Yazarlar 02 MART 2015 / 09:15

TEKNO-POLİTİK

ULUSAL 


“YENİ DÜNYA” VE “YENİ TÜRKİYE”


Sabah eve gelen gazetelere ve internetten diğer haber kaynaklarına bakıyordum. Siyasi kavgalar, muhalefete muhalefet yapan hükümetin söylemleri, iktidarı beğenmeyenlerden hükümetin laflarına laf yetiştirmelerle sınırlı açıklamalar, “ünlü”lerin iktidara yaranma çabası ve bunlara laf yetiştirmeler, yeni nesli dindar yapmaya yönelik eğitim reformları, sosyal ağlardaki mesajlar nedeniyle tutuklamalar, ithamlar, suçlamalar, bunlara yanıtlar, mezhep ve etnik kavgaları, cinayetler, protestolar,… gibi standart “Yeni Türkiye” gündemini es geçtim.

İnternet ve ilgili teknolojilerin yarattığı, sanayi devriminden sonra en büyük çağ değişimini yaşayan “Yeni Dünya”ya yetişme çabasındaki Türkiye ile ilgili haberleri, köşe yazılarını, STK açıklamalarını ve akademisyen çalışmalarını okumaya, hangi TV programlarında bu konuların tartışılacağına bakmaya başladım.

Obama’nın geçenlerde Silikon Vadisi’ne gidip, kişisel mahremiyet ile ulusal güvenlik arasında nasıl bir denge kurulabileceği üzerine internet firmaları ile aralarındaki gerginliği giderici görüşmelerde bulunmuştu (http://nyti.ms/1DBYbPy). Bundan esinlenen cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da benzer bir katılımcılık anlayışı sergileyerek, ilgili teknoloji firmalarıyla, 5651 sayılı yasa ile yeni torba yasa ve Kişisel Verileri Koruma yasa tasarıları üzerine yaptığı uzlaşmacı görüş alış verişi her yerde baş haberdi.

TÜBİSAD’ın ısrarlı baskıları, medyanın da desteğiyle sonuç vermişti. Başbakan Davutoğlu’nun, TÜBİSAD’ın “Ekonomide Atılım için Bilişim” raporundaki  (http://bit.ly/17zY3Sp) önerileri dikkate almaya başladığı da diğer önemli baş haberdi. Türkiye’yi hapsolduğu orta gelir tuzağından çıkarmakta, faiz ve kur ile ilgili kısır tartışmalar ötesinde yapısal reformları yapmakta, 2023’de dünyada en büyük on ekonomi içinde olmak hedefini tutturmakta kararlı olduğunu seçimler yaklaşırken göstermek isteyen başbakan Davutoğlu, yanında ekonomi ile ilgili bakanlarla beraber basın toplantısında açıklamalar yapmıştı. “Yeni Dünya” gündemini sürekli izleyen köşe yazarları, TÜBİSAD’a da danışarak, Davutoğlu’nun açıklamalarını dikkatle analiz ediyor, tatminkar olup olmadığı üzerine somut yorumlar yapıyordu. TV kanallarının da akşam bu konuyu uzmanlarla tartışacağını anlıyoruz.

“Şu anda Kamu Entegre Veri Merkezi ile ilgili çalışmalarımız yoğun şekilde devam ediyor; ilkini de Konya Kozağaç’ta kurmayı planlıyoruz” (http://bit.ly/1CUuHJV) diye açıklama yapmış olan UDH Bakanı Lütfi Elvan’a gazetecilerin hemen “neden bu kadar gecikti, ayrıca coğrafi konumumuzu kullanarak bölgemizde içerik barındırma ve veri merkezi olma şansımızı Macaristan ve Bulgaristan’a kaptırdığımız iddiaları (http://bit.ly/19K1l7g) karşısında ne diyorsunuz?” diye sorduğunu okudum. Bakanın verdiği yanıtlar üzerine ilgili STK’lar ve köşe yazarları yorumlar yapıyor. Akşam TV’de bu önemli konunun tartışılacağı ilan ediliyor.

