Yazarlar 19 AĞUSTOS 2013 / 07:30

İletişimi gözetlemek ve insan hakları

10 Temmuz 2013’de, aralarında Türkiye’den Alternatif Bilişim Derneği’nin de bulunduğu 150’den fazla uluslararası sivil toplum kuruluşu ve sivil inisiyatif bir bildiri yayınladı: “İletişim gözetimine insan haklarının uygulanması konusunda uluslararası ilkeler” (http://goo.gl/ZvbdWK; http://goo.gl/g41iDH) Teknolojinin iletişimi toptan gözetlemek için hızla geliştiği ve devletlerin vatandaşlarının mahremiyet, ifade özgürlüğü ve bilgi edinme haklarını ihlal etmek için giderek daha fazla iştah duyduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu bildiri, her bir devletin iç hukukunun üstünde tutmak zorunluluğunu kabul ederek imzaladığı uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve içtihatlarının iletişimin gözetlenmesi alanına uygulanmasıyla ilgili ilkeler belirliyor ve bu yüzden çok önemli. Çünkü bu ilkelerin uygulanmadığı her durum, devletlerin gözetim faaliyetlerini hukuksuz hale getiriyor ve bu faaliyetleri yargılamak için temel oluşturuyor.

Mahremiyet ve özel hayat hakkı ve buna bağlı olarak iletişimin mahremiyeti ve kişisel verilerin korunması, demokratik toplumların varlığı için merkezi konumda; çünkü ifade ve bilgi özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel hakların uygulanmasının koşulunu oluşturuyor (Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, m. 12; Birleşmiş Milletler Göçmen İşçiler Sözleşmesi m. 14; Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarının Korunması Sözleşmesi m. 16; Uluslararası Sivil ve Politik haklar Sözleşmesi m. 17; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan hakları Mahkemesi içtihatları vb.). Mahremiyet hakkının yokluğunda ifade, bilgi edinme, bilgiyi yayma, iletişim ve örgütlenme haklarının varlığından söz edilemez. İletişim gözetimi de dahil olmak üzere, mahremiyet hakkını sınırlandıracak faaliyetler yalnızca yasayla ve, meşru bir hedefe ulaşmak için gerekli ve bu hedef doğrultusunda ölçülü bir biçimde konumlandırılırsa meşru olabilir (Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, m. 29; Uluslararası Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesi'nin 40. maddesinin 4. paragrafı ve İnsan Hakları Komitesi'nin kabul ettiği 27 no.lu Genel Yorum).

Bu yüzden sözü edilen bildiri, hukukun öncelikli ilkeleri olan “gereklilik ve ölçülülük” alt başlığını taşıyor. Çünkü devletlerin artık gemi azıya almış iletişim gözetimi, dinleme ve fişleme faaliyetleri, ne yasayla meşrulaştırılmış ne de hukuksal gereklilik ve ölçülülük ilkelerine uyan bir karakter taşıyor. Her biri için mahkeme kararı çıkartılması gereken “hedefli gözetim”den, tüm hukuk nosyonlarını alt üst edecek bir biçimde, tüm vatandaşların tüm iletişimini sürekli gözetleme, dinleme ve kaydetmeye dayalı “toplam gözetim” paradigmasına geçiyoruz. Bu, nereden bakarsanız bakın, insan haklarına aykırı bir durum oluşturuyor.

