Yazarlar 11 KASIM 2012 / 12:26

İNTERNET İLE FİLİZLENEN KÜLTÜRLER

KÜRESEL

İNTERNET İLE FİLİZLENEN KÜLTÜRLER

KureselFinans dünyasının kompleks ve açgözlü ama üretim temeli olmayan formül ve algoritmaları 90’lı yıllarda ve 2007’ye kadar müthiş bir zenginlik yarattıysa da, sürdürülemezdi ve 2008 yılında çöktü. Finans dünyasının kontrolsüz gidişinin ve yanlışlarının bu kadar büyük ölçüde bir çöküş yaratmış olmasına, finansal işlemlere ışık hızı veren internetin de katkısı olduğunu, Silikon Vadisi’nde girişimci William H. Davidow’un Nisan’da yayımlanmış dikkat çekici kitabı “Overconnected - The Promise and Threat of the Internet” ikna edici bir şekilde ortaya koyuyor.
Bu yaşanan kriz sadece ekonomik ve toplumsal değil, siyasi ve kültürel bir çöküşü gösteriyor. İnternet sağladığı hız ile krizin oluşmasına katkıda bulunduğu gibi, yarattığı yeni kültürler - yani değerler ve inançlar -  ile kriz sonrası dünyasının şekillenmesine de katkıda bulunuyor.
Kültürel değişim yönünde ilginç bir örnek, şirketlerin elitlerine hitap eden ünlü Harvard Business Review dergisinde 2008 yılında çıkan Rakesh Khurana ve Nitin Nohria imzalı bir makalede, işletme okulu mezunlarının eski benmerkezci kültür yerine, yeni ve kamuya karşı sorumlu olma kültürü ile donatılması gerektiği önerisi üzerine, Dünya Ekonomik Forumu’nda  bir “MBA Yemini” çalışması başladı.
Ekonomik krizden bağımsız olarak, internetin etkisiyle yeni kültürel gelişmeler de ağ toplumunda kendiliğinden ortaya çıkmaya başladı. Ağ toplumunun önde gelen ismi Manuel Castells etrafındaki sosyologlardan Gustavo Cardoso ve Pedro Jacobetty, Castells’in editörü olduğu ve geçen ay çıkan “Aftermath” kitabında dört yeni kültürel gelişmeye dikkat çekiyor. Birincisi, Korsan Parti hareketinin arkasındaki “özgür paylaşım kültürü.” İster entelektüel nitelikte olsun ister eğlence için, enformasyonun özgürce paylaşımını savunan bu kültür, eskimiş telif hakkı ve patent kurallarının değişimini zorluyor. Enformasyonu küçük çıkar çevrelerinin kontrolünden çıkmasını ve toplumsal paylaşımını savunuyor. İkincisi, WikiLeaks hareketinin yarattığı “açıklık/saydamlık kültürü”: Eğer birisi başka birisi veya birileri ile ilgili ve genel kamuoyunu ilgilendirebilecek bir enformasyon ürettiyse, bu açıkça paylaşılmalı. Üçüncüsü, bizim dilimizde “dinsizin hakkından imansız gelir” anlayışını temsil eden Anonymous hareketinin yarattığı “hacker kültürü.” Dördüncüsü, bulut bilişimin ortaya çıkardığı sahip olma yerine erişebilmeyle yetinme. Buna da “bulut kültürü” diyor sosyologlar.
Kimilerine göre yasaları ihlal, kimilerine göre ise internet sayesinde oluşan ve başarısızlığı son krizde tescillenmiş olan eskiyi reddeden yeni kültürler… Tarihte hemen tüm radikal toplumsal değişimlerin öncü kültürleri önceleri yasa dışı değil miydi? Ağ toplumunun bu yeni kültürler ile nasıl gelişeceği ve bu gelişmelerin toplumları, kuralları, kurumları ve ekonomiyi nasıl şekillendireceği henüz bilinmiyor ama günümüzün en ilginç ve heyecan verici araştırma ve tartışma konusu olarak önümüzde duruyor. Bu tartışmanın, kültürüyle, kurumlarıyla, ekonomisiyle daha iyi bir dünya yaratması için, iletişim kanallarının, dolayısıyla internetin alabildiğine açık ve özgür olması gerekiyor.
İnterneti bekleyen tehlike tam da bu nedenle önümüzde duruyor. Yeni kültürlerin filizlenmesini sağlayan internetin açık bir sistem olması, genellikle eski kültürün temsilcilerinin egemen olduğu siyasi ve ekonomik çevreleri rahatsız ediyor. İşte bu rahatsızlık, Aralık ayında Dubai’de toplanacak olan WCIT’ye damgasını vuracak ama orada da kalmayacak.

