Yazarlar 23 TEMMUZ 2015 / 13:46

ÖZGÜR UÇKAN GİTTİ AMA ÇITAYI YÜKSELTMEYE DEVAM

TEKNO-POLİTİK

Osman Coşkunoğlu

ocoskunoglu@gmail.com

https://twitter.com/osmancoskunoglu

www.facebook.com/osman.coskunoglu

www.coskunoglu.org

ULUSAL

ÖZGÜR UÇKAN GİTTİ AMA ÇITAYI YÜKSELTMEYE DEVAM

Kimileri sadece bedenleri ile bir boşluk doldurur, çok ender kişiler ise gidince arkasında bir boşluk yaratır. BThaber’de de önemli yazılar yazmış olan Özgür hoca, arkasında bir boşluk yaratarak gitti. Ama, özgür internet, birey ve toplum mücadelesi için yön gösteren esaslı bir pusula da bıraktı bizlere.

Bilişim odaklıydı ama teknolojinin sanat, felsefe ve politika ile kesiştiği alanlardaki bilgisini, kültürel birikimini paylaşarak, iz bırakarak gitti Özgür. Gerçek bir entelektüel ve kanaat önderiydi. Aydın kişiydi ama ülkemiz aydınlarının çoğundan farklı olarak, önyargıları yoktu ve egosunun esiri değildi. Kendisini değil, bilgili ve bilinçli bir özgürlük mücadelesini öne çıkaran bir kişiliği vardı. İnternette ve yaşamda özgürlük… Sadece merkezi otoriteye karşı bir özgürlük değil. Çok boyutlu kültürel birikimden ve bunun paylaşımından haz alan bir düşünce yapısının erişebildiği özgürlük…

İnternetin, bireyin ve toplumun özgürleşmesi üzerine sohbetlerimiz sırasında bana bir kitap önermişti: Ori Brafman ve Rod Beckstrom’un beş yıllık yoğun bir araştırma sonucu yazdığı “The Starfish and the Spider – The Unstoppable Power of Leaderless Organizations” (Denizyıldızı ve Örümcek – Lidersiz Örgütlerin Durdurulamaz Gücü). Örümcek, merkezi bir kontrol altında ağını örer. Örümceğin bacağını kesseniz, kötürüm olur, başını kesseniz ölür. Denizyıldızı ise bir “baş”tan yoksun, “bacak”lardan ibarettir. Bacağı kesseniz, yenisi çıkar, kesilen bacaktan da yeni bir denizyıldızı oluşur. Etkin organizasyonlar denizyıldızı gibi gayrimerkezi (decentralized) olmak zorunda. İnternet gibi ve internet sayesinde...

Güç odakları ile özgürlük mücadelesi verenler arasında, Özgür’ün ifadesiyle, bir “çıtayı yükseltme” yarışı süregidiyor. Özgür’ün bu teriminden habersizken, internette sınırlamaların önünü açan 5651 sayılı kanun ilk kez 2006 Mayıs’ında gündeme geldiğinde, TBMM’de yaptığım konuşmada, virüs ile anti-virüs arasındaki mücadeleyi analoji olarak kullanmıştım. Sürekli yeni virüsler çıkacak ve sürekli güncellenen anti-virüslerin koruma duvarı yükselecek. Sansür ve yasaklar ile bunlara karşı mücadeleye analojik süreç, şimdilik sonsuza kadar sürecek gibi görünüyor.

Özgür’ün “çıtayı yükseltme” yarışı ise sansür ve yasaklar ile sınırlı bir alanda değildi. Çok boyutlu bir mücadele olarak bana geniş bir perspektif kazandırdı. Politik bir savaş alanına dönüşen internette, ekonomik ve siyasi güç odakları kaba sansür veya yasaklardan daha farklı, ince ve gizli yöntemlerle egemen olma çabasında. Örneğin, gözetleme, mahremiyet ihlalleri, algı yönetme … Bu yöntemlerden oluşan görünmez duvarlar arasına insanı hapsedip kontrol etmek isteyen ekonomik ve siyasi güç odakları sürekli olarak bu duvarı yükseltirken, karşılarında özgürlük mücadelesi verenler de sürekli bu duvarı afişe etme ve üstünden atlama mücadelesi veriyor. İşte bu savaşta, Özgür’e göre, kazanmak mümkün değil. Savaş, iki tarafın da sürekli olarak “çıtayı yükseltme” yarışı olarak sürüp gidecek. Bu yarışta, özgürlük mücadelesi verenler, denizyıldızı gibi, meseleler etrafında toplananların yatay örgütlenmesi ile ve sürdürülebilir bir dijital aktivizm ile güçlü ve etkin olabilirler.

