Yazarlar 21 EKİM 2013 / 08:11

İnternet özgürlüğü, küresel durum ve Türkiye

Geçtiğimiz günlerde, uluslararası düşünce kuruluşu Freedom House, yıllık “internet özgürlüğü” raporunu yayınladı (http://goo.gl/TsfM4g). Rapor, küresel ölçekte internet özgürlüğünün her geçen yıl biraz daha gerilediğini ortaya koyuyor. 60 ülkede  1 Mayıs 2012 - 30 Nisan 2013 tarihleri arasında internetle ilgili gelişmeleri kapsayan ve ülkeleri erişim engellemesi, içerik sınırlandırması ve kullanıcı haklarının ihlali gibi farklı parametrelerle puanlayarak sıralayan rapora göre durum vahim.

11 Eylül’den itibaren özgürlük bedeliyle güvenlik pazarlayan genel gözetim paradigmasının yükselişiyle beraber internet özgürlüğüne yönelik tehditler her geçen gün ağırlaşıyor. Özellikle 2010’dan beri toplumsal hareketler ve internet, özellikle de sosyal medya arasındaki derin bağ ortaya çıkalı beri devletlerin tehdit algısı da derinleşerek yoğunlaşıyor. Wikileaks sızıntıları, Arap Baharı, “Öfkeliler” (Los Indignados) ve “İşgal et” (Occupy) hareketleri, Edward Snowden’ın NSA ifşaatları  ve son olarak da Gezi direnişi iktidar odaklarının aklını başından aldı ve herkes T.C. Başbakanı kadar açık ifade edemese de internetin, sosyal medyanın yönetenler için bir “baş belası” olduğu algısı pekişti.

İzlanda, Estonya, Finlandiya gibi bir kaç ülke hariç tutulursa, hemen hemen her ülkede devletler açık ya da gizlice internet özgürlüğünü sınırlandırmak için her türlü yönteme başvuruyor. Rapor, bu yöntemleri şöyle sıralamış: erişim engelleme ve içerik filtreleme; rejim eleştirilerine karşı siber saldırılar; yeni baskıcı düzenlemeler ve tutuklamalar; parayla tutulmuş hükümet propagandacıları; fiziksel saldırılar ve cinayetler; toplam gözetim; uyar / kaldır talepleri; sosyal medya ve iletişim uygulamalarının engellenmesi; yer sağlayıcı gibi aracıların sorumlu tutulması; hizmetlerin kesintiye uğratılması veya kapatılması...

Erişim engelleme ve içerik filtreleme hala devletlerin favori baskı araçları arasında olsa da, rapor, otoritelerin kimin ne söylediği ve ne paylaştığıyla daha çok ilgilenmeye başladığını gösteriyor. Özellikle sosyal medya öncelikli denetim alanı ilan edilmiş durumda. Çoğu ilkede bırakın eleştirel bir şey paylaşmayı, muhalif içeriği “beğenmeniz” bile kovuşturulmanız için yeterli. NSA skandalının gösterdiği gibi, devletler çoğu kez hukuku göz ardı ederek vatandaşların iletişimini gözetlemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Buna, suç şüphesi ile yargı izniyle gerçekleştirilen “hedefli gözetim”den, tüm nüfusun iletişimini mahremiyet hakkını hiçe sayarak izlemeye ve denetlemeye dayanan “toplam gözetim paradigması”na geçiş adını veriyoruz.

Elbette 60 ülke içinde bazı ülkelerin durumu diğerlerine göre daha kötü. Türkiye’de bu ülkelerden biri. Rapor Türkiye’yi “kısmen özgür” kategorisine sokmuş. Bu tür uluslararası kuruluşların “politik doğruculuk” kokan bu kayırma terminolojisinden bana gına geldi doğrusu. “Kısmen özgür”, aslında “genellikle engelli” anlamına geliyor. Neyse...

Sıralamada 38'inci sırada yer alan Türkiye; Filipinler, Gürcistan, Kenya, Ukrayna, Ermenistan, Nijerya, Brezilya, Angola, Uganda, Kırgızistan, Endonezya, Tunus, Malavi, Fas, Malezya, Lübnan, Libya, Ürdün, Kamboçya, Hindistan, Ruanda ve Bangladeş gibi ülkelerin gerisinde. Sıfırın en iyi not kabul edildiği hesaplamada Türkiye; "erişim engeli" bakımından 0-25 aralığında 12, "içerik konusundaki kısıtlamalar" bakımından 0-35 aralığında 18, "kullanıcı haklarının ihlali" bakımından 0-40 aralığında 19, genel değerlendirmede ise 100 üzerinden 49 puan almış. Geçen yılki rapora göre "kayda değer" bir gerileme gösterdiği belirtilen Türkiye'nin 2012'deki genel puanı 46'ydı. 2012 verilerine göre nüfusunun yüzde 45'inin internet kullandığı belirtilen Türkiye'de, araştırmanın kapsadığı dönem içinde binlerce sitenin daha Türk makamlarınca kapatıldığı ve bu sayının 30 bine ulaştığı ifade ediliyor.

