Yazarlar 30 ARALIK 2012 / 10:00

İNTERNET ÜZERİNE BÜYÜK BİR ÇARPIŞMA SONUÇLANDI

KÜRESEL

 

Birleşmiş Milletlerin bir oluşumu olan Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin (ITU) düzenlediği Uluslararası Telekomünikasyon Dünya Konferansı (WCIT), Dubai’de üye 193 ülkenin 151’inin katılımıyla 3-14 Aralık arasında gerçekleşti. Gündemde1988’den kalma Uluslararası Telekomünikasyon Düzenlemesi’ni (ITR) güncellemek vardı. Sonunda, ortaya çıkan yeni ITR’yi Türkiye dahil 89 ülke imzalarken, 55 ülke imzalamadı. İmzalamayanlar arasında olan ABD ve AB üyesi ülkeler, yeni ITR’yi tanımayacaklarını, yok sayacaklarını hemen açıkladılar.
Daima oybirliği ile karar almış olan ITU bu konferansta konsensüs sağlayamadı ve internetin geleceği açısından endişe verici nitelikte keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı.  Bu durumu doğru değerlendirmek için, konuya iki yönden beraberce yaklaşmak gerekiyor. Birincisi, konferansa hazırlık olarak geçen son bir yıl içerisindeki sürece ve konferans sürecine, yani usule bakılmalı. İkincisi, yeni ITR’yi imzalamayan ülkelerin itirazlarına, yani esasa bakılmalı. Bu ikisini birbirinden ayırmak, yanlış veya eksik değerlendirmeye neden olur.
Konferansa hazırlık sürecini 10 Aralık’da çıkan BThaber yazımda özetlemiştim. Sürecin en rahatsızlık veren yönü, ITU’nun çağdışı kalmış gizlilik ilkesiydi. Bunu başaramamış ve ABD’de iki akademisyenin kurduğu WCITLeaks sitesi, sızdırılan gizli belgeleri açıklamıştır. Gizlilikte ısrar ve ortaya çıkan belgelerin içeriği tedirginlik yarattı. Konferansa yönelik pozisyonlarını toplumlarıyla ve parlamentolarıyla açık açık tartışarak karar alan ABD ve AB üyesi ülkelerde, ITU’nun ve gizli ilişkiler içerisinde olduğu Rusya, İran, Çin, Arap Emirlikleri gibi ülkelerin internet üzerindeki niyetleri üzerine daha konferans başlamadan ciddi kuşku ve endişe uyandı. Konferans bunları pekiştirdi. Önceleri kapalı kapılar arkasında gizli toplantılar olması, oylama yapılmayacak denmesine karşın gece yarısından sonra iki garip oylama yapılması, ITU Genel Sekreteri’nin “konferansta internet konuşulmayacak” demesine karşın, sonunda kendisinin de “internet ve telekomünikasyon birbirinden ayrılamaz” diye itiraf etmesi… Tüm bu samimiyetsiz ve çelişkili davranışlar, ITU ve destekçisi ülkelerin internet üzerindeki niyetlerine karşı kuşkuları ve endişeleri zirveye çıkardı.

İşte esasa ilişkin konuları, bu olumsuz ve güven vermeyen ortamın gölgesini de göz önüne alarak incelemek gerekir. Nedir imzalamayan ülkelerin itirazları? Birincisi, yeni ITR’a madde olarak bile girmeyen, dolayısıyla bağlayıcılığı da olmayan ek nitelikte bir karar (resolution): İnternetin yaygınlaşmasında ITU’yu görevlendirmek. Kuşkular zaten zirvedeyken ve “oylama olmayacak” denmesine karşın, üstelik geceyarısını geçmiş bir saatte garip bir oylama yöntemiyle bu kararın kabul edilmesi, demokratik ülkelerin tepkisini çekti. Hatta, oylamada “evet” diyen İspanya delegasyonunun, sonradan söz alarak “bunun bir oylama olduğunu bilseydik, farklı davranırdık” demesi bile sürecin şaibesini gösteriyor. Kimileri “bağlayıcılığı bile olmayan bu basit karara bile ABD karşı çıktı” derken, diğerleri de “bu kadar şaibeli bir süreç sonucu alınan karar, internet yönetişiminde ITU’ya sinsice kapıyı aralamaktır” diyebilme hakkını elde etmiş oluyor.
İtiraz edilen ikinci karar, yazımın ULUSAL bölümünde de belirttiğim “istenmeyen uluslararası mesajların önlenmesi”ne ilişkin maddenin yeni ITR’a girmesidir. Olumlu gibi görünen bu madde, içerikler üzerinde hükümetlerin gözetleme yapmasına kapı açtığı için sakıncalı olmasına ve itirazlara karşın ITR’a girmiştir. Üçüncü itiraz ise, yine çok masum, hatta haklı gibi görünen, sadece bireylerin değil, ülkelerin de uluslararası iletişim araçlarına erişiminin “insan hakkı” olduğunu belirten maddedir. Konferansın son günü, 13 Aralık gecesi aniden gündeme gelen ve ITU’yu “insan hakları” konusunda yetkili kılacak bu madde, oylama yapılmama kararına rağmen İran’ın ısrarıyla, konferans başkanlığının şaşkın yaklaşımıyla oylamaya konmuş ve 33’e karşı 77 oyla kabul edilmiştir.

