Yazarlar 30 ARALIK 2013 / 08:01

KİTAPLAR VE KAÇIRDIĞIMIZ GÜNDEM

Bilgi Çağı ve sayısal teknolojiler üzerine bu yıl yayımlanmış ve okuduğum kitaplar arasında Türkçe’ye çevrilmemiş fakat ülkemizde de tartışılması gereken en önemli konuları içeren kitabın hangisi olduğunu düşündüm. Yılın en iyi kitabı gibi iddialı bir soru değildi kendime sorduğum. Bilgi Çağı’nı anlamaya yönelik, en kritik olduğunu düşündüğüm konuları içeren kitap? Evgeny Morozov’un “To Save Eveything, Click Here” (Herşeyi Kurtarmak için Şurayı Tıkla) kitabı hemen öne çıktı.
Morozov, yakından izlediğim, 29 yaşında, Belarus doğumlu bir Amerikalı. Bilgi teknolojileri ve Bilgi Çağı üzerine genel ve sansasyonel iddiaları küstah, alaycı ve zaman zaman abartılı bir dille ama zekice ve zengin bir bilgi birikimiyle yerden yere vuran bir araştırmacı yazar. Twitter profilinde “There are idiots. Look around” (Etrafınıza bakın, ahmaklar var) yazan Morozov’un savunduğu temel tezi, aşırı basitleşmek tehlikesini göze alarak birkaç kelimeyle özetleyecek olursam: Bilgi teknolojileri insanlık için sihirli bir değnek gibi görülmemeli. 2011 Ocak ayında, daha 27 yaşındayken yayımladığı ve ödül kazanan “The Net Delusion: The Dark Side of Internet Freedom” (Ağ Kuruntusu: İnternet Özgürlüğünün Karanlık Yönü) başlıklı kitabı yoğun tartışmalar yaratmıştı. İnternetin toplumları güç odakları karşısında güçlendirip özgürleştireceği, böylece demokrasiyi geliştireceği yönündeki popüler ve romantik bir inancı yıkıyordu. Otoriter yönetimlerin interneti yasaklama gibi kaba yöntemlere bile başvurmadan, özgür gibi gösterip toplumu nasıl manipüle edebileceğini derin bir teknoloji ve sosyo-politik bilgiyle ve örneklerle gösteriyordu. Karamsar değil ama güçlü tehditleri de göstererek, Bilgi Çağı toplumunun sosyo-politik geleceğine ve internetin oynayacağı role önemli ve gerçekçi bir ışık tutuyordu.
Harvard’da bilim tarihi üzerine doktoraya başladığı bu yıl, Morozov yine yoğun tartışmalara neden olan ikinci kitabını yayımladı: “To Save Everything, Click Here” Bu kitapta da, “solutionism” (sorunların bir çözümü olduğu ve genellikle teknoloji sayesinde hemen çözülebileceği inancı) kavramını hedef almış. Sansasyon uğruna interneti ve internet uygulamalarını tüm sorunları çözebilecek bir sihirli değnek gibi görenleri ve bu algıyı, heyecanı yaratan Silikon Vadisi şirketlerini ve konuyla ilgili araştırmacıları oldukça aşağılayıcı bir dille eleştiriyor. İnternetin gökten insanlara bir ödül gibi inmiş, kendi değerleri olan ve kendi başına birçok amaca hizmet eden bir kavram, bir varlık (entity) olarak görmek Morozov’a göre “saçma” bir “internet-merkezli” olmak. İnternet-merkezlilere göre, internet ve diğer sayısal teknolojiler insanların yarattığı bir araç değil, insanların inanması ve uyması gereken değerleri yaradılıştan içinde taşıyan bir varlık.
Konunun diğer yazar ve düşünürlerine karşı haşin ve aşağılayıcı üslubu bir yana, bu eleştirilerini sağlam bilgilere dayanarak ve ikna edici bir şekilde yaptığını, Silikon Vadisi şirketlerinin yarattığı yanlış algıya karşı ikna edici uyarılarda bulunduğunu ve Bilgi Çağı insanına düşen bilinç, görev ve sorumluluklara önemli ışık tuttuğunu düşünüyorum. İnternetin sensörler gibi diğer sayısal teknolojilerle beraber dünyayı optimize etme, mükemmelleştirme iddiasının insan değerleri ile çelişebildiğini, yaşamda kaotikliğin gerekliliğini oldukça ilginç argümanlarla ve aksini düşünen herkesle kavga ederek sunuyor Morozov.
Bana göre kitabında kışkırtıcı görüşler sunan Morozov, saldırdığı kişilerden birisi olan Tim Wu’ya göre bir “troll.” Telefon, radyo ve televizyonun tarihsel gelişimini sadece teknoloji olarak değil, sosyo-politik ve ekonomik bağlamda da inceledikten sonra internetin gelişmesindeki paralelliklere dikkat çeken önemli bir araştırmanın (The Master Switch: The Rise and Fall of Information Empires) yazarı Columbia Hukuk Fakültesi profesörü Tim Wu’nun Washington Post’ta çıkan (http://wapo.st/1c3I519) önemli eleştirisini de Morozov’un kitabı ile beraber okumak ve tartışmak gerekir.
Morozov’un kitabı ile Silikon Vadisi’nin iki dev isminin, William Schmidt ve Jared Cohen’in tam aksi yöndeki, yani Silikon Vadisi’nin sunduğu sayısal teknolojiler sayesinde çağımızın ne kadar büyüleyici olacağını anlatan “The New Digital Age” (Yeni Sayısal Çağ) kitabı birkaç ay arayla bu yıl çıktı. Google’ın bu iki dev ismi ve çağımızla ilgili tüm popüler heyecanları tetikleyen kitabının, kritikler tarafından Morozov’un kitabı kadar dikkat çekici bulunmadığını vurgulamalıyım. Örneğin, New York Times’ın “2013’ün Dikkat Çeken 100 Kitabı” listesinde (yaklaşık yarısı edebiyat ve romandır) Morozov’un kitabı yer alırken, Schmidt ve Cohen’in önemli ama daha popüler nitelikteki kitabı yok.
Eğitimden inovasyona, teknoloji politikalarından çağdaş demokrasinin gereklerine kadar, birçok alanda düşünce yapımızı besleyecek, Bilgi Çağı gerçeklerine ışık tutacak entelektüel çalışmaların dilimize çevrilmemesi, bu tür konu ve görüşlerin ülkemizde ancak çok sınırlı çevrelerde biraz tartışılması, gündemimizin bambaşka konularla dolu olması, çağa ayak uydurmamızı zorlaştırıyor. Değil katkı koymak, Bilgi Çağı’nın şekillenmesine doğru dürüst izleyici bile olamıyoruz. Ama, sosyal ağları kullanmada ve telefonla konuşmada dünyada önde gelen ülke olabiliyoruz. İçindeki görüşleri beğendiğim veya kabul ettiğim anlamına gelmeden, Morozov’un kitabındaki kışkırtıcı iddialarla sunulan önemli konuların ülkemizde de tartışılmasını isterdim.

