Yazarlar 03 ŞUBAT 2014 / 08:09

İNTERNETİ GELİŞTİRMEK YERİNE DAHA DA SINIRLAYAN BİR YASA

Bu yazının yayımlandığı gün, büyük olasılıkla internet ile ilgili 5651 sayılı yasanın değiştirilme süreci TBMM’de tamamlanmış olacaktır. Yeni haliyle 5651 sayılı yasanın hem TBMM’de geçirdiği sürecin sıra dışılığı hem de içeriğinin sakıncaları çok dikkat çekici ve endişe vericidir.
Önce, TBMM’deki süreç… Geçtiğimiz Aralık ayında, TBMM gündemi 2014 bütçesi ile ülke gündemi ise 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk operasyonları ile meşgulken, aniden ve ilgili hiçbir STK’ya danışılmadan, bir iktidar milletvekili eliyle 5651’de değişiklikler içeren bir yasa teklifi ortaya çıktı. Bütçe görüşmeleri biter bitmez bu yasa teklifi hızla komisyona sevk edildi. O noktada, ilginç bir kararla yasa teklifi, hükümetin “Aile ve Sosyal Planlama Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri” ile ilgili bir yasa tasarısı içine gömüldü ve bir milletvekilinin yasa teklifi birden hükümetin torba yasa tasarısının bir parçası oldu. Yıldırım hızıyla Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçen yasa tasarısı, yine özel kararlarla (1) TBMM Genel Kurul gündeminde öne alındı; (2) “temel kanun” oldu; ve (3) hafta sonu ve geceleri meclisin çalışarak tasarının en kısa sürede çıkarılması sağlandı. Akla gelebilecek en önemli ve acil bir kanun tasarısı için bile görülmemiş bir sürecin bu tasarıya uygulanması, zaten kendi başına bir kuşku ve kaygı nedenidir.
İçerik ile kaygıları daha baştan, Cumhuriyet gazetesinde 9 Ocak günü çıkan yazımla (http://bit.ly/1ctDGpT) ve bir tanesi BThaber’de de yayımlanan (http://bit.ly/1jJ0xBZ) basın açıklamalarımla kamuoyu ile paylaştım. Daha sonra ilgili STK’lar tarafından da benzer görüşleri paylaşan açıklamalar (örneğin: http://bit.ly/1dNcgH8, http://bit.ly/1b712NV) ve somut değişiklik önerileri yapıldı. Üç noktada toplanan kaygıları burada özetleyelim.
Birincisi, site kapatmak yerine sitedeki sakıncalı içeriğe hızlı bir engelleme getirilmesi. İlk bakışta olumlu bir düzenleme. Hem tek bir sakıncalı içerik için tüm site kapanmamış oluyor hem de sakıncalı içeriğe çok kısa bir sürede erişim engellenebiliyor. Fakat, bu uygulamanın keyfi kullanımını önleyecek mekanizmalar ortada yoktur. İkincisi, internet erişim sağlayıcılarının faaliyette bulunabilmek için üye olmak zorunda oldukları, hükümet güdümünde bir Birlik tanımlanıyor. Böyle bir Birlik, Avrupa Birliği’nde de var; ama, hem hükümetlerden bağımsız çalışan sivil nitelikte hem de internet trafiği düzenleyen olumlu işlevleri yerine getiriyor. Tasarıyla kurulmak istenen Birlik’in işlevi ise erişim engellemesi ve merkezi bir veri deposu olacak. İSS’lere maliyeti yanında, böyle bir merkezi Birlik – hem de hükümet güdümünde – son derecede sakıncalı olacaktır. Bunu görebilmek için tasarıyla ilgili üçüncü sakıncaya bakalım: İnternet yer sağlayıcıları tüm internet trafiğini kayıt altına alacak ve bunları 2 yıla kadar saklayacak. Kendi başına bu uygulamanın bir sakıncası yok ve Avrupa Birliğinde de yapılıyor. Fakat, internet trafiği merkezi olarak Birlik’de konsolide edilince, kişi profili çıkarmak mümkün olacak. Yani, bir kişi internette her gün hangi siteye giriyor, hangi sayfalara bakıyor, sosyal ağlarda neler yapıyor, kiminle haberleşiyor kayıt ve gözetleme altında olabilecek. Böyle bir uygulama AB’de yoktur.
BTK Başkanı Tayfun Acarer, 22 Ocak’ta NTV’de tasarının gözetleme ve fişlemeye yol açacağı iddiasına yanıtını şu benzetmeyi yaparak verdi: İçinde bir mektup olan kapalı bir zarfın üstündeki kime ve kimden adresleri bu kanunla kayıt altına alınacak, içindeki mektup değil. Oysa, bu kanunla bireyin internette her gün hangi siteye girdiği, hangi sayfalara baktığı, sosyal ağlarda neler yaptığı, kiminle haberleştiği kayıt altına alınacaktır. Dolayısıyla, eğer bir benzetme yapılacaksa o da şudur: Her birey evden çıktıktan sonra nerelere gidiyor, kimlerle buluşuyor, kimlerle konuşuyor sürekli kaydedilecek. Bu büyük bir gözetlemedir, bunların kayda alınması ise fişlemedir!