Özetle, internet üzerinde hem siyasi hem de ekonomik boyutları olan güç savaşı, baştan sona perişan bir süreç sonucu, haritada görüldüğü gibi, iki kamp ortaya çıkarmıştır. Bir yanda, internetin tümüyle açık ve özgür olmasını savunan ve bu amaçla kontrolü çok paydaşlı bir yönetişimle de olsa elinde tutmaya devam etmek isteyen ABD’nin başı çektiği çoğunluğu demokratik ülkeler vardır. Öbür yanda ise internet üzerinde ülke hükümetlerinin kontrolüne uluslararası meşruiyet kazandırmak niyetinde olduğu ortaya dökülmüş olan, Rusya’nın başı çektiği ülkeler ve bunların yanında yer alan ITU vardır. Konferansta her istediğini elde eden ABD, basit birkaç maddeyi bahane ederek, interneti kendi kontrolünde tutmak amacıyla sonuç belgesini reddetti demek ne kadar yanlışsa, internet üzerinde tüm kontrolün ve internetin sağladığı ekonomik rantın sadece ABD elinde olması da neredeyse o kadar yanlıştır. “Neredeyse” diyorum, çünkü hiç değilse şimdi ABD kontrolünde de olsa, güçlü STK’ların gözetimi altında, şeffaf ve çok paydaşlı bir internet yönetişimi var.
Bundan sonra ne olacak? Siyasi ve ekonomik içerikli bu güç savaşı 2013 ve 2014 yılında yer alacak önemli uluslararası toplantılarda yeni çarpışmalarla devam edecektir. WCIT sonucu ortaya çıkan yeni ITR’nin uygulanması zaten 2015 yılında başlayacaktır. Bu iki yıl içerisinde şimdiki durum devam edecektir. Zamanla, otokratik yönetim altındaki ülkelerde internetin giderek daha çok hükümet kontrolü altına gireceğini sanıyorum. Öte yandan, WCIT çarpışmasında ABD de yara almıştır. Dolayısıyla, demokratik ülkelerde şeffaflığı koruyan, çok paydaşlı yeni bir yönetişim modeli arayışı başlayacaktır. ITU’nun varlığı da tartışılacaktır.

ULUSAL

TÜRKİYE OTOKRATİK VE ARAP ÜLKELERİYLE AYNI SAFTA

İnternet ve özgürlükler konusunda dünyada zaten var olan farklılık, WCIT sonunda iki kutup olarak ortaya çıktı. Bu kamplaşma içerisinde Türkiye maalesef ABD, Kanada, AB ülkeleri ve benzerleri karşısında, Rusya, Çin, İran ve Arap ülkeleri ile ayni kampta yer alarak yeni ITR’ı imzalamıştır. Hükümetin WCIT’ye ilişkin davranışı hem usulde (süreçte) hem de esasta (imzaladığı ITR’ı uygulamada) sorunludur. BTK’nın konferans bitiminden ancak bir hafta sonra yapabildiği açıklamanın içeriği bu sorunlu davranışı ortaya koyuyor (BTK açıklamasına ilişkin görüşlerim için bakınız: http://turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=40368).
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme bakanı Binali Yıldırım sorumluluğundaki WCIT’ye hazırlık süreci tamamen gizli yürütülmüştür. Ayrıca, konferansa yetkinliği kuşkulu, kompozisyonu açıklama ihtiyacı gösteren ve gizli tutulan bir heyet katılmıştır. “Danışman” sıfatıyla giden 3 kişinin üçü de Türk Telekom’un sahibi olduğu Avea çalışanıdır. “Delegasyon” sıfatıyla giden 12 kişiden 6’sı TRT çalışanıdır. ITU Genel Sekreteri konferansın açış konuşmasında “tüm paydaşlar buradadır” demesine karşın, Türkiye heyetinde sadece hükümet ve kontrolü veya etkisi altında olanlar yer almıştır.
Esasa gelince, konferansta alınan ve BTK’nın yaptığı açıklamadan aynen aktardığım, şu karara bakalım: “Üye devletlerin ‘istenmeyen toplu elektronik haberleşmenin önlenmesi ve etkilerinin en aza indirilmesi’ yönünde çaba harcamaları ve Üye devletlerin bu konuda işbirliğine önem vermeleri kararlaştırılmıştır.” Şimdi Türkiye kiminle işbirliği yapacak? Bu kararı ve yeni ITR’yi yok sayan AB ile yapamayacağına göre? Rusya, İran, Arap ve Afrika ülkeleriyle mi? Bu kararın uygulaması son derecede sakıncalı bir durum ortaya çıkaracaktır.
KÜRESEL altında da belirttiğim gibi, ortaya çıkan iki kutup da sorunlu da olsa, Türkiye yanlış kampta yer almıştır. Ekteki şekil, ülkelerin demokratikliği ile WCIT sonucu yeni ITR’yi imzalaması arasında ilişkiyi çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Genel olarak, daha demokratik ülkeler imzalamamış, daha otokratik ülkeler ise imzalamıştır. Türkiye’nin yeri demokratik ülkeler kampında olmalıydı. Böylece, ABD’nin tam kontrolü altındaki internete AB ile beraber yeni çok paydaşlı yönetişim modeli geliştirme çabası içerisine girmeliydi.