Bırakın Çin, İran, Suudi Arabistan gibi anti-demokratik ya da Türkiye gibi “kozmetik demokratik” ülkeleri, birer “hukuk devleti” olduğunu iddia eden “demokratik” ülkelerde bile devletlerin giderek yeraltına indiğini, örtülü operasyonlarla tamamen hukuksuz bir biçimde vatandaşlarını dinlediğini, gözetlediğini, fişlediğini ve bu yolla temel ifade, bilgi ve iletişim özgürlüğü haklarını gasp ettiğini görüyoruz. ABD’de NSA’in PRISM skandalı daha yeni patladı. İngiltere’de de bu skandalla bağlantılı TEMPORA sistemi ortaya çıktı (http://goo.gl/qs7Ff; http://goo.gl/vE008y; http://goo.gl/w94un). Fransa’nın benzeri bir toplam gözetim sistemini yıllardır işlettiği de sızdı basına (http://goo.gl/UjSHK; http://goo.gl/iWO7l). Almanya istihbarat servislerinin de NSA’e büyük miktarda veri gönderdiği anlaşıldı (http://goo.gl/oJHPJH). Blue Coat’dan FinFisher’a, Phorm, TTNET ve DPI’dan (Deep Packet Inspection) tüm İnternet Hizmet Sağlayıcıları ve Telekom operatörlerini TİB’e bağlayan özel hatlara, Türkiye’nin de çok ciddi bir hukuksuz gözetim sabıkası var (http://goo.gl/toZ98Y; http://goo.gl/YMDUV; http://goo.gl/G0lFZ; http://goo.gl/jZzJv; http://goo.gl/kHIb7; http://goo.gl/vRrgI; http://goo.gl/52D5p; http://goo.gl/FNEPU).

Bütün bu bilgiler doğal olarak halkta infial yarattı. ABD ve İngiltere’de sivil inisiyatiflerin başını çektiği çok sayıda dava açılıyor devlet otoritelerine. Türkiye’de de Alternatif Bilişim Derneği tarafından Phorm ve TTNET’e karşı dava açıldı, BTK soruşturma açarak TTNET’i mahkum etti (http://goo.gl/09Gar; http://enphormasyon.org/). Türkiye’de toplam gözetim paradigmasının yükselişi ciddi bir kamuoyu tepkisi topluyor. Başta KCK ve Ergenekon davaları olmak üzere, bu gözetim çorbasına kepçe sallayıp delil üretmek gündelik hukuki skandallar haline geldi. Mahremiyet ve kişisel veri koruması bakımından ise hukuki düzeyimiz “Vahşi Batı” seviyesinde (http://goo.gl/CjmMa; http://goo.gl/sFJ19).

Bir kaç yıl önce, özellikle sosyal medya patlamasıyla gündeme gelen “mahremiyet bitti” trendi tam tersine dönüyor. Artık mahremiyet internet kullanıcıları için hiç olmadığı kadar önemli. Hak ettikleri yasal korumayı elde edemeyen kullanıcılar da kendilerini koruyacak alternatif yöntemlere başvuruyor ve bu tamamen meşru: Erişim maskeleme, anonimleştirme teknikleri, güçlü şifreleme kullanımı, VPN, PGP, Tor vb. korunma teknolojilerinin kullanımı yükseliyor (http://goo.gl/eQIq7). Devletler ve küresel gözetim-casusluk endüstrisi de bu tekniklere saldırıyor. Bu korunma teknolojilerini geliştirenler saldırılara karşı daha korunaklı teknikler geliştiriyor ve çıta giderek yükseliyor.

Öte yandan mahremiyet konusu giderek daha çok odağın politikasının parçası haline geliyor. Uluslararası kurumlar ve AB gibi yapılar vatandaşları tarafından demokratik baskı altında tutuluyor. Beri yandan giderek yeraltına inerek örtülü operasyonlarıyla “derin”leşen iktidar odakları ve Büyük Biraderler, karşısında benzer yöntemleri kullanan ve alaca karanlıkta faaliyet gösteren Devlet-Dışı-sistemleri (NGS) ve küçük biraderleri buluyorlar: Hacktivizm, sızıntı gazeteciliği ve sızıntı kaynakları, şifreci punk’lar, kripto anarşistler, Telecomix, “alacakaranlık bilgi işlemcileri” (lurkers) vb...

Temel haklarımız için hayati önemde olan mahremiyet hakkını elimizdeki her türlü yöntemle korumamız da bir hak ve meşru. Farklı yöntemleri bir arada kullanmak önemli. Ama politika ve hukuk alanına da gereken önemi atfetmemiz gerekiyor.  Gereklilik ve Ölçülülük sitesinde yer alan uluslararası ilkelere (http://goo.gl/Xsu1zF) hepimiz, tüm kullanıcılar ve sivil örgütler sahip çıkmalı.