Yazarlar 20 OCAK 2014 / 08:17

Merkezi internet nereden çıktı?

İnternette teknik takibin hızla yaygınlaştığı ve NSA’in PRISM sistemi ile tüm dünyayı Almanya başbakanı Merkel’e varıncaya kadar dinlediği bir çağda yaşıyoruz. Türkiye’de ise internete ek sınırlamalar getirecek olan yeni bir yasayı hararetle tartışıyoruz. Bütün bunlar tek elden yürütülen, tepeden inme uygulamalar.

Ancak sorun bundan ibaret değil: İstanbul’a baktığımız zaman, belediyenin 2010 Kasım ayından bugüne kadar, fiber optik hatlar döşemek üzere 1 metre bile yasal kazı izni vermediğini görüyoruz. 3 yıldır Türkiye’de özellikle büyükşehirlerdeki belediyeler, internet servis sağlayıcıların yeni kablo döşemesi konusunda zorluk çıkarıyor. Vatandaş ise internet hizmeti aldığı şirketin evine fiber hat çekmediğini sanıyor, şirkete kızıyor.
Oysa İSS’ler Türkiye’de öncelikle devlete ait olan telekom altyapısından, santrallardan yararlanmak zorunda kalıyor ve bu da internet ücretlerine yansıyor. Öte yandan, devlet kendi şebekesini döşemekte hiçbir sıkıntı çekmiyor. Kamu kuruluşlarına noktadan noktaya Metro Ethernet gibi hızlı alternatifler sunuyor. Vatandaş ise yavaş internete yüksek paralar ödüyor.
Türkiye’de gerçek fiber hizmeti verilip verilmediği bile tartışmalı bulunuyor. Sonuçta sokaklarda ve evlerde bakır telden kurtulmuş değiliz. Nitekim sıradan kullanıcı bırakın VDSL2’deki 100 Mbpslik hız sınırına ulaşmayı, pratikte 1 Mbps hız bile elde edemiyor. Aylık 50 GB adil kullanım kotasıyla birlikte düşünüldüğünde, vatandaş internete maksimum 256k hızla bağlanmış gibi veri indirebiliyor. Türkiye’deki ortalama internet hızı ise kağıt üzerinde 3,7 Mbps görünüyor. Buna ek olarak bir de “siteye fiber mi”, “apartmana fiber mi”, yoksa “daireye fiber mi?” sorularını sormaya başladığımızda işler daha da karışıyor.
Dikkat edecek olursak, özgür internet ve internet hizmet kalitesiyle ilgili bütün bu problemlerin tek elden, tepeden inme uygulamalarla karşımıza çıktığını görüyoruz. Deyim yerindeyse ülkemizde ve dünyada yapay bir “internet kıtlığı” yaratılıyor. Örneğin Avrupa Birliği küçük İSS’leri cezalandıran, fiber döşemeye getirilen teşvikleri kaldıran ve “bakır internetin” ömrünü uzatan kararlar alıyor.
Bu durumda insan soruyor: Merkezi internet nereden çıktı? Yoksa merkezi sansürü, merkezi takibi kolaylaştırmak, az sayıda internet devinin kârlılığını artırmak için mi çıktı? Merkezi sistem kullanıcıların internette hangi sayfalara girip neyi aradığı veya neyi beğendiğinin izlenmesini kolaylaştırıyor.
Örneğin, ABD telekom devi Verizon’ın FCC’ye yaptığı başvuruyla ağ tarafsızlığını (net neutrality) ortadan kaldırmaya çalıştığını görüyoruz. Ağ tarafsızlığı ortadan kalkarsa Verizon, Comcast gibi telekom şirketleri web sitesi sayfalarının hızlı açılması ve Youtube gibi hizmetlerin hızlı çalışması için site sahiplerinden ek ücret isteyebilecekler. Üstelik muhalif görüşler paylaşan eleştirel siteleri de kendi şebekeleri üzerinde filtreleyip engelleyebilecekler. Böylece yurttaş gazeteciliği gibi bağımsız haber kaynakları engellenecek, internet “Yandaş İnternet”e dönüşecek. Penguenleri anımsatıyor.
Gördüğümüz gibi özgür interneti gerek düzenlemelerle gerek yeni iş modelleriyle sansürleme ve filtreleme çabaları her yerde yaygınlaşıyor. Peki böyle olmak zorunda mı? Böyle değildi. Böyle yaptılar.

