Yazarlar 10 HAZİRAN 2013 / 08:06

Haber

Yarım asır geriye gidelim. 1963. Akademik bilgi üniversite kütüphanelerinde. Öğrenciyseniz, ulaşabiliyorsunuz. Daha uzmanlaşmış bilgi enstitülerin özel kütüphanelerinde. Yüzünü, doktora öğrencisiyseniz görebiliyorsunuz. Kitle iletişim aracı olarak Etimesgut’taki 182 kHz uzun dalga Ankara Radyosu ile Ümraniye’deki 702 kHz orta dalga İstanbul Radyosu var. Sabah, öğle, akşam yayınları ayrı ayrı. Yayın araları sessizlik. Öğleden sonra hariç: saat 14:00-15:00 arası “Anadolu Ajansı”nın “yazdırma servisi” yayında. Bir spiker düşük hızda, bazen cümle parçalarını tekrarlayarak, Anadolu Ajansı’nın haberlerini okuyor. Gazeteciler, bu haberleri kalemle kağıda yazarak kayda alıyorlar. Ertesi günü gazetelerde yer alacak haberler bunlar. Bir iki gazete çabuk baskı yapıyor, akşamdan satışa çıkıyor. Daha radyo akşam yayınına başlarken. Bunlar: “Akşam Postası”. Ankara gazeteleri sabah erkenden gazetecide. İstanbul gazeteleri saat 10:00 gibi uçakla geliyor. Adı “Tayyare Postası”. Gazete, düşün yazıları kadar, haber kaynağı da.
O devirde, ihtilal yapmak için, gazete matbaaları ve radyoevleri ele geçirilirdi.
Gelelim günümüze. Haber, eğer olay olduktan sonra ilk 30 dakikada bana ulaşmamışsa, ben onu “tarih” sayıyorum. Gazeteleri yalnızca, yazarları için okuyorum. Onda da, daha gazete benim mahallemdeki bayie gelmeden önce internetten ulaşarak!. Haber alma ortamımız (medya) değişti. Ayrıntılı haber arayan, internete bakıyor. Özet ve daha hızlı haber arayan Twitter’a. Acaba kitle iletişimini sağlayan medya toplumla ne kadar barışık? Bir haberi öğrenince bir de yurt dışı kaynaklardan doğruluyorsanız, kendi ülkenizin medyasına güvenmiyorsunuz demektir. Eğer radyolarda dinleyecek müzik bulamayıp da bir CD çalmaya başlıyorsanız, medya ile kültürünüz uyuşmuyor demektir. Hele, kendiniz için hazırladığınız bir CD başkaları tarafından da beğenilip “bana da bir kopya yapsana?” isteği alıyorsa, medya sizden kopmuş demektir.
Gözlemlerim, medyanın toplumdan koptuğu yönünde. Şimdi birileri soracak “hangi toplum?” İşin en acıklı yanı da bu zâten!
ETİKETLER : Sayı:925