Üstelik raporun 1 Mayıs 2012 – 30 Nisan 2013 dönemini kapsadığı, yani Hükümetin Gezi direnişi sonrasında daha da derinleşen, internete, özellikle de sosyal medyaya yönelik tehdit algısıyla baskıcı tutumunu ağırlaştırmasının sonuçlarını dahil etmediği düşünülürse bu gerilemenin ne kadar vahim olduğu anlaşılır. Türkiye, 2007’de 5651 saylı internet sansürü yasası çıkalı beri internet özgürlüğünün sürekli baskılayan, bu konuda dünyada en kötü sicile sahip ülkelerden biri; Çin, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerin liginde yer alıyor. Raporda telaffuz edilen 30.000 engelli site sayısını ikiyle çarpmak hakikate daha uygun olur. Kullanıcıların kriminalize edilmesi, oto-sansüre zorlanması gibi daha vahim saldırılar da söz konusu.

Türkiye’de devletin internete yönelik düzenleme anlayışı her zaman olumsuz ve baskıcı olmuştur, çünkü denetleyemediği bu ortamdan korkar. Nitekim her geçen yıl internet özgürlüğüne yönelik saldırıların ağırlaştığını görüyoruz ve Gezi sonrası bu konuda yeni bir aşamaya girildi. Aynı durum basın özgürlüğü için de geçerli ve bu iki özgürlük arasındaki asli ilişki gereği bu gayet doğal. Tamamen hükümetin denetimi altına girmiş olan anaakım medyaya tek ciddi alternatif, sosyal medya başta olmak üzere internet ve bu durum, devletin tehdit algısını tırmandırıyor.

Hükümet sosyal medyanın muhalif kullanımını kriminalize edecek, imzaladığımız insan hakları sözleşmeleri ve anayasayla çelişen yeni suçlar yaratacak bir düzenleme peşinde, ama karşılaşacağı ulusal ve uluslararası tepkiyi hesaba katarak gündem yokluyor (http://goo.gl/pa8VHT). Gezi direnişinde özellikle Twitter’ın öne çıkmasıyla birlikte kullanıcılara yönelik gözaltı dalgaları geldi, ama hukuki temel bulunmadığı için bütün bu insanlar serbest kaldı. Hükümetin amacı ibretlik örneklerle insanların gözünü korkutup onları oto-sansüre zorlamaktı. Ancak pek işe yaramadı. Twitter erişimini tamamen engellemeyi hayal ediyorlardır muhtemelen. Ama iki yıl önceki YouTube skandalı gibi bir örnekten korkuyorlar. Ayrıca teknik olarak aşılabilir bir önlem bu.

Hükümet bu sefer, “engelleyemediğine egemen ol” taktiğiyle, bizlerin vergi paralarıyla binlerce kişi kiralayıp bunları Twitter’a, Facebook’a salarak aleyhindeki dengeyi düzeltmeye çalışıyor. Sosyal medya reklam ajansları, üçüncü taraf yazılımları, sponsorlu içerik, hatta kötücül yazılımlar kullanarak umutsuz bir sosyal medya savaşına girişmiş durumda. Bir yandan da sosyal medya şirketlerini sıkıştırıp kullanıcı verilerini elde etmeye çalışıyor. Ama işi zor. Taşıma suyla değirmen dönmüyor.

Toplam gözetim uygulamaları konusunda ise Türkiye’nin sicili çok kötü. Ülke bir kişisel veri cehennemi” (http://goo.gl/CjmMa); daha yayınlandığında kadük olan bir yönetmelik dışında düzenleme henüz yok ve son “demokrasi paketi”nden çıkan, eğer ortada dönen tasarı ise, kolluk kuvvetlerine tanıdığı istisnalarla korumadan çok mahremiyet hakkının altını oymaya odaklanmış bir düzenleme anlamına gelecek (http://goo.gl/sFJ19). Son olarak Brezilya’dan da kovularak Türkiye dışında bir yerde faaliyet gösteremeyen karanlık Phorm şirketinin TTNET altyapısına gömdüğü DPI uygulamasından Gamma International’ın FinFisher ve FinSpy kötücül yazılımlarına, Blue Coat sistemlerinden TİB ve ISS’ler arasında kurulduğu söylenen doğrudan hatlara, güvenli protokolleri aldatmaya yarayabilecek sahte güvenlik sertifikalarından PRİSM ve x-Keyscore casusluk sistemleriyle yapılan işbirliği iddialarına, mahremiyet ve kişisel veri haklarının düzenli olarak ihlal edildiği, hemen herkesin dinleme şüphesiyle yaşadığı bir ülke haline geldik (http://goo.gl/Oea8Fa; http://goo.gl/toZ98Y; http://goo.gl/YMDUV; http://goo.gl/G0lFZ; http://goo.gl/jZzJv; http://goo.gl/kHIb7; http://goo.gl/vRrgI; http://goo.gl/52D5p; http://goo.gl/FNEPU; http://goo.gl/T6EXRG).

Türkiye’de devletin internete yönelik tehdit algısı değişmeyecek. Ama eğer demokrasi, devletin vatandaşlar tarafından denetlenerek demokratik zor yoluyla hukuk sınırları içinde tutulması anlamına geliyorsa, internetle donanan yeni tür etkin, katılımcı vatandaşların bu algıyı törpüleyerek devleti demokrasiyle sınırlaması mümkün. Artık hiç bir şey gizli kalmıyor. İletişim çoklu kanallardan akıyor. Öte yandan internet devletlere hukuk dışı yöntemlerle vatandaşlarını gözetleme ve fişleme imkanı tanıyor.

Bu bir savaş ve muhtemelen kısa vadede bir kazananı olmayacak. Bir çıta yükseltme oyunu (http://goo.gl/ig9MDx). Bir demokrasi mücadelesi...