Yazarlar 15 TEMMUZ 2013 / 08:30

NSAGate, PRISM ve Türkiye

WaterGate ve CableGate’den sonra bir skandalımız daha oldu: NSAGate... Yaklaşık bir aydır dünya bu skandalla çalkalanıyor: ABD Milli Güvenlik Ajansı’nın (NSA) kendi vatandaşları başta olmak üzere dünyanın büyük kısmını, PRISM adı verilen bir sistem aracılığıyla, özel hayat ve anonimlik haklarını ihlal ederek dinlediği, gözetlediği, fişlediği bilgisi sızdı. Bu arada internet kullanıcılarının PRISM’den korunmasına yardım eden projeler de ortaya çıkmaya başladı: https://prism-break.org/ . Daha sonra bu ihlalin PRISM’den ibaret olmadığı, gizli mahkeme emirleriyle NSA’in yetkilerinin olağan üstü hukuk dışı boyutlarda genişletildiği de ortaya çıktı (http://goo.gl/AVq1p). Öyle ki, skandal “NSAGate” adıyla tarihteki yerini aldı. Sızıntının kaynağında, ben bu yazıyı yazarken hala akıbeti belirsiz olan, bir çok ülkeye sığınma talebinde bulunan ve Moskova Havaalanı transit yolcu salonunda sıkışıp kalmış, ABD’nin insan avının hedefi haline gelmiş, eski NSA sözleşmeli çalışanı Edward Snowden var. Sızıntıyı Guardian’da yayınlayan, insan hakları avukatı ve gazeteci Glenn Greenwald da hedefte.

Bir aydır Türkiye Haziran direnişi ile yatıp kalktığından bu skandala gereken ilgiyi gösteremedik. “Gözetim devletlerini gözetlemek” adlı yazımda bir miktar değindim (http://goo.gl/gxr5a); ama bizi de yakından ilgilendiren bu olay daha ciddi bir analizi hak ediyor. Bizi yakından ilgilendiriyor, çünkü NSA’in gözetlediği ülkeler arasında elbette Türkiye de var (http://goo.gl/BFesj; http://goo.gl/7dXXq). Snowden’ın sızdırdığı belgeler, ABD’nin Avrupalı “müttefikleri”ni ve AB’nin kendisini de gözetlediğini ve yasadışı dinlenenler arasında, AB konsolosluklarının ve hedef olarak seçilen AB parlamenterlerinin yanı sıra, Türkiye “hedef”lerinin olduğunu ortaya çıkardı. “Snowden tarafından sızdırılan belgelere bakılırsa, bu amaçla kullanılan yöntemler arasında; elektronik cihazlara böcek yerleştirerek veri toplama, hedeflenmiş bilgisayarlardaki her türlü verinin kopyasını çıkaran yazılımlar var.” (http://goo.gl/fvg7j).

Bütün bunların ortaya dökülmesi AB tarafında doğal olarak büyük gürültü kopardı. AB yetkilileri bunu soğuk savaş sırasında düşmanlara karşı uygulanan operasyonlara benzeterek Washington’dan açıklama talep etti. Zaten ABD lobilerinin ağır baskı uygulaması yüzünden şaibeli hale gelen ve gizli olarak yürütülmesi başta dijital aktivistler olmak üzere demokrasi savunucuları tarafından protesto edilen ABD – AB serbest ticaret bölge anlaşmaları (TTIP ve TAFTA) da şimdilik suya düşmüş görünüyor (http://goo.gl/wBldx). Benzer biçimde, ABD lobisinin geçmemesi için uğraştığı yeni AB kişisel veri koruma düzenlemesinin yürürlüğe girmesi de hemen hemen kesinleşti; ki bu ABD’nin canını çok sıkacak ve yakacak bir gelişme. Avrupa Parlamentosu da acil bir toplantı yaptı ve NSA casusluğunu kınayan bir karar metni ortaya çıktı (http://goo.gl/icdBm).

Bu arada, İngiliz hükümeti, İsveç ile birlikte AB’nin ABD ile casusluk meselesini görüşmesini engelleyecek bir katakulliye girişti; görüşme kararını veto ederek geciktirmeye çalışıyorlar (http://goo.gl/XjwWG). Bir dipnot: İngiltere ve İsveç arasındaki bu karanlık işbirliği, WikiLeaks kurucusu Julian Assange’ın İngiltere tarafından hukuksuz bir biçimde, Ekvator Konsolosluğu’nda rehin tutulması ve aslında kendisine karşı herhangi bir suçlamanın bulunmadığı İsveç’e iade edilmesi ısrarının arkasındaki niyeti de gayet güzel bir biçimde açığa vuruyor. Assange’ın İsveç’e iade edilirse, hızla ABD’ye gönderilerek yargılanmasının önünün açılacağı iddiasına da gerçeklik kazandırıyor.

