Yazarlar 08 NİSAN 2013 / 08:06

GSMA Dünya Mobil Kongresi’nin ardından ne değişecek?

‘1 milyar insanın daha internet’e erişmesi dünyada 18. Yüzyılda Avrupa’da gerçekleşen sanayi devriminden daha büyük bir etki yaratabilir.’(*)

Bir Dünya Mobil Kongresi daha geride kaldı. Barselona’da 2013’ten itibaren artık GSM’in yeni mabedi Fira Gran Via olacak. Bu yıl 72 bin ziyaretçisiyle tüm zamanların rekoru kırıldı. Elbette, rekorlar bununla sınırlı değildi. Bu denli yüksek sayıdaki katılımcının yarısı C-Düzeyi yönetici, 4300’ü ise CEO düzeyinde tepe yöneticisiydi.
Her zamankinden çok ilgi gösterilmesinin nedeni yeni çıkan cep telefonlarını ilk gören insanlar olma arzusu olamaz. Nitekim, gösterilen yeni ürünlerden daha çok bu yıl ele alınan konular katılımcıların merakını oluşturdu. Örneğin LTE, NFC, bağlantılı taşıtlar, akıllı şehirler, operatörlerin geleceği, OTT’lerin önlenemez yükselişi, regülasyonlar, frekans tahsisleri, yeni iş birlikleri, yeni iş modelleri hep kalabalık izleyici grupları tarafından takip edildi.

LTE’ye yapılan yatırım nihayet endüstride kendini göstermeye başladı
Bazı operatörler 2013 sonunda LTE-Advanced’e (LTE-A) geçiş yapacaklarını  açıkladılar. Operatörlerin bir kısmı şimdiden planladığı gibi LTE’yi atlayarak HSPA+’tan sonra doğrudan LTE-A’ya geçebileceklerini düşünüyorlar. Bu strateji Türkiye için de gündeme alınabilir. Ancak, operatörlerin 4G şebekelerine yatırım yapmaları için 4G içerik üretimine hız kesmeden devam edilmesine çok ihtiyaç var. İlk LTE-A akıllı telefonları üçüncü çeyrekte Kore’de göreceğiz. Koreli üreticiler 4G’ye ciddi yatırım yapıyor. Elbette, bunda Kore pazarında 4G kullanımının yüksek olmasının ve cihaz üretimindeki uzmanlıklarının büyük rolü bulunuyor.
Avrupa ve Asya ile ABD arasındaki LTE makası iyiden iyiye açılmış durumda. Örneğin, Amerikalı bir operatör 100 milyon insanı kapsayacak şekilde LTE yatırımını tamamladı. Bunu kolaylıkla gerçekleştirdi. Çünkü, 700 MHz’de LTE lisansı var. Oysa Avrupa’da her ülke farklı spektrumda lisans almaya devam ediyor. 800, 1800, 2600 MHz’leri görüyoruz. Asya 800, 1800, 2100, 2300 ve  2600 MHz’leri kullanıyor. ABD dışındaki ülkelerde hızla 800’e taşınılması isteniyor. Aynı şekilde, Türkiye’nin de 800 MHz bandında LTE kurulumu gerçekleştirmesi, kaynaklarımızın israf edilmemesi, aynı işi görecek donanım için daha fazla ekipman satın alınmaması büyük değer taşıyor.
Müşteri odaklı ve şebeke odaklı anlayışlar ve operatörlerin kimlik bunalımı
Bu sene GSMA Dünya Mobil Kongresi’nde bir gerçek çok hissedildi. Operatörler bakış açılarını değiştirmeleri gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü müşteriler onların belirli hizmetlerine artık muhtaç değiller. VoIP ile ses, yeni ve ücretsiz mesajlaşma sistemleri ile SMS eski önemini muhafaza etmekte zorlanıyor. Üstelik içerik sağlayıcılar ile pazardaki seçenekler çok arttı. Tartışmalardan anlaşıldı ki; çoğu şebeke sağlayıcı, deneyim yerine hizmet sunmakla yetiniyor. Müşterilerle kusursuz iletişim kurulamıyor ve karmaşık tarifelerle bulanıklık yaratılıyor. İçerik sağlayıcıların son yıllarda gündemimize taşıdığı ‘Kullanıcı (ya da Müşteri) Deneyimi’ kavramı artık operatörler için de olmazsa olmazlar arasına girdi. Bu konuda erken davranan operatörlerin diğerlerine kıyasla daha fazla yol aldığını görüyoruz. Operatörlerin en büyük varlıkları şebeke ve bunu yeni uygulamalar ve hizmetler sunmak için kullanmaları gerekiyor.
Dünyada 6 milyarın üzerinde GSM SIM kartı kullanılıyor. Oysa hala 4,5 milyar insan internete erişemiyor. Kısa süre içerisinde 1 milyar insanın daha internete erişiminin sağlanmasının ekonomik faydasının ötesinde politik ve toplumsal değişimlere de olumlu katkısının olacağı Kongre’de öne sürülen konular arasındaydı. Özellikle erişimin artırılmasında akıllı cihazların daha makul fiyatlarla sunulmasının büyük rol oynayacağına değinildi. Fakat bu hedefe ulaşılması için gelişmekte olan pazarlarda üstlenilecek roIler ve yerel kullanıcıya hitap edecek içeriğin oluşturulması gibi diğer önemli faktörlerin neler olabileceği henüz netlik kazanmış değil. Avrupalı büyük bir telefon üreticisinin (Nokia) CEO’su 1 milyar insanın daha internet’e erişmesinin Avrupa’nın sanayi devriminden daha büyük bir etki yaratacağını iddia etti.

