Yazarlar 01 TEMMUZ 2013 / 08:03

GEZİ PARKI OLAYLARINDA SOSYAL AĞLAR KİME HİZMET ETTİ?

ULUSAL

Gezi Parkı hareketi, tipik bir sivil itaatsizliktir. Çoğulcu değil de çoğunlukçu bir demokraside, hükümet çoğunluğun verdiği yetki ile her konuda karar verme hakkını kendinde görür ve “beğenmeyen, sandıkta beni değiştirsin” diye de meydan okur. Doğal olarak da, hükümetin görüş ve kararını benimsemeyenler “Ne yapalım, çoğunluk istiyor biz de boyun eğelim” demeyebilir. Dolayısıyla, demokrasinin bir parçası olarak da kabul görmüş olan sivil itaatsizlik ortaya çıkar.
Gezi Parkı olaylarında ve sonrasında genel olarak internet, spesifik olarak da sosyal ağlar sivil itaatsizliğe mi yoksa merkezi otoriteye mi daha çok yardımcı olmuştur? İkisi arasındaki yarış nasıl gelişti?
Olaylar başlar başlamaz, yerel medyanın yetersizliği ve eylemciler arası iletişim ihtiyacı ile özellikle Twitter kullanımı fırladı. Sosyal ağlar sayesinde KÜRESEL altında açıkladığım, siber-iyimserlerin dayanak noktalarını her biri gerçekleşti. Özellikle, küresel yansımanın sağlanması ve Gezi Parkı eylemlerine hemen tüm dünyadan destek gelmesi son derecede önemli olmuştur. Bir anda hükümet tüm dünyada şiddetli bir şekilde eleştirilir oldu. Eylemcilerin yoğun iletişimi ile eylemler hem yoğunlaştı hem de tüm yurda yayıldı. Dolayısıyla, siber-iyimserleri haklı çıkaracak gelişmelerin hepsi gerçekleşmiş oldu.
Hükümet bu çapta ve bu hızla gelişen bir hareket için hazırlıksız yakalandı. Her ne kadar merkezi otorite, eylemlerin olduğu yerlere “jammers” yerleştirerek ve özellikle İstanbul’da internet erişimini tam kapatmadan ama dar boğazlar yaratarak, Anayasamız ile garanti altına alınmış olan iletişim hakkını engellemeye çalıştıysa da, eylemciler bu engelleri çeşitli yöntemlerle ve toplumsal dayanışma ile aşabildi. Dolayısıyla, siber-kötümserleri haklı çıkaracak gelişmeler olmadı diyebiliriz.
Eylemler güçlü bir şekilde sürdüğü sürece, yaklaşık iki hafta, eylemciler ile merkezi otorite arasındaki yarış eylemciler lehine sonuçlandı. Fakat, daha sonra merkezi otoritenin attığı bazı adımlarla yavaş yavaş durum değişmeye başladı. Birincisi, merkezi otorite İzmir’den başlayarak kimi Twitter kullanıcılarını tahrik ettikleri iddiasıyla gözaltına almaya başladı. Hukuki temeli olmayan bu tutuklamalar, bireylerin kendilerini sansür etmesini sağlama amacına yönelik bir tehdit havası estirdi. Bunun ne kadar etkili olduğunu bilemeyiz. Merkezi otoritenin, Twitter kullanıcılarının başta IP numaraları olmak üzere, kişisel bilgilerini nasıl saptadığını da şimdilik bilemiyoruz.
Merkezi otoritenin ikinci önemli adımı, sosyal ağlarda karşı kampanya açmak oldu. Eylemler başlayıp hızla geliştiği sıralarda, eylemi destekleyen hashtagler küresel trending topic listelerinin en üstlerine yerleşmişti. Zamanla, müthiş parasal kaynaklarını kullanmaya başlayan hükümet, profesyonel bir kampanya ile eylemciler aleyhine ve hükümet lehine hashtagleri küresel trending topic listelerine sokmaya başladı.
Hükümetin üçüncü adımı da, sosyal ağları düzenleme adı altında kontrol edebilmeyi sağlayacak yasa hazırlığına başlaması oldu. Hükümetin elinde zaten var olan, gizli veya yasal interneti sınırlama olanak ve yetkileri yetmemişti.
Dolayısıyla, eylemlerin başlayıp hızla yoğunlaşıp yaygınlaşması sırasında siber-iyimserlerin haklı çıkması, sosyal ağların eylemcilere daha güçlü bir şekilde yararlı olması, daha sonra değişmiş ve siber-kötümserleri haklı çıkaracak gelişmeler ağırlık kazanmaya başlamıştır. Sosyal ağların hükümet yararına kullanımı öne çıkmıştır.
Bu sonucun birçok nedeni arasında en önemli ikisi şöyledir: (1) Sosyal ağlardan protesto düzenlemek için yararlanmak kolaydır ama kompleks konularda “crowdsourcing” yaparak öneri ve politika geliştirmek zordur. (2) Merkezi otoritenin elindeki yasal olan veya olmayan olanaklar ve para gücü, dengeyi bozmaktadır.
Gezi Parkı eylemleri bir yandan hem siber-iyimserleri hem de siber-kötümserleri destekleyici, bir yandan da siber-iyimserleri güçlendirmek için ne yapılması gerektiğine ilişkin ampirik veriler sağlamıştır. Bunların ilk analizi, konu üzerine ciddiyetle eğilen tek STK’mız Alternatif Bilişim Derneği tarafından yapılmıştır (http://tinyurl.com/pqbc3v4). Bu değerli analizin ortaya koyduğu çalışmaları gerçekleştirerek, merkezi otorite karşısında bireyi ve toplumu güçlü kılmak, demokrasiye yapılacak en büyük hizmettir.
Yolun başındayız. Fakat, Çin atasözünün de belirttiği gibi “bin kilometrelik yolculuk da bir adımla başlar.”