TEKNOLOJİ-BİREY ORTAK YAŞAMI

Bilgi Çağı bireyi ile ilgili önde gelen tartışmalardan ve merak konularından birisi kuşkusuz sayısal teknolojilerin bireyin beynini nasıl etkilediğidir. Dolayısıyla, bu yıl yayımlanmış ve okuduğum kitaplar içinde bireyi ilgilendiren ve ülkemizde tartışılmasını önemsediğim konuları içeren kitabı araştırmacı gazeteci Clive Thompson’un yazdığını düşünüyorum: “Smarter Than You Think: How Technology is Changing Our Minds for the Better” (Kafa Sandığınızdan Daha İyi Çalışıyor: Teknoloji Zihnimizi Daha İyiye Nasıl Değiştiriyor)
Bilgi teknolojileri alanının saygın ve etkin araştırmacısı Nicholas Carr’ın 2008’de The Atlantic’de çıkan “Is Google Making Us Stupid?” (Google Bizi Aptallaştırıyor mu?) makalesi ve 2011’de yayımlanan, Pulitzer ödülü finalisti olan “The Shallows; What the Internet Is Doing to Our Brains” (Sığlık: İnternet Beynimize Neler Yapıyor) kitabının yaptığı etki ile, internetin beynimize etkisi üzerine karamsar görüşler yaygınlık kazandı. Carr’ın görüşlerini önemseyip değerli bulsam da, sansasyon yaratma hevesiyle bundan sonraki nesillerin aptal olacağı iddiasını yanıltıcı buluyorum. Bu yönde, BThaber’deki ve Cumhuriyet’in Bilim Teknik ekindeki (http://bit.ly/18Kl4Sy) yazılarımı yazarken Clive Thompson’un kitabı ortada yoktu. Dolayısıyla, kitabın benim için sevindirici bir destek olduğunu belirtmeliyim.
Thompson’un bu sene Eylül’de yayımlanan bu kitabı, sadece içeriği benim tezimi doğruladığı için değil, tarihsel bir perspektifle sunduğu sağlam argümanları nedeniyle önemli buldum. İnternetin birey üzerindeki etkisini ülkemizde de sığ bir karamsarlıkla sunanlara etkin bir yanıt veriliyor kitapta.
Kitap, beynimizin aslında internet ve ilgili teknolojiler sayesinde yaratıcı işlere daha fazla zaman ayırabildiğini ve dijital teknolojiyle beraber daha güçlü olduğunu ilginç örneklerle gösteriyor. Örneğin, lise veya en fazla üniversiteyi bitirdikten sonra oturup bir yazı yazma nedeni olmayan insanların sosyal ağlarda, bloglarda ve internet medyasında çıkan haber ve yazılara yorumlar yazdığı bir gerçek. Ayrıca, satrançta şu deneyin sonuçları çok ilginç: orta kapasitede bir bilgisayarla beraber en ustalar arasından olmayan iyi bir satranç oyuncusu, karşılarındaki en güçlü bilgisayarı veya en usta satranç oyuncusunu daima yeniyor. Yani, sayısal teknoloji ile birey ortakyaşamı (symbiosis) en üstün sonuçları elde edebiliyor, yeter ki bu ortakyaşam iyi tasarlanabilsin. Nitekim, robot teknolojisi üzerine yapılan en yeni araştırmalar, insanlarla beraber çalışacak robotların tasarımı üzerine (http://bit.ly/19o3yUQ, http://nyti.ms/19o3HHW).
Birey-teknoloji ortakyaşamını iyi anlamak gerekir. Örneğin, eğitimde teknolojiyi sınıflara atmanın, öğretmen veya öğrencinin eline tutuşturmanın, iyi bir ortakyaşam tasarımı olmadan, otomatik olarak iyi sonuçlar vereceğini beklemek yanlıştır. Dolayısıyla, bu kitabın ileri sürdüğü iddiaların ülkemizde sadece teknoloji çevrelerinde değil, eğitim ve öğretim çevrelerinde de tartışılması çok yararlı olurdu.
ETİKETLER : Sayı:952