Yazarlar 28 HAZİRAN 2010 / 08:49

Genç yıldızlar ve yaşlı ustalar

Chicago Üniversitesi ekonomistlerinden David Galenson, eser veren yenilikçiliğin yaşla ilişkisini açıkladığı son kitabında, iki net profil ortaya koymuş: genç yıldızlar ve yaşlı ustalar. Ebat, malzeme ve diğer değişkenleri sabitleyip, 42 Amerikalı ressamın çok sayıda eserinin fiyatları ile yapıldıkları yaşları kıyaslayan Galenson şu sonuca ulaşıyor: Bir tarafta genç yaşta devrimsel nitelikte eserler verip sonrasında sanat sahnesinden çekilen “genç yıldızlar;” diğer tarafta ise uzun yıllar sebat ile çalışıp, deneyip yanılarak sanatını mükemmelleştiren, en değerli eserlerini ileri yaşlarında veren “yaşlı ustalar.”
Genelleme yaparsak, hemen her alanda yenilikçilik mümkün olduğu halde, bu değerli katkılar ya o işde daha çok yeni denebilecek “kavramsal devrimcilerden” geliyor ya da o işe sebat ile yıllarını adamış, üstelik sürekli daha iyiye gidecek dirayeti göstermiş “deneyci devrimcilerden.”
Üstelik belli bir branş ile henüz tanışma döneminde “kavramsal devrim” yapmayı başaran insanların, bir başka branşta uzun zaman çabaladıktan sonra yenilikçi eserler verebildiği de sık görülen bir olgu. Bugün tanıştığınız bir alanda çarpıcı bir yenilik ortaya koymanız (eğer olursa) ne kadar zaman alacak? Elbette, cevap kişilik özelliklerine çok bağlı ama yarı yarıya da kişinin dışındaki faktörlere, çalışma iklimine bağlı. Yıldız iklimi ile ustalık iklimini ayrıştırabilir miyiz?
Performansın tek kıstas olduğu, öğrenmenin ve kişisel gelişimin şampiyonluk için güdüldüğü, sadece başaranın anılıp, diğerlerinin ezik hissettiği ortama yıldız iklimi diyelim. Burada çabalama riski olan her işten uzak durmak gerekir, çünkü zorlanma beceriksizlik göstergesidir. Ustalık ikliminde ise öğrenme sürecinin ta kendisi kıymetlidir. Öğrenmiş olmak başkalarının takdiri için değil bireyin kendi ustalaşma hikayesi için arzulanır. Efor ile kazanım ve çıktılar bağlantılıdır ve çıktılar ustalık noktasına ilerlemenin göstergesidir. Yani efor ilerleme getirir, yeter ki ustalığa götüren engeller göğüslensin. Mozart’ı tanrı seviyordu (Amadeus), ama unutmayalım ki Beethoven’da aynı topraklarda yetişmişti.
ETİKETLER : sayı:777