Yazarlar 05 AĞUSTOS 2014 / 07:41

Şarjım postalımda

Pili hızla tüketen cihazların kolayca şarjını sağlayacak yenilikçi çözüm, ayağa düştü: Postala girdi. Savunma sanayii devi Lockheed Martin ve Kanadalı ayakkabı üreticisi STC Footwear ile Kinetic Boots Ar-Ge’siyle geliştirilen e-postallar (!) Amerikan askeriyesi için elbet. Taşıdıkları silah, taktik giysi, yiyecek, su, cephane ve diğer cihazların 40 kiloyu aşan ağırlığına, bir de 10 kiloya varan şarj cihazı ağırlığı taşımak yerine, ayaklarına sadece 85 gramlık bir ağırlık bindirerek işi halledecekler. Kinetik enerjiden elektrik üretecek şarj sistemleri üzerinde Ar-Ge yapan şirketler, böyle bir yenilikçi çözümü yıllardır geliştirmeye çalışıyordu.

Sonuçta, Lockheed Martin, sürekli hareket halindeki askerlerin cihazlarının sürekli şarj edilmesini sağlayacak sistemi geliştirdi. Telsiz ve telefon şarjı için gereken bütün donanımı postalın tabanına yerleştirdi. Bunu da o kadar ergonomik yaptı ki, postalın ağırlığı sadece 85 gram arttı.

Asker, bir saat yürürse, her iki ayağından, bir iPhone5’i 3 kere şarj edecek elektrik üretiyor. Hem yeni malzeme türleri, hem yeni üretim teknikleri sayesinde askeriyenin ezeli bir derdine savunma sanayii çözüm getirmiş oldu. Ve, savunma sanayiinde pişer, sivile de düşer: Bu yenilik, yakın bir gelecekte “sivil” ayakkabı sanayiine de uygulanabilecek.

Bionic Power’ın benzer bir ürünü var: Kalçadan başlayarak ayak bileğine kadar inen, protez gibi takılıp çıkartılan bir “robokop dizliği” de normal yürüyüş hızında 12 watt elektrik üretiyor. Bu da 4 ayrı mobil cihazı bir saatte şarj edebiliyor.

InStep Nano Power ise ayakkabı tabanına yerleştirdiği düzenekte nanoteknolojik bir çözüm geliştirdi: Civaya benzeyen ama zehirli olmayan galinstan adlı kimyasalı mikro-damla jele dönüştürdü. Her adımda oluşan titreşimi bu jel, 20 watt’a kadar elektriğe çeviriyor.

Askerin yükünü azaltmaya yönelik Ar-Ge, ülkelerin gündeminde. Avustralya Ulusal Üniversitesi (ANU) giyilebilir güneş panelli yelek üretti. Gayet esnek, insan saç telinin yarı inceliğinde (45 mikron) güneş panelli yelek 140 watt elektrik üretebiliyor. İş bittikten sonra asker, yeleği rulo haline getirip çantasına koyuyor. Bunlar askerin miğferine, üniformasına, sırtındaki çantasına, çadırına takılabiliyor. İnceliğine rağmen eksi 40 dereceden, artı 70 dereceye kadar çalışıyor. Bu askeri çözüm de sivillere yarayacak eninde sonunda...

İngiltere Savunma Bakanlığı’nın mali desteğiyle Glasgow başta olmak üzere 6 üniversitenin ortaklığında yürütülen Ar-Ge’de ise hedef, üniformanın bütününün güneş panelinden üretilmesi... Bu sağlandığı takdirde askerin hareket yeteneği yüzde 50 artacak.

GII 2014

Fransa’nın küresel çapta işletme uzmanı yetiştirdiği Avrupa İşletme Yönetimi Enstitüsü (INSEAD) ile Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) tarafından hazırlanan Küresel Yenilikçilik İndeksi 2014 açıklandı. (The Global Innovation Index 2014).

143 ülke arasında 54. sıradayız. 2013’e göre yükseldik: 68/142’ymişiz.

2012’de daha aşağıdaymışız: 74/141. Oysa 2011’de 65/125’mişiz. Yani üç aşağı beş yukarı aynı yerlerde dolanıyoruz. Ama yine de 54’üncülük daha iyi.

