Yazarlar 01 ARALIK 2014 / 10:07

TEKNO-POLİTİK

ULUSAL

ULUSLARARASI İTİBAR SORUNUMUZ VAR

Kasım ayı başında, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin (ITU) düzenlediği ve tüm BM üyesi ülkelerin katıldığı dört yılda bir toplanan Tam Yetkili Temsilciler Konferansı (Plenipotentiary) G. Kore’nin Busan kentinde gerçekleşti. Telekomünikasyon alanında tüm BM ülkelerini bağlayan kararların alındığı bu önemli toplantıda, ITU’nun internet yönetişiminde karar verici olma isteği gerçekleşemedi.

Ülkemizin kısır gündeminde yer alamayan bu önemli toplantıda, ayrıca seçimler yapıldı. Tek aday olarak üstünde aylar öncesi anlaşılmış olan Çinli Houlin Zhao ITU Genel Sekreteri seçildi. İnternette sansür ile ünlü Çin’den bir adayın ITU Genel Sekreteri olması, ITU’nun internet yönetişiminde yetki sahibi olmasını imkansız kıldı.

ITU Konsey’inde Avrupa’dan 8 ülke seçilecekti. Türkiye dahil 8 aday vardı zaten ve hepsi seçilmiş oldu. Bu formalite seçimler dışında, kilit noktalarda yarışmalar yaşandı. Bunlardan biri olan Telekomünikasyon Standartları Bürosu Direktörü pozisyonu için, biri Türkiye’den, üç aday vardı . Kore’li aday Lee, daha birinci turda 87 oyla salt çoğunluğu aldı ve seçildi. Tunus’lu aday Jamoussi 50, Türkiye’nin adayı BTK’dan Ahmet Çavuşoğlu 32 oy aldılar. Burada yenilgiye uğrayan Çavuşoğlu değildir, sadece BTK da değildir. Çavuşoğlu’nun adaylığını sunan dilekçenin altında imzası bulunan UDH Bakanı Lütfü Elvan bu yenilgiden sonra Türkiye’nin uluslararası telekomünikasyon ve internet çevrelerindeki itibarı üzerine düşünmelidir.

Bu yenilgiden bir ay önce önemli bir uluslararası seçimde daha Türkiye kaybetmişti. 2008 yılında rekor oyla (151) BM Güvenlik Konseyi’ne daha birinci turda seçilen Türkiye, bu yılın Ekim ayında tekrar aday olmuş ve sadece 60 oy alabilmiştir. Bu yenilgiler, Türkiye’nin uluslararası itibarında ciddi bir sorun olduğunun göstergesidir. Nitekim, New York ve Kopenhag merkezli küresel araştırma kuruluşu Reputation Institute tarafından Eylül’de yayımlanan ülkelerin itibarı araştırmasında (http://bit.ly/1xZ2Buk), 55 ülke içerisinde Türkiye 39. sırada, itibarı zayıf ülkeler arasında yer alıyor. İtibarın sadece soyut bir prestij kavramı olmadığı, ekonomik anlamı da olduğu raporda güzel anlatılıyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin uluslararası seçimlerde aldığı yenilgiler, ekonomimizi ve firmalarımızı da ilgilendiren bir sorun.

BİREYSEL

CAM KAFES İÇİNDE MİYİZ?

Nicholas Carr teknoloji alanında önemli ve saygın bir düşünür. Atlantic dergisinde 2008 yılında yayımlanan ve Google’ın bizi aptallaştırdığı iddiasındaki makalesi hala en çok okunanlar listesinde. Bu iddiasını internet ve web için genelleştirdiği 2010 kitabı, “The Shallows” hem en çok satan listesinde yerini aldı hem de Pulitzer ödülü finalisti oldu. Carr’ın Ekim’de çıkan “The Glass Cage” (Cam Kafes) kitabı, daha da ileri giderek, bilgisayar ve yazılımın yarattığı otomasyonun insanı gerçek dünyanın bir parçası olmaktan koparıp, izleyici konumuna getirdiğini, bireyin zihinsel ve fiziksel yeteneklerini körelttiğini iddia ediyor.

Bir yazılımın otomatik olarak belirlediği teşhisi düşünmeden kabullenen tıp doktorunun yaptığı yanlıştan, uçakların kontrolünü tamamen oto-pilota bırakan pilotlarda oluşan zihinsel tembellik ve kaybettikleri yetenekler nedeniyle meydana gelen uçak kazalarına kadar örneklerle, Carr 232 sayfalık yeni kitabında bu iddiasını desteklemeye çalışıyor.

Carr’ın verdiği örnekler ikna edici değil. Acaba, bilgisayar desteği kaç doktoru yanlış yapmaktan kurtardı? Bunu bilemeyiz. Fakat, oto-pilotların geliştirilip yaygın kullanım bulduğu son 30 yılda uçak kazalarının çok azaldığını biliyoruz. Nitekim, Carr bu istatistiksel gerçeği inkar edemiyor ama kazaların azalma başarısına “karanlık bir dipnot” eklemek gerektiğini ileri sürüyor: Pilotlar kullanmadıkları yeteneklerini zaman içerisinde yitiriyor. Nitekim, FAA bu konuda bir uyarı yayımlamış. Burada çözüm, oto-pilotları suçlamaktan geçmiyor; pilotların yeteneklerini yitirmemeleri için, belli aralıklarla bunları kullanma eğitimlerinin tekrarından geçiyor. Genelleştirirsek, yaşam boyu eğitimin önemi ortaya çıkıyor ama Carr buna değinmiyor kitabında.

