Yazarlar 23 TEMMUZ 2015 / 13:31

Marshall McLuhan’ımızdı...

Sadece Marshall McLuhan’ımız değil, Noam Chomsky’mizdi de... Hem iletişim kuramcısı bir akademisyen, hem düşünce ve ifade özgürlüğünü önceleyen bir medeni haklar savunucusuydu. Onun sivil toplum faaliyeti, internet özgürlüğünü korumakla, sansüre ve distopik denetime karşı durmakla cisimleştiği için, onu “internet aktivisti” diye tanımlamak şabloncu bir kolaycılık olur. Çünkü Özgür Uçkan, eğer 15’inci Louis döneminde Fransa’da yaşasaydı, “Aydınlanmacı” Diderot Ansiklopedisi’nde çalışırdı. Görüşleri ve inançları yüzünden Voltaire gibi hicret eder, gittiği yeri aydınlatırdı. Eğer 1848 Devrimi’ne denk düşseydi, yine düşünce ve ifade özgürlüğünü temsil eder, yine hicret zorunda kalırdı. Ya da 1871 Paris Komünü’nde onu mutlaka özgürlükleri savunurken görürdük. 1968’in Parisi’nde de...

Özgür Uçkan, şu sırada birincil iletişim aracı internet olduğu için, düşünce ve ifade özgürlüğünü internet bağlamında savundu. Daha ileri bir teknolojik dünyada, internetin yerini “telepatik simbiyosis” (?) falan alacak olsa, ve yine birileri bu iletişim biçimini, düşünce ve ifadeyi sınırlamaya kalksa karşısında yine onu bulacaktı. O, adı gibi özgürdü. Bir isim, bir kişiliğe bu kadar uyar.

Temel özellikleri onu, iki akademisyene McLuhan’a ve Chomsky’e yaklaştırıyor. Çok vakitsiz ve talihsiz ölümü ise bizi, onun parlak ve modern zihninden yoksun bırakıyor. Onu, ışık saçan bilge bir kuyruklu yıldız olarak hatırlayacağız. Güzel yüzüyle, güleç sesiyle, fikirlerini cesur ve tavizsiz savunan katıksız, katışıksız % 100 bir aydın olarak özleyeceğiz.
ETİKETLER : 1031