KÜRESEL

SİBER-İYİMSERLER VE SİBER-KÖTÜMSERLER

Genel olarak internet, spesifik olarak da sosyal ağlar otoriteye mi yoksa başkaldıran topluma ve bireylere mi hizmet eder? Hangisinin gücüne güç katar? Totaliter hükümetlerin mi yoksa özgürlükçülerin mi işine yarar? Demokratikleşmenin mi, yoksa baskıcı merkezlerin mi elini güçlendirir? Sivil itaatsizliği mi destekler, hükümetin otoritesini mi? İnternetin toplumsal sorunlar ve siyaset alanındaki rolü, sosyal ağların ortaya çıkmasıyla, son 10 yılda hızla artarken, bu sorular da yoğun bir tartışma konusu oldu.
Önceleri siber-iyimserler ortaya çıktı. İnternetin hızlı ve yaygın bilgi paylaşımı sağlaması insanları başta büyüledi. ABD başkan yardımcısı olduğu sıra, 1995 yılında Al Gore “internet sadece katılımcı demokrasiyi yaygınlaştırmakla kalmıyor, Atina demokrasisine doğru adım adım ilerlememizi sağlıyor” diyordu. İnternete erişim ucuzladıkça ve sosyal ağlar ortaya çıktıkça, siber-iyimserlik görüşü güç kazanıyordu. Bu arada Ukranya’da Turunç Devrimi (2004) ile başlayan siyasi özgürleşme çabaları, son yıllarda İran seçimlerindeki hilelere karşı ayaklanma (2009), Tunus’daki Yasemin Devrimi (2010-11) ve Mısır’daki Arap Baharı (2011) ile devam etti. Tüm bu hareketlerde internetin oynadığı önemli rol, siber-iyimserlerin görüşünü güçlendirmeye devam etti.
Önde gelen düşünürü Clay Shirky olan siber-iyimserlerin temel dayanakları özetle şunlardı: (1) Bireye daha fazla güç vermesi; (2) Bir grubun ülke içinde ve dışındaki bireyleri arasında iletişimi hızlandırması ve kolaylaştırması; (3) Yerel olayların küresel yankılanmasının güçlenmesi.
Zamanla, özellikle yukarıdaki siyasi özgürleşme olayları daha yakından incelendikçe, siber-karamsarlık kendini göstermeye başladı. Önde gelen düşünürünün Evgeny Morozov olduğu siber-kötümserlere göre, internetin özgürleştirici gücünden daha büyük gücü, hem toplumu kontrol altına alma hem de karşıt görüşleri yakalama olanağı sağladığı otoriter rejimlerin hükümetlerine veriyordu. Bu görüşün temel dayanakları özetle şunlardı: (1) İnternet, etkin ve sonuç alıcı sosyal tabanı olmayan “demokrasi balonları” üretiyor olması; (2) İnternet üzerinden oluşan grupların, bireyleri arasındaki bağın zayıf olması sonucu, ortaya çıktıktan sonra hızla yok olması; (3) Toplumların küçük bir azınlığının internet siyaset amacına yönelik kullanıyor olması; (4) İnternet üzerinden örgütlenen aktivistlerin, hükümet tarafından tehditle veya yakalanarak pasifize etmesi; (5) İnterneti sansürlemek yerine, içerikleri gizlice gözetleme olanağını hükümete vermesi.
Her önemli teknolojide “yararı mı çok, zararı mı” tartışması olur. Bu tartışmalar da sonunda “insanın nasıl kullandığına bağlı” diye genel ve - ayrıntılara girilmezse -  pek de anlamlı olmayan bir sonuçla biter. Fakat, gerçek şu ki, internet doğası gereği özgürleştiricidir diye kestirip atmak mümkün değil. Bir araç olan internet sonucu belirlemez; sonucu belirleyecek olan sosyal ve politik örgütlenme, hükümetlerin tutumu, bireysel yetenekler, STK’lar, olanaklar ve doğal olarak internetteki egemen firmalardır. Otoriteyi elinde bulunduran güçler ile bireysel ve toplumsal özgürlükleri savunanlar arasında bir yarış süregidiyor. İnternet tarihsel olarak süren bu yarışın oyun kurallarını değiştirdi. Her ampirik gözlem, yarışan güçlere yeni katkılarda bulunacaktır ve yarış devam edecektir.
ETİKETLER : Sayı:928