Özgür gitti ama ismi gibi bir internet, birey ve toplum için verilecek mücadelede kullanılacak, düşünsel ve eylem boyutlarında önemli araçlar bıraktı bizlere.

BİREYSEL

ERGENLERDE TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI TARTIŞMASI

Çağımızın ilginç tartışma, hatta münazara konularından birisi de, ergen yaştakilerin teknolojiye bağımlılığı psikolojik bir sağlık sorunu mudur üzerine. Bu konuda, geçen ay Amerika’da yeni bir tartışma vardı (http://nyti.ms/1CFN21d).

Ocak yazımda tanıttığım (http://www.bthaber.com/kitaplar-2014) “It’s Complicated” kitabının yazarı Danah Boyd’a göre, sorun ergenin sürekli baktığı ekranda değil, üstündeki baskılarda. Anne-baba baskısı, okul ve sınav baskısı altında sıkışan bir ergen için akranlarıyla sosyalleşmek, dünyayı anlamak, eğlenmek bir ihtiyaç. Dolayısıyla, teknoloji adeta bir emniyet subabı. Çin ve Kore gibi, başarı için okul baskısının aşırı yoğun olduğu ülkelerde, teknoloji bağımlılığı gerçek bir sorun haline gelirken, Finlandiya ve Hollanda gibi öğrenci mutluluğunu başarı için gerekli gören ülkelerde ise böyle bir sorundan söz edilmiyor.

Southern California Üniversitesi’nde eğitim ve psikoloji doçenti Brendesha Tynes, ekran önünde geçirilen zaman süresinin değil, o sürede karşılaşabileceği taciz ve sataşmaların sorun yaratabildiğini savunuyor.

Yale Üniversitesi’nde psikiyatri, çocuk çalışmaları ve nöro-biyoloji profesörü Marc Potenza, internete bağımlılık gibi bir sorun olduğunu iddia edecek bilimsel bulguların olmadığını, bu konularda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtiyor.

2014 yılında okuduğum kitaplar içinde en beğendiklerimden birisi olan “It’s Complicated”ın yazarı Danah Boyd’un görüşlerini okurken, üstelik spor olanaklarından mahrum ülkemiz ergenleri üstüne yüklenen inanılmaz boyutlardaki sınav baskılarını düşündüm. Acaba, sosyal ağ kullanımında ve telefon konuşma sürelerinde önde gelen ülkelerden birisi olmamızın nedenlerinden birisi bu baskılar olabilir mi?

KÜRESEL

SICAK YAZ GÜNLERİ İÇİN “SERİN” BİR KİTAP?!

New York Times gazetesi, geleneksel olarak her yıl yaz başında, tatilde, plajda okunacak kitaplar önerir. Bu seneki listesinde (http://nyti.ms/1ekPP4K) şaşırtıcı bir kitap vardı: Jacob Silverman’ın “Terms of Service: Social Media and the Price of Constant Connection” (Hizmet Kullanım Şartları: Sosyal Medya ve Sürekli Bağlantının Fiyatı).

Kitabın içeriği, BThaber okuyucularının bildiğine inandığım gerçekler. Ücretsiz kullanılan Facebook, Twitter, Google+ gibi sosyal ağların aslında bir fiyatı var: Kendiniz hakkında verdiğiniz bilgilerin ticari ve diğer amaçlar için kullanılabilmesi. Yazar, bu distopik kitabında sizlerin profilinizde ve mesajlarınızda ifşa ettiğiniz kişisel bilgilerinizin nasıl kullanılabileceği konusunda korkutucu gerçekleri yazıyor.

İçerikten daha ilginç olan, bu kitabı New York Times’ın yaz tatilinde, plajda okunacak bir kitap olarak önermesi. Gazete, Orwell türü – yani distopik – teknoloji kitap pazarının Amerika’da patladığını ve bunların artık – romantik aşk ve benzeri hafif romanlar gibi – plaj kitabı haline geldiğini belirtiyor. Bunu ilginç ve kamuoyu farkındalığı açısından sevindirici buldum. Umarım, ülkemiz kamuoyu da sosyal ağ firmalarının mahremiyetimizi ihlal etmesi konusunda duyarlı, dolayısıyla bilgili ve bilinçli hale gelebilir.

Bu yazıda amacım kitabı tanıtmak veya eleştirmek değil. Fakat, son bölümündeki önerilerinin birisini belirteyim: Yalan söyleyin. Yani, sosyal ağlarda hakkınızda yanlış bilgiler sunarak, yanlış bilgi içerikli mesajlar koyarak dezenformasyona başvurun.

 

 
ETİKETLER : 1031