ULUSAL

BİLGİ EDİNME HAKKI

UlusalDubai’de 8 Aralık’ta başlayacak olan WCIT-2012 kongresine ITU üyesi 193 ülkenin hükümet temsilcileri katılacak. İnternet için bu çok önemli toplantıda en son 1988 yılında kabul edilmiş olan “Uluslararası Telekomünikasyon Regülasyonu” (ITR) interneti de içerecek şekilde revize edilmesi gündemde. Aylardır ABD ve Avrupa’da sıcak bir tartışma konusu olan bu revizyon üzerine birçok ülke kamu oyunda tartıştıktan sonra pozisyonlarını açıkladı; fakat, hükümetimiz kamu oyunda tartışmadığı gibi alacağı pozisyonu da açıklamadı. 21 - 23 Kasım günleri toplanacak olan TBD Kurultayı konunun tartışılması için en uygun ortam. Fakat, hükümet veya BTK, şu ana kadar Kurultay’da bu konudaki panele katılmayı kabul etmedi. Toplumumuzda internet kullanan kesiminin hızla arttığını Binali Yıldırım sık sık gururla ifade ediyor. İşte bu geniş kitleyi yakından ilgilendiren ve etkileyecek olan söz konusu revizyon hakkında Dubai’de hükümetimizin neyi savunacağını tartışmaya açmasa bile, bunu bilmek doğal hakkımızdır diye düşünüyorum.

BİREYSEL

SAYISAL KİTAP DAHA İYİ ÖĞRETİR Mİ?

BireyselEkim ayının başında, ABD Eğitim Bakanı Arne Duncan “basılı ders kitapları beş yıl içerisinde yerini tamamen sayısal kitaplara bırakmalı” (http://fxn.ws/Tw666k) dedikten sonra, öğrenmek için hangisinin daha iyi olduğu üzerine ABD’de yoğun bir tartışma başladı.
“Proust and Squid: The Story and Science of Reading Brain” kitabının yazarı nörobilim profesörü Maryanna Wolf “Our ‘Deep Reading’ Brain: Its Digital Evolution Poses Questions” başlıklı makalesinin (http://hvrd.me/gNfc6g) hemen başında durumu ortaya koyuyor: “Sayısal kültürde ‘derin okuyan’ beyni kaybedecek miyiz? Kimse henüz bilmiyor.” Kitap okurken beyinde milisaniyeler içerisinde neler olduğu üzerine araştırmasını paylaştıktan sonra, hızlı gezintinin yaygın olduğu dijital kültürde “derin okuma”nın olamayacağı kuşkusunu dile getiriyor. Makalesini, teknoloji vizyoneri Edward Tenner’in 2006’daki sözü ile bitiriyor: “Bu parlak teknoloji eğer onu yaratabilen parlak beyinleri tehdit ederse, yazık olur.”
Derin okuma ve anlama konusunda internet ile ortaya çıkan sorunu, Nicholas Carr çok ses getiren “The Shallows: What the Internet is doing to our Brains” kitabıyla geçen sene ortaya koymuş ve bu konuda ciddi bir tartışma başlamıştı. Karşı görüşte olanlar ise, 21. Yüzyıl öğrencisinin daha çok enformasyonu daha hızlı bir şekilde zihinsel süreçten geçirmesi gerektiğini ileri sürüyordu. Ayrıca, söz konusu olan, ders kitaplarını tarayarak sayısal kitap haline getirmek değil, video ve destek bağlantılarla (örneğin, bir kelimeyi seçince onun tanımının ortaya çıkması gibi) öğrenmeyi kolay hale getirmektir.
Tam da bu tartışmaların ortasında, İngiltere’de Leicester Üniversitesi öğretim üyesi Kate Garland öğrenciler üzerinde yaptığı deneylerle, kitaptan öğrenilenin tabletten öğrenilenden daha çok akılda kaldığını, uzun vadeli hafızaya daha iyi yerleştiğini gösterdi (http://ti.me/UwLutR).
Nihai analizde iki gerçek ortaya çıkıyor. Birincisi, “sayısal kitaplar yerleşirse, öğrenciler daha az yük taşır” gibi yüzeysel söylemlerden, okurken beyinde milisaniyeler içerisinde neler olduğu üzerine derin araştırma sonuçlarına kadar, tartışma devam edecek; fakat, sonuçta teknolojiyi pazarlamak isteyen şirketler ve “bilgi çağı” kavramını içeren söylemlerle şov yapmayı seven politikacıların güçbirliği ile, sayısal ders kitapları okullara yerleşecek. Dolayısıyla, araştırmalar ve tartışmalar hızla, eğitim ve öğretim sisteminin sayısal teknolojilere uygun olarak yeniden nasıl tasarlanması gerektiği üzerine odaklanmalı. Şu anda ileri sürülen “sayısal teknolojilerin sağladığı görsellik öğrenmeye yardımcı oluyor” tür basit yaklaşımın çok ötesinde bir anlayış egemen olmazsa, var olan sistemi sadece sayısallaştırmakta yetinilirse, Tenner’in yukarıdaki kaygısı gerçekleşir. Ülkemizde FATİH adında önemli bir girişim varken, bu konuların araştırılmaması ve tartışılmaması endişe verici.
ETİKETLER : Sayı:895