Tek elden kontrol
Eskiden Facebook yoktu. ICQ ve mIRC vardı. Facebook insanlara, “Durun bakalım. Aranızda ne konuşuyorsunuz? Şöyle ortaya konuşun ki biz de duyalım, size çevrimiçi reklam gösterelim” dedi. Bugün internette gizlilik, mahremiyet, kişisel bilgilerin ve özel hayatın korunması kaygılarının gittikçe arttığını görüyoruz. Gittikçe artan sayıda kullanıcı da artık anonim sosyal ağlar, kişisel bilgileri toplamayan web arama motorları, iletilerde ne yazdığını okumayan e-posta istemcileri kullanmak istiyor.
2014 yılında anonimlik ve mahremiyet sunan platformlar büyük rağbet görecek. CloudDNS çözümleri ile DNSCrypt gibi şifreleme hizmetlerinden tutun da Austici/Inventati ve MyKolab gibi güvenli e-posta hizmetlerine kadar birçok uygulama yaygınlaşıyor. Bu yıl DuckDuckGo anonim arama motoru ile Cryptocat sohbet programı gibi uygulamaların popülerlik kazandığını göreceğiz.

İnterneti neden merkezileştirdiler? Copyright lobisi
Her şey göz önünde gelişti. Şirketler istedi, devletler göz yumdu; fakat bugünkü gözetleme skandallarının temeli 2008 yılında ACTA anlaşması görüşmeleri ile atıldı. Sahtecilik Karşıtı Ticaret Anlaşması (ACTA) ilaçta ve sigarada sahteciliği önleme; yazılım, film ve müzikte korsan kopyayı engelleme amacını taşıyordu. Devletlerin iç hukukunu baypas etmek için uluslararası ölçekte düzenlenen ACTA anlaşması ABD ve müttefikleri tarafından kapalı kapılar ardında kulis faaliyetleriyle hazırlandı.
Mantık basitti. İnsanların korsan yazılım, korsan şarkı, korsan oyun, korsan film indirmesini önlemek ve torrent sitelerini engellemek gerekiyordu. Bunu ancak kullanıcıları internette gözetleyerek yapabilirlerdi. Sonuçta seçim kampanyalarında siyasi partileri destekleyen şirketler harekete geçerek devletler ve bankalarla konuştular. Temettü vermeniz, mevduatlarınızı korumanız için bize muhtaçsınız dediler. Bankalar sıkıntıya girerse hükümetlerin de ekonomik istikrar vaatleri tutmayacaktı. Böylece bir sacayağı kuruldu.

Yandaş internet
Devletler internette gözetleme ile siyasi fikirleri, muhalefeti takip etme şansı buldular. İnternet devleri de kullanıcıları gözetleyerek özelleştirilmiş çevrimiçi reklamlar gösterip büyük paralar kazandılar (online behavioral advertising - OBA). Başta çerezleri kullanarak, Facebook gibi sosyal ağlar kullanıcıları gittikleri başka sayfalarda da izlemeye başladı. Film yapımcıları torrent indirenleri takip ederek dava açma şansı yakaladı.
Telekom devlerinin rolünü unutmamak gerek. Telekom devleri pazarda rekabeti bastırmak için iletişim tekeli olmak istiyordu. Bu nedenle bankaların sağladığı parayla devletlerle işbirliği yaparak merkezi interneti kurdular. Merkezi internet elbette ki 2008’de kurulmadı, zaman içinde yapılandı; ama baştan beri interneti merkezileştirmenin mantığı buydu.
2008 ACTA bir başlangıçtı. O yıl internette insanları otomatik yazılımlar kullanarak veya telefon santrallarındaki sunuculara kaynak yaparak gözetlemenin maliyeti düştü. Devamını biliyoruz zaten: SOPA, CISPA, PRISM… Bugün bu uygulamalar akıllı telefonların işletim sistemlerini kontrol eden internet devleriyle birlikte tam bir mobil gözetleme, tarama-takip-dinleme sistemine dönüşmüş bulunuyor.
Yazımızın devamında merkezi internet sisteminin nasıl işlediğini anlatacağız.
ETİKETLER : Sayı:955