Şu sıralar ABD devlet mekanizmasının Snowden’ın peşine bu kadar saplantılı bir biçimde düşmesinin nedeni de ortada: Kamu yararı gözeten sızıntı gazeteciliğini ve belge/bilgi sızdıranları bastırmak için elinden geleni yapıyor ABD. Glenn Greenwald, Snowden’a yardım elini uzatan Assange ve WikiLeaks ekibi, hepsi NSA’in hukuksuz saldırısı altında... Ama ne CableGate skandalının ortaya dökülmesini borçlu olduğumuz ve yıllardır tüm hakları gasp edilerek tutsak edilen Bradley Manning’e, ne son yılların gündemine damgasını vuran sızıntı gazeteciliği platformu WikiLeaks ve Julian Assange’a yönelik gözdağı operasyonları işe yaramış görünmüyor. Tersine bugün Manning, Assange, Greenwald ve Snowden birer kahraman olarak algılanıyor; tıpkı yıllar önce Pentagon Dosyaları’nı sızdıran ve başına gelmedik kalmamış Daniel Ellsberg’i kahraman olarak gördüğümüz gibi.

Gelelim, NSA, PRISM ve bunun Türkiye boyutuna: AB ülkeleri dışında, Güney Kore, Hindistan, Japonya gibi ülkelerin yanı sıra Türkiye’nin de dinlendiği ortaya çıkınca bu konuda doğru dürüst tek bir resmi tepki gelmemiş olması düşündürücü. Oysa AB’de ve diğer ülkelerde yer yerinden oynadı, ABD’den resmen bilgi talep edildi. Çünkü konsolosluk dinlemelerinin dışında, ülkelerin demokratik olarak seçilmiş vekilleri, şirket yöneticileri, gazetecileri vb. de NSA tarafından hedef olarak alınmıştı. Türkiye’den çıt çıkmamış olmasını hükümetin Haziran direnişi ve ardından patlayan Mısır olaylarına saplanmış olmasına mı bağlayacağız? Mesela Dışişleri Bakanlığı sitesinde Gine seçimleriyle ilgili açıklama var, ama NSA ve PRISM hakkında tek kelime yok (http://goo.gl/Da1kD); dinleme ile ilgili İngiltere’nin bakan Mehmet Şimşek’i dinlediği ile ilgili haberleri kaygı verici bulan bir açıklama var oysa (http://goo.gl/D3zDZ). İngiltere’nin PRISM kapsamında ABD yardımı aldığı ise gayet iyi biliniyor. Başka ülkelerin de bu “yardım”dan gizlice sebeplendikleri duyuluyor. İnsanın aklına ister istemez suskunluğun ikrardan mı geldiği sorusu düşüyor. FinFisher, Phorm ve DPI gibi hukuksuz gözetim araçlarının kullanımı konusunda zaten yeterince yüklü bir sabıka bulunuyor orta yerde (http://goo.gl/jZzJv). Dolayısıyla Türkiye’nin acilen bağımsız bir hukuk devleti gibi davranması ve ABD’den bilgi talep ederek biz vatandaşları da bilgilendirmesi gerekiyor.

Snowden’ın bir röportajda söyledikleri, gözetim devletlerinin işinin çok zor olduğunu, çünkü onların da halkların demokratik gözetimi altında olduklarını, Büyük Birader’lerin de çok sayıda “küçük birader” tarafından donatılan kamu vicdanı tarafından da denetlendiğini açıkça ortaya koyuyor (http://goo.gl/7dXXq): “Kötü bir şey yapmadığım için kendimi saklama niyetim yok. Hiçbir şey için pişman değilim. (ABD hükümeti cezai soruşturma başlattığı için) ülkeme tekrar dönemeyeceğimi biliyorum. Birçok şeyi feda ederek bunu yaptım çünkü ABD yönetiminin mahremiyeti, internet özgürlüğünü ve temel hürriyetleri hiçe saymasına vicdanım el vermedi.”