Uzatmayayım. Ülkemizin en büyük bilişim STK’sı Türkiye Bilişim Derneği’nin siyasi partilerden beklentileri (http://bit.ly/17jALAx) ve siyasi partilerin yanıtları medyanın gündemindeydi.  TÜSİAD ve TBV, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu toplantısında teknoloji, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve inovasyon gibi gündemdeki konularda pasif kalmak yerine sundukları etkileyici görüşleri kamuoyuyla paylaşıyordu. Deloitte’ın yayımladığı “Y Kuşağı Araştırması” (http://bit.ly/1LjjKTX)  üzerine Milli Eğitim Bakanı, ilgili STK’lar ve üniversitelerle beraber uygulanması gereken çağdaş eğitim politikalarını görüşüyordu. BTK’nın 2015 iş planı (http://bit.ly/1vOBW0M), başta Telkoder olmak üzere ilgili STK’larca ve medya tarafından toplum önünde tartışılıyordu. Bilişim sektörünün ihracatını şimdiki 3 milyar dolar düzeyinden 15 milyara çıkarmak için Elektrik, Elektronik ve Hizmet İhracatçıları Birliği’nin (TET) somut önerileri (http://bit.ly/1CUs62l) hem ilgili diğer STK’lar ve akademisyenler, hem de Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi tarafından değerlendiriliyordu…

Derken, uyandım! Rüya bitti! BThaber gibi birkaç teknoloji gazetesi dışında, ülkemizde hayat “Yeni Türkiye” gündemine hapsolmuş, “Yeni Dünya”dan kopuk haliyle devam ediyordu.

BİREYSEL

ELEŞTİREL DÜŞÜNME NEDİR?


21. Yüzyıl bireyinde olması gereken en önemli bilişsel yetenek nedir? Bu soruya farklı yanıtlar olsa da, “eleştirel düşünme” (critical thinking) üzerinde bir konsensüs var. İnovasyonla rekabet anlayışındaki işverenden, Y nesli için ürün geliştiren bilişim sektörüne ve çağdaş eğitimin nasıl olması gerektiği üzerine çalışanlara kadar geniş bir yelpazeyi ilgilendiriyor (veya ilgilendirmesi gerekiyor) bu yetenek.

Nitekim, Amerika’da iş ilanlarında eleştirel düşüncenin istenen bir yetenek olduğunu belirtenlerin sayısı, 2009’dan bugüne ikiye katlandı. İşverenler, üniversitelerin kompleks problemlerde “noktaları birleştirme” yeteneğine sahip, problem çözen mezunlar yetiştirmediğinden yakınıyor ama patronlar ve yöneticiler bu yetenek için somut bir tanım sunamıyorlar. Çalışanlar da, sadece verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirerek mi yoksa değişiklikler önererek mi başarılı olacakları konusunda kararsız kalıyor.

Eleştirel düşünme üzerine tamamen farklı nitelikte dört kaynaktan sunulan dört tanım şöyle

(http://on.wsj.com/1FD0Mcv):

“Bilgi kirliliğinden arındırarak, belirtileri (evidence) sorgulama ve mantıklı argüman geliştirme yeteneği.” (New York Üniversitesi sosyoloji profesörü Richard Arum)

  • “Düşünmeni iyileştirmek için, düşünürken, düşündüğün üzerine düşünme yeteneği.” (Eleştirel Düşünme Vakfı başkanı, eğitim psikologu Linda Elder)

  • “Bir karara veya sonuca varma yolculuğunda, var olan enformasyonu kullanabiliyor mu? Nasıl kullanıyor?” (Goldman Sachs Grubu, küresel insan kaynakları müdürü Michael Desmarais)

  • “Çeşitli ve farklı kaynaklardan gelen görüşleri dikkate alarak kendi görüşünü oluşturabilme yeteneği” (Brooklyn’de, sayısal müzik firması TuneCore’da yeni çalışmaya başlayan 21 yaşındaki Brittanny Holloway)


Eleştirel düşünme üzerine bir tanım, yani bir norm geliştirmek, normatif bir çalışmadır. Bu tanım üzerine eğitim ve öğretimin nasıl olması gerektiği üzerine reçeteler geliştirmeden önce, Y nesli de denen, internet çağına doğmuş olan nesli de anlamak ve betimlemek gerekir. Ülkemizde bu konuda sadece Deloitte’in bu yıl dördüncüsü yayımlanmış “Y Kuşağı Araştırması” vardır (http://bit.ly/1LjjKTX). Bu tür çalışmaların çoğalması akademisyenlerimize düşer. FATİH gibi, şimdilik sadece donanım dağıtımına odaklanmış, doğru dürüst bir eğitim projesi olamamış olan girişimlerin anlam kazanması ve etkin olabilmesi için bu tür araştırmalar gereklidir. Ayrıca Y neslinin önemli bir pazar olduğunu da düşünürsek, onları anlamak için şirketlerimizin daha çok araştırma yapması için akademisyenleri desteklemesi ve teşvik etmesi beklenir. Bu konuda ABD’de yapılan araştırmaları çevirmekle yetinmek ve Türkiye için de geçerli olduğunu varsaymak ise büyük bir yanlıştır.

 

Osman Coşkunoğlu


ocoskunoglu@gmail.com


https://twitter.com/osmancoskunoglu


www.facebook.com/osman.coskunoglu


www.coskunoglu.org


 
ETİKETLER : 1011