Carr, teknoloji karşıtı olmadığını ileri sürüyor. Bireyin otomasyon teknolojisi merkezli bir dünyada kendini gerçekleştiremeyeceğini, etrafa yabancılaşacağını ileri sürerek, insan merkezli ve insanla beraber çalışan teknoloji dünyasını savunuyor.

Carr’ın etraflı araştırmaya dayanan kitabına haksızlık etme riskini göze alarak, basit bir örnek olarak otomobil-insan ilişkisini düşünüyorum. Otomobil (artı TV) nedeniyle bireyin fiziksel olarak hareketsizleştiğini ve kalp-damardan tutun diyabete kadar birçok hastalığı davet ettiğini biliyoruz. Bu sorunları önlemek için, otomobili değil insan davranışını değiştirmek gerektiğini de biliyoruz.

Sansasyon meraklısı medyanın, ürünlerini satma peşindeki teknoloji firmalarının da desteğiyle, otomasyon teknolojilerini sihirli bir değnek olarak gösterdiği ortamda Carr’ın uyarılar içeren kitabı dengeleyici olarak yararlı. Ayrıca, otomasyon ile ilgili ortaya çıkabilen, ama gözden kaçan etik sorunları dikkate getiriyor. Dolayısıyla, Carr’ın bu ve önceki kitabı “The Shallows,” teknolojinin birey üstünde yarattığı olumsuz etkilerinin anlaşılması bakımından çok yararlı. Fakat, bu sorun ve olumsuzlukları gidermek için Carr sadece teknolojinin “ehlileştirilmesi” üzerinde dururken, bireyi “cesur yeni dünya”ya hazırlamak ve o dünyanın koşullarına göre eğitmek konusunu ihmal ediyor diye düşünüyorum.

KÜRESEL

OBAMA DA PORNO YILDIZLARI DA AĞ TARAFSIZLIĞINI DESTEKLİYOR

“Ağ Tarafsızlığı Kavgası” başlıklı Eylül yazımda (http://bit.ly/1BVmveR) konuyu kısaca açıklamış, ABD’de telekom ve internet alanında düzenleyici kuruluş olan FCC’nin 2013’de atanan yeni başkanı Tom Wheeler’ın ağ tarafsızlığını bozacak bir karar almak üzere olduğunu yazmıştım. Kamuoyunun buna yoğun tepkilerini belirtmiştim. Konuyu daha iyi anlamak, ağ tarafsızlığının nasıl işlediğini öğrenmek için güzel yazılar (örneğin, http://bit.ly/1unsjUB) ve videolar (örneğin, http://nyti.ms/1xgZfjr) yeni yeni ortaya çıkıyor.

ABD’de seçimler bitinceye kadar bu konuda sessiz kalan Obama, 10 Kasım günü ağ tarafsızlığını savunan güçlü bir açıklama yaptı (http://slate.me/1HyHHI3). Bir tarafta yoğun kamuoyu baskısı ve Obama’nın açıklaması, diğer tarafta internetten nemalanmak isteyen büyük telekom firmaları arasında sıkışan FCC başkanı Tom Wheeler, bu konuda kararın ertelendiğini açıkladı.

Obama’nın açıklamasında birkaç gün sonra, ABD’de porno yıldızları bu açıklamayı ve ağ tarafsızlığını destekleyen 1,5 dakikalık bir video yaptılar (http://bit.ly/1AuJ88p). Yeni haberdar olduğum, komik videoların yer aldığı bu siteye girmenin 6 Haziran 2014 tarihinde TİB tarafından engellendiğini de öğrenmiş oldum. Haber bir yerli sitede de yer alıyor (http://bit.ly/1uM4CJe).

Obama’nın açıklamasına bunca destek varken neden porno yıldızlarının yaptığına yer verdiğim merak edilebilir. Ben de, ABD’de porno yıldızlarının bile ilgi duyduğu internetle ilgili bu önemli konunun neden ülkemizde fazla ilgi görmediğini merak ediyorum. Ağ tarafsızlığı ile ilgili ABD’de alınacak bir karar tüm dünyayı etkileyecektir. Nitekim, Avrupa Birliği’nin de ağ tarafsızlığını koruyan kararını değiştirebileceği geçtiğimiz hafta tartışılmaya başlandı bile (http://bit.ly/1vxlru7). Bir yandan internet yönetişimi diğer yandan ağ tarafsızlığı, ilgisiz kalmamamız gereken tehlikeli gelişmelerdir.

ocoskunoglu@gmail.com

https://twitter.com/osmancoskunoglu

www.facebook.com/osman.coskunoglu

www.coskunoglu.org
ETİKETLER : 998