Yazarlar 26 OCAK 2015 / 05:21

KİTAPLAR - 2014

Enformasyon ve iletişim teknolojileri ile yeni bir çağ açılıyor ve yeni bir dünya oluşuyor. Bu gelişmeyi abartılı, yüzeysle ve hayali sloganlarla değil, ütopik bir tekno-cennet veya distopik bir tekno-cehennem yaratıldığı iddiaları ile de değil, araştırmaya dayanan gerçekçi ve dengeli bir şekilde anlamaya ve açıklamaya çalışan, 2014 yılında yayımlanmış kitaplar arasından seçtiklerimi sunuyorum bu yazımda. Biri Türkçe ikisi İngilizce, üç kitabın her birinin içeriğine tamamen katılıyor değilim, ama her biri çağımızı anlamak ve yakalamak için bilmemiz gereken önemli ve değerli bilgiler ve analizler içeriyor. Bir uyarı da yapmam gerek: Bu kitapları okuduktan sonra ülkemizin gündemine bakınca, ufak çapta bir depresyona giriyor insan.


ULUSAL

“DİJİTAL POLİTİK FANTEZİLER”

İnternetin bireyi güçlendireceği, bireyi ve toplumu yerel ve ulusal karar mekanizmalarında etkin kılacağı iddiaları, teknolojik bir determinizm olarak yaygındı. “Obama seçimi internet sayesinde kazandı” gibi yüzeysel ve popülist iddiaları, içinde bulunmuş olduğum siyasi ortamlarda da sık duyardım. Daha gerçekçi ve araştırmaya dayanan görüşleri içeren kitaplar, örneğin Evgeny Morozov’un “Net Delusion” (Ağ Aldatması/Düşü), var. Nihayet Türkiye’de bir araştırmacımız, Itır Akdoğan, “Dijital Politik Fantezileri” kitabıyla önemli ve gerçekçi bir yaklaşım ve sonuç ortaya koyuyor.

Sağlam bir kuramsal çerçeve içerisinde, insanımızın “kendi toplumlarındaki değişimde iletişim teknolojilerinin rolünü nasıl algıladıklarını” araştıran Akdoğan, sonuçlarını ayrıntılı olarak ve bir bilim insanı titizliği ile sunuyor kitabında. Bu yazı sınırları içerisinde, ben sadece bir örnek vermekle yetinebileceğim: “Yurttaşlar iletişim teknolojilerinin en önemli rolünün katılım için kendilerini heveslendirmek olarak görüyor. Ancak sade yurttaşların belirttiği bu katılım, karar alma süreçlerine değil, daha ziyade sosyal paylaşım sitelerindeki politik tartışmalara katılım.” (s. 254)

Benim gözlemlerime göre, yukarıdaki “heveslendirmek” yanına “güçlendirmek” de eklenebilir. Örneğin, siyasi bilinç ve eylemleriyle daima dikkat çeken (öğrencisi ve hocası olmuş olduğum) ODTÜ mezunlarının “Biz dünyayı değiştirebiliriz” iddiasıyla kurduğu Facebook sitesinde yer alan 5000 civarında “katılımcı”nın, adeta birbirini pekiştirerek bir güçlülük duygusu elde ettiğini gözlemliyorum.

Akdoğan’ın bu araştırmasının bence en önemli katkısı, algı ile gerçek arasındaki farkı gözlemledikten sonra, bunları incelemek için bir kuramsal araç arayışına girmesi ve psikanalist Lacan’ın (1901-1981) fantezi kavramını kullanmasıdır.

İnterneti etkin bir katılımcılık ve kamuoyu oluşturmak için kullanmak isteyen aktivist gençler ve sade yurttaşlar ile kurumsal siyasetçiler, konuya gerçekçi yaklaşımla yön gösterici olan bu kitabı mutlaka okumalı. Fakat, kitap bir bilim insanı titizliği ile yazıldığı için, akademik dünya dışındakilerin okuması biraz zor olabilir. Yazarın, durum betimlemesi yanında somut öneriler, reçeteler içeren ve daha yaygın kitlelerin kolay okuyabileceği bir kitap yazmasını dilerim.

BİREYSEL

GENÇLERİ YARGILAMAYALIM

Microsoft’da araştırmacı, New York Üniversitesi’nde ve Harvard Berkman Merkezi’nde akademisyen, bilim insanı danah boyd (ismini küçük harflerle yazmasının nedenleri için bkz: http://www.danah.org/name.html), “It’s Complicated” (“Çetrefilli”) kitabında sunduğu yoğun gözlem, görüşme ve araştırma sonuçlarıyla, “dijital yerliler” dediğimiz.internet çağına doğan (13-19 yaş aralığındaki) gençlerle ilgili yüzeysel ve olumsuz yargılamalara ve endişelere karşı çıkıyor.