UDH Bakanı Lütfü Elvan ise 27 Ocak’ta yine NTV’de tasarıyı benzer şekilde savunurken, ilginç bir itirafta da bulundu: “esas şimdi sansür var” diyerek şimdiye kadar hükümetin reddettiği internet sansürünü kabullenmiş oldu. Ayrıca, sayın Elvan, tasarının kişi hak ve mahremiyetini korumak amacında olduğunu söyledi; fakat, kişi hak ve mahremiyetini esas koruyacak olan ve AB zorlamasıyla 2008’de hazırlanmış olan Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı’nın – tüm iç ve dış baskılara karşın – TBMM gündemine girmesini hükümetin neden bunca yıldır engellediğini açıklamadı.
İnternette kişilerin sadece ne yaptığının kayıt altına alınacağını, içeriklerin kaydedilmesinin suç olduğu ve yapılmayacağı defalarca tekrar edildi. Oysa, kanundaki belirsizlikler, ileride çıkarılabilecek yönetmeliklere ilişkin kuşkular ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemeleri çıkarmamakta direnilmesi sonucu, ileride içeriklerin kayıt altına alınmasına kapının aralandığı yönünde kuşku ve kaygılar ortaya çıkıyor. Nitekim, BTK 18 Temmuz 2013 kararıyla telefon konuşmalarının kaydedilmesini operatörlerden talep etmiştir (http://bit.ly/1cddUI5 içinde 5 numaralı dipnot). Kişisel verilerin korunmasını sağlayacak kanun çıkarılmadığı sürece, telefon gibi internet iletişiminde de içeriklerinin kaydedilmesinin suç olduğu, Anayasa’dan bir çıkarım ve bir yorum olmakla sınırlı kalmaktadır.
Yasa tasarısının yarattığı sorun sadece sansür, gözetleme ve fişleme kaygıları ile de sınırlı değil. Tayfun Acarer NTV’deki açıklamasında internetimizin gelişmemişliğine ilişkin itiraf niteliğinde bir bilgi de paylaştı: web sitelerini barındıran yer sağlayıcılarının yüzde 90’dan fazlası yurtdışında. Bunun nedenlerini NTV sormadı, biz açıklayalım: (1) şimdiki yasa tasarısının daha da kötüleştireceği 5651 sayılı kanun nedeniyle büyük yer sağlayıcılar ülkemize gelmiyor – bu tasarı kanunlaşırsa, daha da çok yer sağlayıcısı yurtdışına kaçacaktır; (2) piyasada süregiden fiili tekel ve yanlış politikalar nedeniyle ülkemizde yer sağlayıcılığı daha pahalı; (3) ayni nedenlerle ülkemizde internet hızı çok düşük (ortalama 3.7 Mbps ile dünyada 56. sıradayız); ve (4) yine ayni nedenlerle Türkçe içerik bakımından çok zayıfız. Yasa tasarısını savunanlar sık sık ilgili AB direktiflerinin dikkate alındığını belirtiyorlar. Oysa, Avrupa Parlamentosu’nun internet konusunda önde gelen ismi Marietje Schaake, bu yasanın gündeme gelmesi üzerine ve Başbakan Erdoğan Brüksel’e gitmeden hemen önce, 20 Ocak’da bir açıklama yaparak, sayısal özgürlüklerin artık Kopenhag kriterlerine girdiğini hatırlatıyor ve Türkiye’nin bu konuda karnesinin zayıf olduğunu belirtiyor (http://bit.ly/1iL3iCk).
Bilgi toplumu olma yolunda adım atmak isteyen Türkiye, interneti sınırlamak değil, geliştirmek ihtiyacındadır. (1) Yasa tasarısında belirtilen Birlik, gözetleme ve fişleme kapısını açan hükümet güdümünde bir kuruluş olmak yerine, Avrupa Birliği’nde olduğu gibi internet trafiğini düzenleyen ve yıllardır ülkemiz sektörü tarafından önerilen internet değişim noktalarının kurulmasını gerçekleştirebilecek, gerçek bir sivil örgütlenme olmalıdır. (2) İnternet kullanımında karşılaşılabilecek sakıncalara karşı, internetin güvenli kullanılması için bu yasa tasarısındaki engellemeler ve yasaklamalar yerine, uygar ülkelerde olduğu gibi toplumu bilinçlendiren ve bilgilendiren bir eğitim kampanyası başlatılmalıdır.
(3) Kişi mahremiyet ve haklarını korumak için, interneti sınırlamak yerine, engellenmekte olan Kişisel Verilerin Korunması Kanun Taslağı yasalaşmalıdır.
Bu yazı yayımlandığında, nedeni açıklanmayan bir telaş ve aceleyle, gece gündüz ve hafta sonu çalıştırılan TBMM’de bu tasarı iktidar partisinin oylarıyla onaylanmış olacaktır. Kanunlaşmadan önce, tasarıdaki sakıncaları açıklamak için, STK’lar Cumhurbaşkanı Gül’den randevu talebinde bulundu (http://bit.ly/Lo1gtR). Demokrasiyi sadece sandık olarak görmeyen ülkelerde, toplumsal muhalefetin bu kadar güçlü bir şekilde karşı çıktığı bir yasada geri adım atılması doğaldır. Fakat, VagusTV ve SoundCloud sitelerine erişimin geçtiğimiz günlerde engellenmesi, tam tersine tasarı daha kanunlaşmadan uygulamaya başlandığı izlenimi vermektedir (http://bit.ly/1njEban, http://bit.ly/1b7xQXd).
ETİKETLER : Sayı:957