OTT’lerin önlenemez yükselişi
Özellikle mobil eko-sistem açısından bakıldığında Kongre’de öne çıkan temalardan biri de operatörlerin OTT gelirlerinden pay alabilmek için verdikleri mücadele oldu. RCS’ler, API’ler, OTT’ler ile mobil altyapı sağlayıcıları bu eko-sistemin önemli parçalarını oluşturuyor. Fakat herbirinin gelecekte ne kadar uzun ömürlü olacağı en büyük tartışma konusu.  Dünya Mobil Kongre’sinde bu yıl konuşan operatör CEO’larının çoğu sektörün akıl almaz bir hızda değiştiğini dile getirirken, söz konusu değişikliklerden faydalanma konusunda kendilerinin, OTT’lerin, işletim sistemi geliştiricilerinin ve hatta cihaz üreticilerinin ne kadar gerisinde kaldığını vurgulamadan edemediler.  Operatörlerin dile getirdikleri bir başka sorun ise ağır regülasyonlar ve yetersiz spektrum tahsislerinin artık sürekli artan veri talebini karşılayacak altyapının kurulmasına engel olmasıydı.
Telefonica CEO’su Cesar Alierta, şirketinin pazardaki teknoloji tekellerini kaldırmaya ve mevcut ortamın değer zincirinde eşitliği sağlamaya çalışacağını söyledi. Telecom Italia CEO’su Franco Bernabe ise giderek karmaşıklaşan eko-sistemde birkaç oyuncunun pazara hakim olduğunu ve rekabetin önüne geçerek diğerlerinin müşteri tabanını olumsuz etkilediğini dile getirdi. AT&T CEO’su Randalph Stephenson ise Avrupalı operatörlere tümüyle katıldığını ve mobil inovasyonun artması için adil bir dengenin şart olduğunu anlattı. Politika oluşturanların, özellikle spektrum politikaları için çok açık olmaları gerektiğini söyledi. Operatörlerin hemen hepsi, regülasyon ortamının şebeke yatırım dönemleriyle uyumlu olması gerektiğini dile getirdiler. Ortak görüşe göre; gelişmiş pazarlarda operatör gelirleri durgunlaşırken, 4G LTE altyapısının kurulması için daha fazla CAPEX’e ihtiyaç duyuluyor. OTT’ler operatör gelirlerinden pay alırken, yapılan yatırımlara katkı sağlamadan kendilerine fayda sağlıyorlar. Mevcut düzenlemeler rekabeti artırmayı hedefliyor, fakat özellikle de Avrupa’da pek çok ülkede zaten rekabet fazlasıyla var. Bugün için Avrupa’da sadece AB’de sektörde 3000 den fazla operatör faaliyet gösteriyor.

Makinelerarası iletişim yaygınlaşıyor
Birbirine bağlı araba, ev, sağlık teknolojileri ve hatta “Bağlantılı Şehir” (Connected City) ile M2M çözümleri kongrede gündemin üst sıralarındaydı. Bağlantılı Şehir meydanları, AVM’si, konutları, kafesi, ofisi, araba galerisi ve sokağıyla tam anlamıyla şehir ortamını yansıtıyordu. AT&T, Deutsche Telekom, KT, Telenor ve Vodafone ortaklığıyla kurulan bağlantılı şehir, mobilin gücüyle çalışan bağlantılı bir gelecekte insanlarının hayatını otomotiv, eğitim, sağlık ve diğer alanlarda nasıl daha iyi hale getireceğini göstermeye çalıştılar.  Operatörler ve OEM’ler (Original Equipment Manufacturer) giderek M2M’in ötesine geçerek Nesnelerin İnterneti  (Internet of Things) olarak bilinen daha geniş bir eko-isteme doğru geçiş yapmak istiyorlar.
GSMA’in Bağlantılı Taşıt Forum’una göre, 2015’te gerçekleştirilen araba satışlarının yüzde 20’sinde bağlanırlıkla sunulan hizmetler olacak. Bunların yarısından çoğunda bağlantı akıllı cihaz entegrasyonu sağlanacak. Yılda 1 milyon taşıt üreten Türkiye için potansiyein büyük olduğu anlaşılıyor.
NFC özellikli telefonların Kongre alanında kullanılması ile NFC konferansta dikkati çekmeyi başardı. NFC’i  deneyimlemek için şehirde yüzlerce iş yeri, taksi ve fuar alanındaki girişler sisteme dahil edildi. Her yerde NFC öne çıkarıldı. Bir Dünya Mobil Kongresi daha bu ve benzeri konuların konuşulduğu, tartışıldığı bir etkinlik olarak belleklerde anı olarak yerini aldı.
(*) Nokia CEO’su Stephen Elop’un Kongre’deki konuşmasından.
ETİKETLER : Sayı:916