra iki anlaşma sürecini de yakından izlediklerini açıklamakla yetindi. Geçtiğimiz günlerde Washington’a giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun orada bu konuyu Kerry ile tartıştığını, şu anda Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın bu anlaşmaların dışında kalmamızın etki analizini yaptırdığını biliyorum. Fakat, bunlar ülkemizin gündeminde değil ve toplum önünde tartışılmıyor. TPP ve TTIP’nin Türkiye üzerine etkileri ve yapılması gerekenler üzerine yayımlanmış tek etraflı çalışma, Washington, DC’deki Brookings’den Kemal Kirişçi’nin raporudur (http://bit.ly/1eioATp).
İlgili bakanlıkların bu konuda izleyici konumunda kalarak bazı çalışmalar yapmaları ve ABD’ye “peki, bize ne olacak” diye sormaları yeterli değil. Görüşmeler sonunda TPP ve TTIP’ın alacağı içerikten önce, görüşme sürecini anlamak ve müdahil olmak önemlidir. Görüşülen konular sadece ekonomiyi ilgilendirmiyor. İnternetten, fikri mülkiyet haklarına, jenerik ilaçlara kadar, toplumun hemen hemen tamamını ilgilendiren konuların sadece şirketlerin oluşturduğu lobi gruplarının, devlet bürokrasisinin ve bakanların bilgi ve etki alanı içinde olmasının ne kadar sakıncalı olduğunu Özgür Uçkan, BThaber’deki yazısında somut örneklerle açıkladı (http://bit.ly/1fVLH6y).
Nitekim, ABD ile 11 Pasifik ülke arasında gizli sürdürülen TPP görüşmelerinin fikri mülkiyet hakları ile ilgili kısmını WikiLeaks sızdırınca, sadece şirketlerin çıkarlarının gözetildiği, kullanıcıların çıkarları ile bir denge kurulmadığı ortaya çıktı. Ortaya çıkan can sıkıcı bir diğer konu da, fikri mülkiyet hakları ile ilgili internette olabilecek ihlallerden internet servis sağlayıcılarının sorumlu tutulmasına yönelik niyetler. Eğer bunlar kesinleşirse, internet üzerinde çok sınırlayıcı baskılar oluşacaktır.
Öyle görülüyor ki, interneti sınırlayıcı nitelikteki SOPA ve PIPA kanunlarını, toplumsal tepki nedeniyle kendi parlamentosunda çıkaramayan ABD, uluslararası anlaşmalar kanalıyla o kanun tasarılarında niyet edilen amacı gerçekleştirmeye uğraşıyor. Benzer bir şekilde, Avrupa Parlamentosu’nun toplumsal baskı altında reddettiği, interneti sınırlayıcı ACTA, şimdi uluslararası anlaşmalarla hayata geçirilebilir.
Bu yazı sınırları içerisinde çok küçük bir kısmına değinebildiğim TPP ve TTIP’yi ileride tekrar ele alacağım. Burada vurgulamak istediğim şudur: Anlaşmaya dahil olsun veya dışında kalsın, tüm ülkeler üzerinde çok boyutlu ve önemli etkileri olacak olan TPP ve TTIP’in içeriği ve bunların görüşme süreci hakkında ilgili bakanlıklar toplumu bilgilendirmeli ve görüşmelerin yapıldığı masada olmasa da, sürece müdahale edebilmelidir. Bunun yolları var.
ETİKETLER : Sayı:947