Bu yılki raporun ana fikri: İnovasyon için sosyal sermayenin önemi. Daha resmi ifadeyle: İnovasyonda insan faktörü.

En üstte birinci sırayı İsviçre alıyor: Puanı 64.78. Türkiye’nin puanı: 38.20. Bizim üstümüzdeki komşular Güney Afrika, Panama, Seyşeller. Alt komşularımız Romanya, Moğolistan, Kosta Rika.

Komşuları böyle sıralayınca Türkiye’nin yeri pek tuhaf duruyor. Yani, kel alaka ülkelerle benzer düzeyde sosyal sermaye ve inovasyonumuz mu var? Ama işte 81 gösterge üzerinden hesap yapılınca durum bu...

İndeskte dikkat çeken olumlu ve olumsuz puanlara gelince... Önce, bir kaç olumsuz: Siyasi istikrar konusunda 124. sıradayız. Basın özgürlüğünde 126’ncıyız... Birkaç da olumluya bakalım: Ticaret ve rekabette 8. Yerel rekabetçilikte 13. Yazılım harcamalarının GSYH içindeki payında 9. Kültürel ve yaratıcı hizmet ihracatında 20.

İnovasyon girdisinde Türkiye 78. sırada. 2013’te 81’dik. Biraz yükselmişiz. İnovasyon çıktısında ise 39. sıradayız. 2013’te 53’müşüz. Yine yükselmişiz. İnovasyon verimliliği oranımızı hesaplamışlar: 11. sıradayız. Puanımızın yanında “olumlu” işareti var bu sayede. 2013’te 29. sıradaymışız, yine yükselmişiz.

Bir yıl içinde yükselme başarısı! Bunun sürmesi, daha da önemli bir başarı olacak.

Lokantamı beğenmedin ha?!

Fransız blog yazarı Caroline Doudet, bir restoranda yediği yemekten memnun kalmayınca, yazdığı yeme-içme blogunda restoran için, “Gitmeyin” dedi.

Fransa’nın turistik bölgelerinden Aquitane’de Cape-Ferrat’taki Il Giardino restoranını Google’dan arayanlar, 4. sırada bu “uyarıyı” görmesin mi! Restoran, hakkındaki bu olumsuz cümle nedeniyle “hakkının zedelendiğini” savunarak blogcu hanımı mahkemeye vermesin mi! Ve davayı da kazansın mı bir güzel!

Mahkeme, blogdaki “gitmeyin” cümlenin değiştirilmesine, yazar hanımın tazminat ve şikayetçinin mahkeme masrafı olarak toplam 2,500 avro ödemesine hükmetti. Çünkü efendim, hanımın Cultur’elle adlı blogu “moda, yaşam tarzı, kültür”le ilgiliymiş ve 3 bin de takipçisi varmış. Böylece, restoran aleyhindeki “haksız” izleniminden bu 3 bin kişi etkilenmiş.

Şimdiye kadar görülmemiş, duyulmamış tuhaflıktaki bu karar, BBC’den Reuters’a birçok küresel yayın kuruluşunca haber yapıldı. Restoran, hayal edemeyeceği kadar konu oldu. Yazar Doudet, BBC’e verdiği mülakatta şöyle dedi: “Bir arama motorunda üst sıralarda yer almak veya okurlar nezdinde fazla etkili olmak, şimdi yeni bir suç kavramı demek ki? Blog yazarının etkili olması isteniyor ama herkes hakkında sadece iyi şeyler mi yazması gerekiyor?”

Hanım blogcu yine de şanslı sayılır. Çünkü restoran sahibi, yazının içeriği için de şikayeçi olmuştu. Ne demekti Il Giordino’da yemeğin ve servisin kötülüğü? Yargıç ise içeriğe bakmadan, sadece yazının başlığına ceza kesmekle yetindi. Doudet yazısını sildi, tazminatı ödedi ve işi uzatmayacağını söyledi. Ama acaba yarın, başka birileri için de benzer bir dava açılırsa ne olacak?
ETİKETLER : 982 edip emil öymen