Kitabın her bir bölümü, ağ dünyasında gençlerle ilgili bir endişeyi ele alıyor: Kimlik karmaşası, mahremiyetlerinin kalmaması, sosyal ağ tiryakiliğinin saplantı haline gelmesi, seks avcılarının yarattığı tehlikeler, zorbalığa maruz kalmak. Gençlerin bu tehlikeler karşısındaki tavır ve dirençlerini yetişkinlerin yeterince anlayamadıklarını ve doğru değerlendiremediklerini güçlü argümanlarla iddia ediyor kitap. Bu iddialar ülkemiz gençleri için ne kadar geçerlidir bilemem. Maalesef, bu konuda yeterli araştırma yapılmıyor ülkemizde. Fakat, yoğun araştırmaya dayanan bu kitabın mesajlarından ikisini ülkemiz için de geçerli olduğunu düşünüyorum: (1) Gençler eskiden de şimdiki ağ toplumda da, kendileri için bir özel alan ihtiyacında. Yetişkinler (anne-babalar, hükümet ve diğer otoriteler) bundan gereksiz kaygı duymak yerine anlamak için çaba harcamalıdır. (2) Konuyu “çetrefil” kılan sadece gençlerin sosyal ağlarda dolaşması sonucu değil, ağ toplumunun ortaya çıkardığı yeni dünyanın karmaşıklığının da sonucu. Dolayısıyla, gençleri internet tehlikelerinden korumak için yaratılan sansürler savunulamaz. Bunlar en iyi ihtimalle anlama çabası yerine başvurulan kolaycılıktır, en kötü ihtimalle de bireyi belli bir kalıba sokma niyetidir.

KÜRESEL

SANAYİ DEVRİMİNDEN SONRA İKİNCİ DEVRİM

Bir yandan sayısal teknolojiler sayesinde yaratılan ekonomik değerde büyük bir patlama, diğer yandan geleceğine endişeyle bakan gençlik ve geliri artmayan orta gelirli insanlar… Gelir dağılımında giderek artan eşitsizlik… Sol veya sağ, her görüşteki araştırmacı ve yazarın kabul ettiği bu gerçeklerin arkasındaki nedenleri inceleyen iki Massachussets Intstitute of Technology akademisyeni, Erik Brynjolfsson ve Andrew McAfee,  yoğun araştırmalarını “The Second Machine Age” (İkinci Makine Çağı) başlıklı kitapta toplamışlar.

Kitabın ilk kısmı (Bölümler 1-6) , sayısal teknolojide son birkaç yılda birden ortaya çıkan, yakın geçmişte bilim kurgu konusu olmuş olan ürünleri anlatıyor (örneğin, Google’ın sürücüsüz otomobili, 3 boyutlu yazıcılar, Baxter ve diğer akıllı robotlar, Siri, akıllı telefonlar,…). İkinci makine çağını başlatan bu ani teknolojik ürün patlamasının neden şu anda ortaya çıktığını açıklayabilmek için, ikinci makine çağı başlangıcını birincisinden çok farklı kılan üç özelliğini anlamak gerekir: (1) Gelişme doğrusal değil üssel (exponential) büyüyor. Moore Yasası hala geçerli. Yüz liraya satın alınabilen bilgisayar gücü, önceleri her yıl ikiye katlanıyordu, şimdi 18 ayda ikiye katlanıyor. Oysa, örneğin buhar makinesinin gücü 70 yılda ikiye katlanmıştı. (2) Her enformasyonun ve mecranın bitlerle ifade edilip sayısallaşması, hem bilginin dolaşım ve iletişim zamanını saniyelere indirerek inovasyonu ve bilimsel gelişmeyi hızlandırıyor hem de bir ürünü (örneğin, e-kitap veya bir yazılım) çoğaltmanın marjinal maliyetini sıfıra indirerek, ayrıca ağ etkisi yaratarak, yeni bir ekonomik olgu ortaya çıkarıyor.  (3) İnovasyon artık her şey... Gerçi, internetin yarattığı inovasyonun artık insanları daha çok ve daha ucuz eğlendirmenin ötesine gidemediği iddiası kısmen geçerliyse de, kitap “rekombinan (recombinant) inovasyon” kuramının geçerliliğini ikna edici örneklerle gösteriyor. Bu kurama göre, ortaya çıkmış olan sonsuz bilgi parçacıklarından bazılarını yaratıcı bir şekilde birleştirerek yepyeni bir ürün, fikir veya uygulama ortaya çıkartılabilir. İkinci makine çağına özgü bu üç özellik, ileriye dönük tahmin yapmayı imkansız kılıyor. Değişimin arkasındaki dinamikleri ortaya koymakla yetinip, ileriye dönük falcılık yapmaması, kitabın değerini artırıyor. Fakat, yukarıdaki üç özelliği anlayınca, bilgisayar, robot ve sayısal aygıtlardaki gelişmenin artan hızla devam edeceği de anlaşılıyor.

Birinci makine çağı, insanın kas gücünü ikame etmişti. İkinci makine çağı ise, insanın bilişsel gücünü ikame ediyor. Dolayısıyla, yapay zekadaki son gelişmeler ve bu teknolojik patlamalar sonucu ortaya çıkan “akıllı aygıtlar” döneminin, bireyin ekonomisini ve işlevsel varlığını nasıl tehdit ettiği, kitabın ikinci kısmında (Bölümler 7-11) tartışılıyor. Son kısımda ise (Bölümler 12-15) bireylere ve hükümetlere öneriler yer alıyor. Bunları gelecek yazımda özetleyeceğim.
ETİKETLER : 1006